Meçhul subayın Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, siyasi parti genel başkanları ve Ergenekon savcılarına gönderdiği yeni ihbar dosyasında 3 bin belge bulunuyormuş. Korkunç birşey. Belgeler arasında gazetecileri de ilgilendiren bölüm gerçekten enteresan. Türkiye’nin yıllardır nasıl yönlendirildiğini, olayların nasıl ve nereye çekildiğini, psikolojik harekâtın memleketi ne hallere getirdiğini görmek açısından ibret verici.
Söz konusu ihbarda bazı gazetecilerin, yönetmenlerin, yapımcıların, anket firmalarının nasıl kullanıldığı, kimlere ne paralar verildiği, sonucu belli anketlerin nasıl yapıldığı, irtica filmlerinin çekimi için kimlerin tavsiye edildiği, senaryosunun bile yazıldığı, bakanların, Başbakan’ın ve danışmanlarının nasıl fişlendiği açıkça ortaya seriliyor. Deniliyor ‘ki şu firmaya şöyle bir anket yaptıralım, şu kadar para ödensin, sonuç şu şu şu çıksın. Falanca firmaya bu kadar para ödensin onlarda sonucu bu bu bu olan bir anket yapsın. Psikolojik harekâtta şu gazeteciler kullanılsın. O gazetecilerle ilgili dipnotlar ve fişlemeler de yazılıyor. Paragözdür, makam ve mevki hırsı vardır, ondan bu şekilde yararlanabiliriz” deniliyor.
Şimdi bu ihbarları düşününce geçmişte yaşanan hadiseler aklıma geliyor. Kim hangi generalle görüşüp nasıl manşet atmıştı? Kim hangi filmi, hangi diziyi kimin için çevirmişti? Tankları yürütenlerle kimler işbirliği içindeydi? Hangi medya mensupları namaz kılan öğrenci avına çıkmıştı? Memleketi resmen ve alenen yönlendirip yönetiyorlarmış.
Aslında tüm bu olup bitenleri millet kendi kafasından çözüyordu. Meseleyi biliyordu. Ancak delil yoktu. Delil olsa bile onu duyuracak kimse yoktu. Duyurulsa bile bunun gereğini yapacak yargı ve makamlar yoktu. Yani ülkeyi aslında millet iradesi yönetmiyordu. Kapalı kapılar ardında fişlemeler yapanlar yönlendiriyor ve yönetiyordu. Bu ihbar mektubunda adı geçen soyadı noktalı ifadelerle belirtilen gazetecilerin birçoğunu kamuoyu yakından tanıyor. Bir kısmı da Ergenekon sanığı. Tabi oradaki isimlerin tamamı bilinçli bir şekilde bu psikolojik harekâta destek vermiş değildir elbet. Birçoğu belki de olaylardan ve nereye varılacağından habersizdi. Ama içlerinde işi bilerek yapanlar da mevcuttu. Zaten onların hal ve hareketlerinden, sözlerinden yazılarından her şey anlaşılıyordu.
Hadi diyelim ki Dursun Çiçek olayı yalan. İmzalı resmi belgeye rağmen hadi yalan çıktı. Peki, bu 3 bin tane belge ve doküman da mı yalan? Hepsi hayal ürünü mü? Hepsi komplo mu? Ergenekon davası faso fiso mu? Memleketi adamlar beyaz perdeye çekmişler. Film stüdyosuna çevirmişler. İstedikleri gibi oyunlar ve senaryolar yazıp oynuyorlarmış. Şimdi foyaları ortaya çıkmaya başlayınca feveran ediyorlar. Ama şu bir gerçek ki hak bir gün mutlaka tecelli edecektir. Er ya da geç.