Aklı başında olan (hangi siyasi görüşü benimserse benimsesin) herkes, açılım söz konusu olduğu günden buyana böyle bir kışkırtma olmasından korkuyordu.
Korkmayan iki kişi vardı, Baykal ve Bahçeli.
Böyle bir provokasyona sanki ateşe körükle gider gibi gittiler.
Sakın şimdi kışkırtma kurbanı olan o 7 şehit üzerinden konuşmasınlar.
Olayın belli bir süre sonra PKK terör örgütünce üstlenmiş olması, Genelkurmayın açıklamaları ve telsiz dinlemeleri, PKK terör örgütü yetkililerin yaptığı farklı açıklamalar ve Cihan Haber Ajansı´na özel mülakat veren Burkay’ın tespitleri Cumhurbaşkanının yaptığı açıklamalar çeşitli sağ duyulu köşe yazarlarının analizleri, İnternete düşen, tamamını taradığım çeşitli yorumlar üzerinenden düşünüldüğünde hakim olan düşünce bu saldırının bir kışkırtma olduğu yönündedir.
Üstüne üstlük DTP’nin kapatılması da, İstanbul-Diyarbakır başta olmak üzere birçok ilde çıkan olaylarla birlikte düşünüldüğünde, açılımı büyük bir cesaretle gündeme getiren İktidara yönelik, iç ve dış güçlerin birlikte hazırlayıp sahneye koymaya başladığı geniş bir provokasyonel bir stratejinin olduğu anlaşılmaktadır.
Böylesi durumlarda muhalefet partileri başta olmak üzere, medyasıyla bütün devlet erk birimleriyle, bütün bir millet olarak hepimize düşen siyasi iktidara destek olmaktır.
Özal döneminde 33 askerin şehit edilmesiyle akamete uğratılan sürecin unutulmaması gerekir.
O gün 33 askerimizin kurbanlık kuzu gibi katledilmesini sahneye koyan lobiler-karanlık güçler, terör örgütleriyle kol-kola, her yere konuşlandırmış oldukları ajan yandaşlarının destekleriyle, rasyonel-irrasyonel birçok imkânı kullanarak bu günde siyasi iktidarın başlattığı açılımla birlikte işini bitirmek için faaliyettedir.
Bu karanlık lobiler başarılı olursa sadece açılım bitmiş olmayacak.
Dış politikada elde edilen çok önemli avantajlarda elimizden uçup gidecektir.
Küresel süreçten doğan boşluk dolayısıyla elde edilmiş olan kimi hayati imkânlar berhava olacaktır.
Böyle bir süreçte, yerel politik menfaatleri gözeterek takoz olmak ya mankafalığı gerektirir ya da söz konusu lobilerin siyasi aktörü olmayı gerektirir.
Her iki durumda siyasi hayattan tasfiye etmeyi millete vacip kılar.
Böyle durumlarda en az siyasi iktidar kadar muhalefette süreçten sorumludur.
Muhalefet bu konudaki sorumluluğunu asla kendi yerel politik emelleri doğrultusunda kullanamaz-kullanmamalıdır.
Kullanırsa şehit cenazelerinde olduğu gibi şehit aileleri başta olmak üzere bütün bir milletten siyasi hayatına mal olacak tepkiler alır.
Siyasi rakibi olan iktidar partisini, millete hizmet noktasında rekabet ettiği siyasi parti olmaktan çıkaran ve onu ‘Düşman’ algısı içine oturtan ve en zayıf anda fırsatı ganimet bilip üzerine çullanan bir muhalefet anlayışı ne insanidir ve ne de millet tarafından tasvip görür.
Bu açıdan Sayın Cumhurbaşkanı’nın üçlü zirve düşüncesi muhalefet için bir imkândır.
Eğer Sayın Baykal, milletin vicdanını rahatsız eden bu muhalefet tarz ve anlayışından vaz geçmezse, sadece alevi seçmenini kaybetmekle kalmaz siyasi hayatına 6 okla son verir.
Hakeza Sayın Devlet Bahçeli içinde aynı şeyler geçerlidir.
O da aynı tarz ve anlayışı sürdürürse MHP’nin kapısına 9 ışık değil 9 kilit vurmuş olur.
Umulur ki bu süreç ülkemiz için hayırla sonuçlanır.
Vesselam.