Derin Düşünebilmek için derin bakmak lazımdır.
Öncelikle şunun altı çizilmelidir;
Bir çok aklı-selim köşe yazarı aydının da altını çizdiği gibi böyle bir sürece ülke sokulduğunda, siyasi iktidarların etkisizleştirmek, kaos ortamı oluşturmak için baş vurulan en önemli taktik provokasyonlardır.
Herkesin dikkatleri PKK terör örgütüne çevrilmesi kimseyi yanıltmasın, çok enteresan illegal örgütler, tırnak içinde adı ‘İslamcı’ olan taşeron örgütler bile devreye konulabilir.
Binaenaleyh, her kim olursa olsun (Medyasından-Siyasi partisine_illegal örgütlerden-sivil toplum kuruluşlarına kadar) sonuç itibarı ile Siyasi iktidarı etkisizleştirecek ve kaosa katkı sağlayacak tüm fiiller-haberler- basın açıklamaları aynı mahfile-PKK’nın arkasındaki karanlık güce hizmet anlamına gelecektir.
Bu anlamda kapatılan DPT’nin tekrar meclise dönmesi-demokratik mücadeleyi tercih etmesi önemli bir adımdır.
Diğer yandan Demokratik açılımı söz konusu ettiren meseleye de bir etnik köken-ler sorunu olarak değil de, kendi varlığımızı temellendiren değerler noktasından bakmak lazımdır.
Ataların diliyle HAK nazarı ile bakmak lazımdır.
Varlığın nazarıyla bakmadıkça kendi varlığımızı ifade edemeyiz.
Varoluş hakikati nezdinde Türkün kıymeti ne ise Kürd’ün-Arab’ın-Acemin-v.s.diğer etnik köklerin kıymeti de odur.
Biz Türkler varoluş hakikatimizden uzak baktığımız için Kürt’leri ve/veya başka etnik kökenleri eksik görmekteyiz.
Sonuçta iş GÜC’E havale edilmektedir.
Güç adaletsiz olunca problemdir.
Hak ve Hakikatten bağını koparmış güç, adaletsiz güç bizatihi varlığı ile züldür-zulüm doğurur.
Bu meselede;
Türkler ne kaybedecek kadar güçsüz, ne de kazanacak kadar zalimdir. Kürtler de ne kazanabilecek kadar zalim, ne de kaybedecek kadar güçsüz.
Bu paradoksumuzu oluşturan bizimle direk ilgili koskoca bir küresel güç var.
Bütün hesaplar küresel gücün sağlamasına bağlı bir sonuçla intaç etmektedir.
Küresel gücün bizimle-bizim dünyamızla ilgili gücü temin eden bizzat bizim kendimizi dünyadaki yerimizi varlık hakikatindeki durumumuzu tespit edişimizden almaktadır.
Ne yazık ki kendi acılarımızın-kaderimizin hangi zeminde cereyan edeceği bilgisini bizzat biz sağlamaktayız.
Aslında böyle bu zeminde durup baktığımızda göreceğimizin-karşılaşabileceğimiz şeyin ne olduğu ap-açıktır.
Biz karşımızdakinin ayaklarına baktığımızda onun da bizim ayaklarımıza bakmasını icbar etmiş oluruz.
Biz karşımızdakinin gönlüne baktığımızda o da bizim gönlümüze bakma imkânı bulur.
Kaldı ki Türk ve Kürt, bu bize ithal edilen meseleden dolayı kaldırıp başını bir birinin gözüne bakamamaktadır.
İç-içe bir hayatı yaşamamıza rağmen bir birimizin gözüne bakmadan, gönüllerimizi hesaba katmadan peşinen niyet okumalarla; –sen bana ördek dedin diyoruz.
´En iyi Kürt, ölü Kürt’tür ´ derseniz karşınızdakine, kendi mezarınızı kazması için eline bir kürek vermiş olursunuz.
Eğer sizler hep ayaklara bakılan bir toplumda doğmuşsanız, karşınızdakinin gönlüne bakmak- karşınızdakinin bir gönlü olduğunu düşünmek ve hatta kendinizin bir gönül sahibi bulunduğunuzu anlamak imkânsızlaşır.
Böyle bir geleneğin-yapının içinde yaşam koşulları oluşmuş, ekonomik hayatı-siyasi hayatı oluşmuş bir yapının içinde sizin teamüller dışına çıka- bilmeniz zordur.
Deliler köyüne uğrayan her akıllı delidir.
Burada altı çizilmesi gereken iki önemli husus vardır.
1-Siyaseten, Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan bu hususta önemli ve tek şanstır.
2-Devlet, Hizbullah noktasında olduğu gibi derin organizasyon ve antiterör konsepti mantığıyla değil de, hepimizin öz-ana birlik harcı –temel değeri olan ‘DİN’ , Devleti de Milleti de ayakta tutan ana temel öz olarak ele alabilirse PKK v.s. gibi tüm illegal oluşumlar temsil kabiliyetini kendiliğinden kaybeder.
Temel siyasi-toplumsal çözümün hareket orijini-merkezi bu iki madde olmalıdır.
Açılım stratejisinin ana temeline bu 2 önemli hareket noktasından başlanırsa, irrasyonel-illegal unsurların tasfiyesi sadece bir ´Taktik-sel´ çabaya bağlanmış olur.
Çünkü
1-Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan Türkü ile Kürdü ile Çerkezsi-lazı ile bütün bir Türkiye’yi diğer siyasi liderlerden daha çok temsil kabiliyetine sahiptirler.
Küçük bir örnek verelim;
Sayın Baykal ve Sayın Bahçeli Türkiye’yi Danimarka’da temsil edebilir.
Hollanda da-Almanya’da-Fransa’da-Rusya da v.s. temsil edebilirler
vefakat Suriye’de-Filistin’de-İran’da-Irakta-Afrika’da-Kafkasya da-Ermenistan da v.s. Türkiye’yi temsil kabiliyet ve yetenekleri yoktur.
‘Laik’ ve tırnak içinde Milliyetçi bir mantığın etnik bir meseleyi çözebilme gibi bir kabiliyet beklemek eşyanın doğasına terstir.
Bu terslikle hareket edildiği daha doğrusu bu bir paradoksu bünyesinde taşıdığı için bunca zamandır bu terör belası çözülememiş ve azmıştır.
2-Devlet erki Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakana bütün desteğini vermelidir. (Özellikle askeri erk ve siyasi muhalefet)
Hiç bir ideolojik saplantıya kapılmaksızın Bütün Türkiye’nin Aydın-düşünür-Yazar-Çizer-Sanatçıları ile birlikte Batıdan-güneyden-Kuzeyden-doğudan bütün bir Türkiye’nin-Milletin temsil kabiliyeti bulunan İslam Uleması ve eşrafı ile birlikte içine alan bir strateji oluşturulmalıdır.
Belkide bu stratejinin ilk adımı da Şehit ailelerin tamamını ziyaretten başlayarak, Doğuda terör mağduru olmuş, çocukları kandırılarak terör örgütü tarafından ellerinden alınan ailelerin ziyaretleri yapılmalı ve bölgede herkesin katılımıyla yapılacak büyük mitinglerle intaç ettirilmelidir. Diye düşünmekteyim.
İlk adımı, bütün bir ülke-millet olarak bütün samimiyetimizle böylece gönüllerde atılmış olur.
Önemli olan gönülden gönüle atılacak olan adımlardır.
Terörü doğuran sebepler-faili meçhul-bebek katili-bölücü- Derin devlet-vesaire vesaire düne kadar olup bitmiş olan (Geçmişi) hiç gündeme getirmeksizin böyle bir adıma ihtiyacı var bu ülkenin-bu devletin-bu Milletin.
Çünkü hepimizde o gönül mevcuttur.
Ha bir de unutmadan:
ABD-Türkiye ilişkilerinin kazanmış olduğu yeni-farklı boyutta, kendini ‘Biricik’ zanneden İsrail’in ikinci önceliğe inmiş olmaktan dolayı kapılmış olduğu kapris ve kompleksin dış politikaya yansıdığı hesaba katılmalıdır.
Tasfiye sürecinde kıvranan ABD derin güçlerinden her zaman aldıkları desteği kaybetmiş olan ülkemizdeki organların İsrail derin gücüyle böyle bir süreçte kolayca işbirliği yapabileceği tespitiyle bakılmalıdır.
Bu tespitle bakıldığında ne tür provokasyonların olabileceğini varın siz tahmin edin.
Derin düşünelim-serin düşünelim.
Vesselam.