- tut beni oruç
-ye beni iftar
-öp beni Neriman…
Modern zamanların kapitalist mantığının kuşattığı Müslümanlar, kendi meselelerine –toplumsal olaylara-psikolojik durumlara çok ilginç ‘İslami’ söylemler geliştirmektedir.
Yaşadığımız modern zamanlarda,bir İslam kültürü içinde doğmuş olmamız, anne-babamızın İslami kültürel bir toplumu meydana getiren bir aile olması ve bizim İslami kültürle mücehhez olmamız Hak ve hakikat ehli olduğumuza delalet etmemektedir.
Evet bir toplum- Ümmeti Muhammed üyesi fertler olarak kelime-i şahadet getiriyor olmamız bizi kültürel bağlamda bu toplumun,bu ümmetin, bir ferdi olarak üyesi olmamızı sağlamaktadır.
Ve fakat ‘DİN’ bir kültürel toplumsal hayattan ibaret değildir.
Bu nedenle din dili (aklı-mantığı) İslami kültürün oluşturduğu kültürel akıl-mantıktan çok farklıdır.
Kültürel ortam, sınırları olmayan ve ilkeleri esnek bir ortamdır.
Dolayısıyla güçlü-hakim etkenlerden etkilenmeye açıktır.
Bu paradoks, modern zaman Müslümanları için büyük handikaplar ve tehlikeli hastalıklar oluşturur Modern zaman Müslüman bireylerinin iman-itikat-niyet ve bu imanın oluşturduğu akıl-irade-ameller, hastalıklı olarak hayatın içinde tezahür etmektedir.
Elbetteki bütün modern zaman Müslümanlarının referans kaynağı Kur’an ve Sünnettir.
Hepimiz İslam toplumu (Ümmeti Muhammed) mensubiyetimizi güçlendirmek ve meşruiyetimizi pekiştirmek için bilgilenme ve bilinçlenme çabalarımızı bu iki kaynağın üzerinden yürütürüz.
Bu çabalarımız saf niyetlerimizle başladıktan sonra şu iki yola evrilir;
1-Yaşadığımız hayatı Kur’an ve Sünnete uygun hale getirme çabası
2- Yaşadığımız hayata Kur’an ve Sünneti uydurma çabası.
Enfusumuzdan bize bahşedilmiş olan hidayet nimetiyle tezahür eden Saf ve temiz niyetlerimizle başlayan çabalarımız,afakımızdan gelen baskın ve çok güçlü bir etkinin altına girmektedir.
Afakımızdaki bu güçlü ve baskın etkende, dereceleri bakımından farklı, çok çeşitli ve yönlü, farklı menşelere ait etkenlerdir.
Afakımızdan gelen bu baskın etken çok genel anlamda 2 temel ayırımla mütalaa edile-bilinir.
1-Kendi geçmişimiz(-esatirul evvelin)in oluşturduğu, Kendi,’İslam’ tarihimiz içinde yer alan, Mezhep-meşrep-tarikat-lardan oluşan (dini) kültürümüz.
2-Dünyaya dünyevi gücüyle hakim olmuş(La dini);
bilimsel-teknolojik-ekonomik-sosyal ve siyasal yapının dayattığı kültüre hayat.
Afakımızdan enfusumuza doğru bize hücum eden ve bizi kuşatan dini ve ladini etkenlere karşı dursak ta –ona uysak da, bizde oluşan akli irade sorunlu iradedir.
Çünkü karşıtlık oluşturmak da, karşıtlık oluşturulan şeye bağımlı bir hayat demektir.
DİN, insanda, dünyada insanın enfusundan afakına doğru tezahür eden bir irade ortaya çıkarmak için gelmiştir.
Dinden İlahi Murat, bizatihi esmasıyla kemal bulan insandır.
‘Amelleri karşılığında ‘insan’ bu dünyada rehin alınmıştır. ‘
Ameller enfustan afaka dorudur.
Amelleriyle insan dünyada bulunmakla görevlidir.
Bu dünyadan ukbaya insanın çıkışı amelle mümkündür.
İnsan ne namaz tarafından kılınır ne de, insan namazı kılar.
İnsan ‘Selat’ eder.
Selat etmenin en kamil örneği peygamberimiz efendimiz tarafından ikmal edilmiştir.
Dinin ikmal yeri peygamberimiz efendimizdir.
Vahyin ikmal makamı da, Kerim olan Kitabın ikmal makamı da O’ dur.
‘Muhammed S.A.V Dindir İman’dır.’
Selat (Namaz kılmak) etmek enfustan afaka doğru ‘Sıdk’ı (doğruluk) ortaya çıkarır.
İslam kültürü içinde yaşayan ve afakından çok güçlü kültürel bir hayatın etkisi altında bulunan bizlerin enfusumuzdan afakımıza doğru namaz kılmakla (Selat etmekle) çıkardığımız sıdk-doğruluk, yaşadığımız kültürel hayatın ‘sıdkı’ doğruluğuyla çatışır.
Bu çatışmada durduğumuz yer, çatışmanın bir tarafı olmak bizim enfusumuzdaki sıdk ile Afakımızdaki sıdk’ı farklılaştırır ve bizi aynı konuda farklı iki doğru sahibi kılar.
Bu ferd-birey olarak kendimizin Sadık olmamızın önündeki en büyük engeldir.
İşte bu sebeple; Namaz-Selat, insanları mutlak anlamda günahlardan arındırdığı halde, namaz kıldığı halde arınmaz.
Oysa namazla ilgili, Kuran –sünnet ve muamelatla ilgili(mezhebi v.s.) tüm bilgilerle mücehhez olunmuştur.
Peki nedir eksik olan..!?
Peygamber, namaz tarafından kılınmamıştır.
Oruç tarafından tutulmamıştır.
İftar tarafından açılmamıştır.
O, kılmanın-tutmanın-açmanın, bütün efalin kamil örneğidir.
Namazda kimin huzurunda bulunduğumuzun bilincini ‘bigiyle’ elde etmemiz mümkün değildir.
Bilinç, bilgiyle değil, bulunmak ve görmekle olan bir şeydir.
Peygamberimiz efendimizin huzurunda bulunmakla başlayan bir sürece tabidir.
Biz modern zamanların Müslümanlarını, namaz kılar mı, oruç tutar mı bilemem.
Ancak bizi Neriman öper.
Vesselam.