Ülke gündemini en fazla etkileyen gündem maddelerinden biri de A Gribi.
O kadar gündemde ki akşam griple yatıyoruz, sabah griple kalkıyoruz.
Bundan önceleri sorumlu kurumlar tarafından yapılan açıklamalara değer verilir ve uyulmak için azami özen gösterilirdi.
Bu defa öyle olmadı.
Bir farklılık yaşadık ülkemizde.
Bu farklılığı aşı konusunda yaşadık.
Başbakan, Sağlık Bakanından farklı bir ifadede bulundu ve ben aşı olmayacağım dedi.
Tercih vatandaşın diyerek kafalarda soru işareti yarattı.
Türkiye bu farklılığı ilk olarak yaşadı.
A Gribi aşısının yaratabileceği riskleri hemen hemen her vatandaş öğrendi.
Bu önemli bir duruştur.
Doğru olan bir davranıştır.
Bu konuda bilgilendirme yapan kamuoyuna birey olarak teşekkür ediyoruz.
Kamuoyunu oluşturan tüm birimler, halkı bilinçlendirme görevini tam olarak yapmışlardır.
Aşı konusunda Başbakanın ve Sağlık Bakanının açıklamalarını önemseyen ve bir türlü karar veremeyen insanımız da oldukça fazla.
Ama var olan bir gerçek ise aşı olan insanımız toplumda yüzde elli bile değil.
Yüzde otuzların altındadır.
Burada aklımıza ilk gelen, kim yanlışın içindedir?
Virüsü yayan mı?
Çareyi bulan mı?
Yoksa etkisiz ilaç yapan, gözünü para hırsı bürümüş dünya ahtapotları mı?
Ya da bölüşmeye çanak tutan şarlatanlar mı?
Kim bilir?
Beklide benden sonrası tufan diyen Orta Çağ zihniyetidir.
Bu söylemlerimiz bir coğrafi bölge için değildir.
Söylemlerimiz,
Medeni dünya içindir.
Bir başka söylemle modern veya çağdaş dünya içindir.
Şunu çok iyi biliyoruz.
Bilginin dünya atmosferinde insanların zararına kullanılması en büyük suçtur.
Suçtur ama nedense çok belirgin şüphe dolu ipuçları var.
Bundan öncede geçtiğimiz yıllarda çok belirgin salgınlar yaşadık.
Hatırlarsak,
Deli Dana.
Kuş Gribi.
Şimdi de A Gribi yani Domuz Gribi.
Nedense salgının hemen arkasından birkaç haftada sonra çaresi bulunuyor.
Hemen arkasında binlerce ton aşı umut olarak, çare olarak ülke dışına transfer ediliyor.
İnsana sormazlar mı?
Bu kadar ilaç için gereken hammaddeyi kısa sürede nerden temin ettiniz? diye.
Kim ne derse desin?
Her işin önceden alt yapısı oluşturuluyor gibi.
İnsanların önce sağlıklarıyla oynanıyor sonrada ürünler pazarlanıyor.
Her ürünün pazarlanma mevsimi de farklı.
Biraz önce söz ettiğimiz dünya ahtapotları pazarlamanın en ince detaylarını çok kolay ve çok kullanıyorlar.
Bu paylaşımın hemen hemen herkes farkında.
Nedense? kimsenin fazla sesi çıkmıyor.
Çıkacak gibi de değil.
Çünkü büyük balık küçük balığı yutuyor.
Güçlü olan ayakta kalıyor.
Doğa kanunları modern dünyada dimdik ayakta ve tam yetki sahibi.
Biz mazlum insanlar bu tür salgınlardan ve oyunlardan uzak kalabilmek için doktor önerilerini dikkate alarak günlük yaşamımıza ve bireysel davranışlarımıza özen göstermek zorundayız.
Hastalanmamak, hastalığı bulaştırmamak için kendimize ve çevremize çok iyi bakmak zorundayız.
Unutmayalım ki
Çevremizde gözünü para hırsı bürümüş Dünya Ahtapotları kol geziyor.
Saygılarımla.
|