“Bakmak ve görmek, orta/lise çağlarında münazara konusu olabilen bir konudur. Bakan görmeyebilir. Kayseri’de herkes Erciyes’e bakar ama kimi kar görür kimi yar.
Benim balkonum da Erciyes’in soluna bakar. Şeytanın kulağıma işemediği günler, günün ilk ışıklarını doruğunda görebiliyorum. Görüntü, Ağustos sabahları gayet net. Ama orada ne yazdığını, ilahiyatçı bir arkadaşım kolumdan çekerek gösterdi. Falan gazete haber yapmış. Sonra alıcı gözüyle baktım ki doğru. Bu anlamda görmek, psikolojik bir hadisedir. Tasavvuf erleri bazı sesleri farklı yorumlarlar. Bu psikolojiyi açıklamak açısından “Oduncunun gözü omucada.” atasözü ipucu vermektedir. Herkes, ilgi alanına giren konularda önce gören ve yorumlayan olma açısından başkalarına fark atar.
Cumhuriyet Döneminde Said-i Nursî’nin yazıp çizdikleri, onun ardından giden, liyakatli veya liyakatsız- şâkirdleri tarafından, zındıklığın moda olduğu dönemlerde, “eserden müessire / yaratılandan Yaratan’a hareketle; Allah’ın varlığı kavratabilme konusunda birtakım gayretler sarf etmişlerdir. Basın hayatına atılan dergileriyle, Allah lafzının kalpte, çekirdekte, petekte yazdığını görüntüleyerek bu gayretlerini farklı biçimde perçinlemişlerdir. Aynı kafa yapısına sahip bir gazete de bir yenisini ekleyerek Erciyes’in doruğunda karla Arapça “ALLAH” lafzının yazdığını görüntüleyerek Kayseri’de halkı etkilemiş; alıcı gözüyle bakma nedeni olmuştur.
70’li yıllarda, bu kafa yapısınca “Tevafuklu Kur’an” meselesi ortaya atılmış; değişik vakıflar tarafından basılmıştır. Ancak Hasan Rıza (ö:1920) hattı baskısı Kur’an-ı Kerimlerin “Allah” lafızlarının altını çizerseniz bunu açıkça göreceksiniz. Eğer, edebiyattaki “imâle, zihaf sanatlarını da kullanırsanız…” sıklaşma ve seyrekleşmelerle, önünüze ortadaki kompozisyon çıkacaktır.
Yapılanları küçümsemiyorum ama şişirmiyorum da. Hadis kokusu hissedilen “Kendini bilen Rabbini bilir.” sözüyle ifade edilen, yaratılan yani bizzat kendinden hareket ederek Yaratan’a gitmek için Erciyes’in karının Arapça Allah yazması gerekmiyor. Nitekim bu sızıntıların kaynağı Üstad diyor ki: Eğer serahaten zikretse sırr-ı teklif bozulur. Adeta gökyüzündeki yıldızlarla vadıhan /açıkça “Lailahe illallah” yazmak misüllü bir bedahate girecek. O zaman ister istemez herkes tasdik edecek. Müsabaka olmaz. İmtihan fevt olur. Kömür gibi kirli ruh ile elmas gibi bir ruh beraber kalacaklar. Yani Ebubekir’le Ebucehil eşit olacaklar. Dünya imtihan sahası ise, bu da soruları çalınmış bir imtihan.
Allah, göğün yerin ve ikisi arasındakilerin, görünen ve görünmeyenlerin, bilinen ve bilinmeyenlerin Rabbidir. Hepsi de “mecburen mecburiyeten” Allah’ı zikrederler. Fakat insanın durumu başka. Allah’ın insandan istediği farklı. Rabbi insanla bir sözleşme yapmış; onu yeryüzünde halife yaratmış, hükmünü hayata hâkim kılmasını istemiştir. Yıllar yılı, Müslümanları Erciyes’in eriyen karı kadar geçici heyecanlarla oyalayan bu ekol, yaprağı eline alarak yapısından, fotosentezinden, damarlarından; ne kadar biyolojik ve fizyolojik mesele varsa, hepsinden yürüyerek bir yere varıyor: “Küçük bir yaratıktan büyük bir eser.” Bu büyük eseri Allah yarattı diyor. Sonra? “Zikredecek, fikredecek, şükredeceksin.” Ama nasıl? Nasıl ki tıka basa yiyip “Elhamdülillah” deyip çekilmek Üstad’ın ifadesiyle şükür değilse, Allah’ın varlığını isbatlayıp her şey yolundaymış gibi rahat hareket etmek de şükür değildir.
Yahudi’si de Hristiyanı da şöyle böyle bir Allah’a inanıyor. A. C. Morrison Allah’ın varlığını birliğini bizden daha iyi isbatlıyor. Zaman bunların zamanı değildir. Zaman, ondan sonra ne geldiğini söylemek zamanıdır.
Zaman, ondan sonra ne geldiğini anlamak, anlatmak ve gereğini yapmak zamanıdır. Bu yapılmadıktan sonra, Erciyes’in doruğunda Allah yazsa ne yazar yazmasa ne yazar?!.
Seneye Ağustos’da tekrar yazacağını söylesek keramet olur mu?!.
Ama insanoğlu anlamadan anlatamaz.”
Bu yazı, 1991 senesinde, Kayseri’nin mahalli bir gazetesinde yayınlanmıştı. İki yıl önce Kayseri Enstitüsü Derneği’nce bastırılan “38 KAYSERİ YAZILARI” adlı kitabımızda 33 yazı olarak yer almıştı. Çünkü bu kitapta, Kayseri gündeminden uzun süre düşmeyecek, uzun soluklu makalelere yer vermiştik. Bu Ağustos’ta yine “Erciyes Allah dedi” diyenler, bunca yıldır aynı yerde olduklarını gösteriyorlar. Bizim olaya tekrar katılmamız ise, keramet göstermek değil; Müslümanların heyecanlarını böyle şeylere harcamamak gerektiğini yinelemek içindir.
|