Zeynep Dila 6 yaşında.
Küçük kızım, henüz birinci sınıfa gitmekte.
Çocuklar için hazırlanmış peygamberler tarihini her gece annesi okuyarak ancak uyumakta.
Beklide annesi onlarca defa Hz. Âdem (a.s.) kıssasından başlayarak tekrar etmiştir.
Geçenlerde uykulu gözlerle yanıma geldi.
‘Babacığım neden konuşurken Allah adına yemin etmemeliyiz, biliyor musun?’
Diye sordu.
Kucağıma alarak,
‘hayır, kızım bilmiyorum.’ dedim.
‘Bak babacığım, şeytan Âdem babamızla Havva annemizi cennetten nasıl kandırarak çıkardı…’
Evet kızım.
‘Şu ağaçtan yerseniz çok güzel olacaksınız dedi.
Onlarda ona inanmadılar.
Oda Allah’ımızın üzerine yemin ederek, güzel olacaklarını söyleyince âdem babamız inandı ve o ağaçtan yediler.’ Dedi ve ekledi:
‘ işte bizde şeytanın yaptığı gibi yalan yere Allah adına yemin etmemeliyiz ve hiç kimsenin cennetten çıkmasına sebep olmamalıyız.’
Sarıldık öpüştük ve bana fatiha okumak üzerine yatağına döndü.
Yalan ve yemin ne dehşet bir şey.
Hemen Nuri babanın sözü aklıma geldi:
İnsan uyanık olursa ona her şey mürşit olur.
Demek ki söylediğimiz her yalanla kendimizle birlikte muhatabımızı bir adım cennetten çıkmasına sebep olmaktayız.
Ve birde Allah adına yalan yere yemin etmişsek kovulmamıza sebep olmaktadır.
Ne dehşet bir şey, bu gün hayatına dönüp herkes bir baksın.
Yalanın hayatı içinde kapladığı yer kadar huzurdan kovulmuştur insan.
Nihayetinde artıktan beslenen bir varlıktı ağaç.
Yesen ne olur- yemesen ne olur..!
Dünyada, ne ki güzel olmak için - hayatımızı güzelleştirmek için yiyoruz mutlaka bir yalana mebnidir.
Dünyada hayatımızı güzelleştirmek (güzel olmak için) her ne yiyorsak onu tıpkı şeytan gibi bir ‘ilmi’ (Allah adına yemin gibi) dayanağa dayandırmaktayız.
Oysa ‘İlim’ Allah azze ve cellenin güzel isimlerden yalnızca bir isimdir.
Hakikatte güzel olana mebni olmayan hiçbir şeye tıpkı Âdem babamız gibi inanmayız.
Oysa ‘ilim’ her şeyi ait olduğu hakikate bağlayan bir bağ olmalıydı, bizi dünyaya bağlayan bir bağ olmaktan öte.
İlmimiz dünyanın bizi ait olduğumuz hakikate bağlaması gereken bir bağ olması gerekirken, bizi dünyaya bağlayan bir gem halini almıştır.
Sırtımızda nefsimiz ve terkisinde şeytan, ağzımızda gem habire dünyaya doğru koşmaktayız.
Yakalamamız gereken hakikat iken dünyanın peşinde O hakikate yakalanmaktayız.
Yalan söylemek durumunda kaldığım her an, kendimle aramda bir taş duvar örüldüğünü hissetmekteyim.
Kendimizin o dört duvar arasında hapsedilerek benliğimizin dışarıda kalmış olması kadar tehlikeli bir şey olur mu…!?
Dört duvar içinde kalan kendimizi bilmek nasıl mümkün olur.!
‘Kendini bilen Rabb’ını bilir.’
Öyle ise ‘Yalan’ zindanına kendi elimizle tıktığımız kendimizi özgürlüğüne kavuşturalım.
Kendimizi bilmek
Rabb’ımızı bilmek imkanına kavuşalım.
Vesselam.