Bıldır Fatih Darülfünundan mezun yarımcık ve taze balaların hekimbaşı kura da Kayseri ismini görüp araştırmış sonra da istida verip gelemeyince Şifahanenin Kalan Livasından zorla getirilen baştabibi bu adamlar neden gelmez diye turlarmış. Bir de kurumlar arası atamadan Niğde’nin baştabibi de gelmekten vazgeçince iyice kedere düşmüş. Sonraki kura da da Şifahanenin halini gören 3 bala hekimbaşı gelmemiş. Bu lahza da Balaların hekimbaşıları teker teker şifahaneden ayrılmaya başlamış. Bıldır 9 bala hekimbaşı varken maalesef şu lahzada 2 kişi kalmış onca atamaya rağmen. Adama sorarlar bu adamlar niye buradan koşar adım gidiyor. Bir de son 3-4 ayda nisaların hekimbaşılarından da 3 kişi istida verip şifahaneyi terk eylemişler. Allah Ankara’dan hekim gönderenlere sabır versin. Kimi göndersek kaçıyor diyorlar. 28. atamada 3 kişi daha göndermişler. Bunları inşallah kaçırmaz………..
Hele birde matbuatta neşredilen Şifahane ile ilgili müzevvirata acayip derecede bozulmuşlar. Son 2 senedir şifahanenin altına üstüne getirmelerine rağmen amelelik işlerinin bitmemesine rağmen şifahaneden hizmet alan muzdariplerin sayısı bir türlü artmamış. Memleketin aylık çıkan bir dergisine arka sayfasının reklamının desteğiyle 2 tam sahife icraatın içinden programı verip bunu da devletlû baştabibin icraatları diyerek tüm şifahanede neşredilmiş. Sabah odalarına gelen memur kısmı fotokopileri görünce çok gülmüşler. Bunu gören bir hekimbaşıda içinden ve dışından‘’yalandan kim ölmüş’’ deyiverirmiş. Neden mi icraatın içinden ve gerçekler maalesef farklı imiş.
Matbuatın gücü neymiş gene görecek miyiz (Müdür yardımcıları Cübni Mıstafa Peynirleri mahzenden Hacılara kaçırdı, Akserçe evinden malzemeleri getirdi) bilmem amma velâkin, Şifahanenin son bir yıldır en devamlı amelesi yakışıklı, uzun boylu, biraz da tombalak Smail Efe ile yanında ırgatlık eyleyen delikanlı Osmanlı Efesi Uggur Beg’in sigortaları da yokmuş. Bu adamları her yerde çalıştıran baştabip efendi yarın bunlara bir şey olsa ALLAH korusun, halin nice olur.
Baştabip yaklaşık 3 aydır inşa işlerine yeterli vakit ayıramayıp ara da balalara ve yarımcıklara bakarmış. Adamcağız bayağı yorulmuş. Hemşire hanımlara dert yanarmış’’ Ben adam değil miyim? En çok ben yoruluyorum, bana yazık değil mi, benimde çorum çoluğum var’’ Bu Ankara neden sesimi duymaz. Yazık değil mi bana dermiş. Bir de arada Şahiner Bala gibi Arslan Bala gibi yolunda gitmeyen balalar canını ziyadesiyle sıkar dururmuş. Gene makineye rahatça solusun diye bağlanan balaların ciğerleri niyeyse patlar dururmuş. Bunun için gelen bala cerrahları da burnundan solurmuş. Bunlar niye patlar durur diye. Bir de Taze Balaların hekimbaşılarından birisi fena halde canını sıkar dururmuş? Her yerde ona hesap soracağım dermiş? O hekimbaşıda istifa ile Gevher Nesibe Enderun’una gitmiş de baştabip şu mübarek günde rahatlamış.
En son yaptıkları lohusanın karşısındaki asma kat son model alüminyum korumalıkların arasında otuz yıllık su borularının şekilsiz şekilsiz gıcık duruşu da adamcağızın canını sıkarmış ama olsun yeni bir inşaat daha çıktı ya hiç olmazsa boş durmayacak. Seramikleri kırıp granitleri döşemek altından boruları geçirmek adamcağıza keyif verirmiş. Size ne o boruların orda gıcık gıcık duruşundan.
Unutmadan trilyon akçeye yaptırdığı taptaze balaların kesif bakım servisinin nasıl ısınacağını unutmuşlar mı, yok akçeleri mi yetmemiş Selim Agaya gene inşaat çıkmış. Artık tezekle mi ısıtırlar yok doğal gazla mı ısıtırlar kesif bakımı ya da yıktıkları pardon söktükleri demir yığınlarını tekraren takarlar. Olsun yıksınlar yıksınlar yeniden inşa eylesinler. Harcadıkları ebesinin dedesinin babasının paraları, yetim hakkı değil. Olsun harcasınlar. Helali hoş olsun
Bu kadar lüzumsuz harcama karşısında Şifahane Müdürü Avşar Ağa neyle iştigal edermiş. Öğleye kadar bir demir makineden kuran hıfz eyler, öğleden sonra da aynı makineden seramik düzermiş. Adamcağız naspın. Kılavuzu karga olanlarla bir arada bulunamıyor. O da kaçacak amma kaçamıyor.
Lem´alar, 19. Lem´a, s. 201 ‘de Üstad diyor ki; Hâlık-ı Rahîm, nev-i beşere verdiği nimetlerin mukabilinde şükür istiyor. İsraf ise şükre zıttır, nimete karşı hasâretli bir istihfaftır. İktisat ise, nimete karşı ticaretli bir ihtiramdır. İşte, iktisat ve kanaat, hikmet-i İlâhiyeye tevfik-i harekettir; kuvve-i zâikayı kapıcı hükmünde tutup, ona göre bahşiş verir. İsraf ise, o hikmete zıt hareket ettiği için çabuk tokat yer, mideyi karıştırır, iştihâ-yı hakikîyi kaybeder. Tenevvü-ü et´imeden gelen sun´î bir iştihâ-yı kâzibe ile yedirir, hazımsızlığa sebebiyet verir, hasta eder.
Evet, bunca yazı neşreyledik anlamadılar belki Lem’a ların dan da bahsederiz belki bir şeyler anlarlar ama anlamazlar niye mi? Asansörü küçülten, bir sürü oksijen çadırı dururken tazelerini alanlar, oksijen tertibatını iki kere yaptıranlar, on iki tane solunum cihazını alıp yarımcıkları Gevher Nesibe Enderun’una gönderenler haram işlediklerinin farkında değiller.
Bu kadar israfın içinde olanlar yarında başka şekilde ben adam değil miyim? türküsünü okurlar. Memleketin ekonomik kriz diye inlediği bir dönemde trilyon akçelik işleri amel eylerken haramı, israfı bilmeden bu işleri inşa edenler gariban Bünyan, İncesu, Yahyalı şifahanelerinden gelen akçeleri inşallah fuzuli harcamıyorlardır. Son fısıltıya göre Doğum Şifahanesinin üç vakte kadar tar-ü mar eyleneceği rivayet ediliyor. Dar-ul Mülk de Sıhhıye Vekâletinde ki toplantıda Sadrazamın danışmanlarından biri terennüm eylemiş. Bunun doğruluk payı var mı yok mu bunu da herhalde PASSAT hususi otomobili olan Sıhhiye Müdürü bizlere açıklayıverir. Eğer bu gerçekten doğruysa fakr-ü zaruret içerisindeki livaların akçelerini buraya hortum edenlerden gün gelir, keser döner sap döner bir gün hesap döner misali hesap sorulur. Tüyü bitmedik yetimin hakkını arz da soran olmazsa ukbada mutlaka soran olur.
|