Hüsnühat, “güzel yazı” anlamına gelir. Adının eski olduğundan anlaşılacağı üzere, eski yazının güzel yazılması demektir. Öylesine güzel ki, yazı sadece yazı olmaktan çıkar; sanki resimleşir. Bizim insanımız onu, camilerde gördüğünden; yabancısı değildir.
İbnu’l Emin Mahmut Kemal Ünal’ın “Son Hattatlar” adlı eseri (1955-İstanbul) Osmanlı’nın yetiştirdiği son hattatları tanıtır. Harf Devrimi’yle büyük bir “kırılma noktası” yaşamış; bu devirde yaşayan hattatlar ziyan olmuştur. Bu hattatlar, Osmanlı’nın artığı olan son hattatlardır. Cumhuriyet döneminde de yeni hattatlar yetişecektir.
İstanbul bu işin merkezidir. Anadolu’dan çıkan değerler de İstanbul’a uzanmak zorundadır. Çünkü gölde balık büyümemektedir. “Kur’an-ı Kerim Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” sözü bunu ifade etmektedir.
Kayseri’mizin de o dönemde yeri vardır. Kim mi? Tavlusunlu’ların “Deli Abdulkadir” dediği Abdulkadir Saynaç Efendi.(ö:1967) Bu sanat, “hastalık derecesinde bir bağlılık ve sabır” gerektirmektedir. “Tarih, tekerrür” yani geçmişte olanları tekrar yaşama olgusu olduğuna göre, Kayseri’nin bu işde payı olmaya da devam edecektir.
70’in başlarında tanıdığım, Kayseri İmam-Hatip Okulu sıralarında bir ağabeyimiz vardı. Tebeşiri yanlamasına tutarak, kara tahtaya kalın yazılar yazardı. Aradan geçen 25 yıldan sonra onu, Kahraman Maraş/Sütçü İmam Üniversitesi/ Güzel Sanatlar Bölümü’nde gördük. Oradan emekli olunca Kayseri’ye döndü ve Osmanlıca ile birlikte Hüsnühat dersleri vermeye başladı. Her yaş ve seviyeden gönüllü öğrenciler yetiştirirken, yılların birikimi olarak, Kayseri’de “Kişisel Hüsnühat Sergisi’nin ikinci ürününü verdi: “Kalemin Esrarı-II- Hilyeler Sergisi” 31 Ekim’de, Kayseri Park Zemininde açılan bu sergi, bir hafta boyunca devam edecek.
Hilye de ne demek? Hadisçilerin “Şemail” dediği, Hz. Muhammed (s.a.s.)in fiziki ve ruhi portresinin anlatımı. Bir bakıma, bildiğiniz fizikî portrenin güzel yazıyla yazılarak resim oluşturulması. Zamanla çeşitli şekillerde geliştirilen bu hilyeler, O’nu anlatmakla beraber, Arapçayı anlamadığımızdan, resim olarak algılanmıştır. Resim diyoruz çünkü hüsnühatta resmin ötesi de vardır. Modern resmin öncülerinden Picasso’nun “Benim resimde varmak istediğim son noktayı İslam yazısı çoktan bulmuş” dediği söylenir.
Bu sergide, son 3–4 yılın ürünü 14 tanesi hilye olmak üzere 35 levha bulunmaktadır. Kâğıdından çerçevesine kadar kalitenin konuştuğu, “el emeği göz nuru” eserler bulunmaktadır. Bu eserler, hüsnü hattın birçok yazı çeşidini ve tehzib, zerefşan, ebru gibi yan sanatları da içinde barındırmaktadır. Önünde bir dakika durup geçtiğimiz bu levhalar, 40 yıllık bir alt-yapı sonrasında üzerinde günler harcanmış levhalardır. Serginin zihinlerde kalıcı olması için de oldukça kaliteli bir katalog hazırlanmıştır.
Ünlü ressam Picasso’ya, bir toplantıda, “Bir resmimizi çizer misiniz?” demişler. Picasso, beş dakikada resmi çizmiş. “Bu kadar güzel bir resmi beş dakikada nasıl çizdiniz?” Picasso, “Kırk yıl+ beş dakika!” demiş. Yani beş dakikada o resmi çizebilmek için 40 yıllık bir alt-yapı gerekmektedir.
“Kayseri’de Mimari Eserlerde Geçen Ayet ve Hadisler” (Kayseri- 2003) adlı kitabımızı oluşturma sürecinde -Kale’den çeşmeye, kapıdan mihraba kadar- yüzlerce kitabeyi inceledik. Bu sırada, Selçukludan Osmanlı’ya, güzel yazılmış hatlar gördük. Okuduk ve değerlendirdik ama bu süreçte bir şeyi daha öğrendik. Kazasker İzzet Efendi (ö:1876) diyordu ki: “Hüsn-ü Hattı okumak, laleyi koklamak gibidir.” Lale nasıl kokmaz, koklanmaz ise hüsnü hat da okunmaz; seyredilir. Çünkü onda resmin bütün özellikleri ve güzellikleri ötesinde, Picasso’nun hissettiği zirve değerler vardır.
Bu sanat değerlerini anlamak için de bir kültür seviyesi gerekir. Hemşerimiz Sabancı “Hünühat Koleksiyonu” oluşturmanın önemini anladığında uluslararası üne çoktan kavuşmuştu. Ne var ki kültürü olanların parası, parası olanların da bunu gerçekleştirecek kadar kültürü olmuyor.
Açılışta siyaset hormonu alan, menfaat kordonu olan, kültür deyince aklına kültür mantarı gelenleri göremedik. Oysa çağrılmışlardı.
Hattat Yusuf Şükrü Şafak Bey’in hazırladığı bu sergiyi görmenin faturası, tepe tepe kullandığımız zamanın yarım saatini değerlendirmemizdir. “Hele dur!” dediğinizde; ertelemiş olursunuz. Eskiler “Vakit kılıç gibidir; sen onu kesmezsen o seni keser” demişler. “Hemen şimdi” derseniz ne âlâ, yoksa siz görmeden günü geçer.
Siz ne diyorsunuz?