ALKIŞ
*Ders zili çalmasıyla birlikte okula başlayan tüm öğrencilere ve öğretmenlere,
DUYDUNUZ MU?
*Kocasinan Belediyesi’nin haşerelere karşı tüm okulları ilaçladığını,
*Geçen ay içinde Sağlık Bakanı’nın okulların açılmasıyla domuz gribinin yaygınlaşacağı uyarısında bulunduğunu ve velilerin diken üstünde olmaya devam ettiğini,
*Kayseri’nin bayramda kaybolan çocuklara üzüldüğünü,
*Raylı sistemde tek bilet karmaşasının devam ettiğini,
*Gazeteciler Cemiyeti Genel Başkanı Bilgin’in karşısına yeni bir adayın çıktığını, Bilgin ve ekibinin de destek turlarına çıktığını,
*Panküp Kayseri Şekerspor Genel Menejerliğine Ahmet Bozbey’in getirildiğini,
*Sincan Hakimi Kaçmaz’ın kardeşinin Kayseri’de doktorluk yaptığını,
*Enerji Bakanı Yıldız’ın koltuğa iyi ısındığını ve bu işi gayet güzel yürütmeye başladığını,
*Erciyes Projesinde telesiyejlerin ihalesinin yakında yapılacağını,
*Bu kış doğalgaza zam yapılmayacağının açıklandığını,
*Başbakan Erdoğan’ın Ermenistan Cumhurbaşkanına sert çıktığını,
*MHP ve Ak Parti’nin büyük kongreye hazırlandıklarını,
*Havaların soğuk gitmesiyle kaloriferli evlerde oturanların birçoğunun hastalandığını,
YARGIDA NELER OLUYOR?
Türkiye’de yargı alanında dikkat çeken hadiseleri aktarmak istiyorum. Ta Şemdinli’den başlamak yerinde olacak. Şemdinli savcısının başına gelenleri herkes biliyor. Bir dava açtı ve hayatı değişti. Ardından İzmir savcısı vardı meşhur, onun durumu da geriye gitti. Ergenekon Savcıları ve Diyarbakır savcısının durumu ortada. HSYK’da bazı üyelerin bu savcıları değiştirmek istediği basına yansıdı, çok spekülasyonlar oldu. Sincan hakimi Kaçmaz Cumhurbaşkanı’na kafayı taktı ve meşhur oldu. Son olarak da hülya Avşar’ın kürt açılımına bir savcı soruşturma başlattı ve dün emekliliğini istedi. Acaip şeyler oluyor bu yargıda. Demek istediğim şu ki Türkiye’nin bir yargı reformuna ihtiyacı var. Gerçekten tam bağımsız bir yargının oluşabilmesi için bu şart.
VEKİL OLMAK HİÇ DE CAZİP DEĞİL
Milletvekili olmak tamam güzel iyi bir makam, adı var, dokunulmazlığı var cazibesi var gibi görünüyor ancak gerçek hayatta hiç de rahat değil. Meclis’te komisyonlar, raporlar çalışmalar, hazırlıklar, genel kurullar, yasa görüşmeleri, genel görüşmeler, devam devamsızlık çizelgesi, küçücük bir oda, akşama kadar gelen talep telefonları…. Kimi iş istiyor kimi aş istiyor, kimi parasız kalmış, kimisi sağlık sorunu var yardım istiyor, parti çalışmaları, illerinde nöbetçi vekillik, yüzlerce binlerce insanın istekleri talepleri, bayramlarda bile rahat yok, ilçe gezileri köylere kadar gitmeler vatandaşların taleplerini, şikayetlerini dinlemeler…. Gece gündüz koşturmaca, telefon trafiği. Sonuçta alacağı bir milletvekili maaşı. Onu da gelen hemşehrilere çay, yemek kalacak yer ayarlamaya harcıyor. Yani anlayacağınız milletvekili olmak hiç de o kadar cazip görünmüyor. Ha rahat olan yok mudur? Elbette var. Çalışmaz, verilen görevleri yapmaz, koşturmaz, vatandaşın işini bitirmeye çalışmaz, Meclise arada bir gider, gününü gün eder, o yemek senin bu yemek benim derse, zaten bir dönemliğine seçildim başka da istemiyorum günümü gün edeyim derse o vekil elbette rahat olur ve vekilliğin havasını basır tadını çıkarır. Ancak her vekilde de mutlaka bir dönem sonrasında da vekil olmak duygusu aşılanmış olduğu için böyle davranan binde bir çıkabilir. Zaten kendisi kaçsa bile vatandaş boş bırakmaz ki dünyanın öteki ucunda bulur ve talebini gece yarısı da olsa iletir. Vekillik böyle de belediye başkanlığı kolay mı sanki? O da ondan beter. Vekiller yine Ankara’ya gidince biraz uzaklaşıyor ve ulaşılması biraz güçleşiyor. Ancak bir ilde ya da ilçede belediye başkanlığı yapıyorsa bir siyasetçi onun işi daha zor. Gece yarısı kanalizasyonu patlayan da başkanı arar, evinin önündeki çöpün alınmadığını gören de. Kapısının önüne asfalt yapılmasını isteyen de oğlunun kızının işe alınmasını talep eden de başkanı sürekli arar. Velhasıl başkan olmak da çok fedakarlık isteyen bir iştir. Tamamen kendini insanlara adayacaksın, sürekli onların işi için koşturacaksın tabi bu arada imarından çöpüne, yolundan asfaltına, kanalından parkına kadar her şeyi de yapacaksın. Zor zenaat doğrusu. İmrenilecek durum yok…
SIĞINTI GAZETECİLİK
Osman Çiftçi yine dün yazmış aleyhimde. Galiba bu polemik ona prim getiriyor. Sormuş bana, Tuncay Özkan mı seni kovalıyordu sen mi onu kovalıyordun diye, cevap veriyorum, biz onu kovalıyorduk. Biz diyorum çünkü biz ülkücüydük ve bir gruptuk, o ise komünist dediğimiz guruptandı. Yani sizin taifeden. Biz ülkücüydük o komünistti. Biz onu kovalıyorduk. Efendim neymiş, Temizöz davasını Ergenekonla karıştırmışım da benim gazeteciliğim bundan böyle bitmişmiş. Haydi oradan sende. Zamanın neyi getirdiğini bekle göreceksin. Bir zaman gelecek ve her şey ortaya dökülecek. Neyi ne zaman açıklayacağımızı da biz karar veririz.
Ben onun bunun koltuğunun altında gazetecilik yapmıyorum. Sığıntı gazetecilik yapmıyorum. Sağcı solcu olsun fark etmez bir patron bulayım onun menfaatleri doğrultusunda gazetecilik yapayım demiyorum. Sen kendine bak önce bir….
Yok efendim derin gazetecilik falan. Herkes kimin derincilik oynadığını da biliyor kimin kimlerle bağlantısı olduğunu da...yok efendim Allah benim şerrimden korusunmuş…. Asıl sizin gibilere Allah fırsat vermesin.
MIŞ
*Galatasaray bu yıl müthiş bir kadro kurdu ve her tarafı kasıp kavuruyor.
DAMLA
Düşman, her türlü hileden aciz kalınca dost görünür; sonra dostlukla öyle işler çevirir ki, düşman yapamaz.
|