“Müminlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allaha vermiş oldukları sözün altında yaşar,sözlerinden dönmezler. AHZAP 23”
“Öğrenciyken şehadet sloganı atar, ceplerine para girince şehadeti ve cihadı unuturlar. Şehadet kendiliğinden oluşan bir değil, sebat ve davaya sadakat gerektiren verilen söze-Allah’a- her halü karda bağlı kalmayı gerektiren olgudur.
Nedir sadakat? Sadakat ciddiyettir. Ciddiyet yoksa şehadet yoktur. Ciddi olmayan samimi olamaz. Samimi olmayanda sözünün ardında duramaz. Kavramlar da analar gibidir. Yani doğurgandır. Ciddiyet varsa bir müminin hayatında felsefesinde ihsan şuurunu doğurur. Onda ihsan da vardır. İhsan ın manası bizzat Resulullah SAV tarafından Cibril hadisinde tarif edilmiştir. Nedir o zaman ihsan? “Allah’ı görüyor gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da o Yüceler yücesi seni görüyor.” İhsan denetlendiğinin sorgulanacağının ve mükafatlanacağının ahnel yakin bilincinde olabilmek gibi yüce, ayrıcalıklı bir imana sahip olmandır. Bu mertebede olana Allah CC ihlası da verir.
Günlük yaşantımızda harama helale, mekruha mübaha pek riayet etmeyişin sebebi ihsan ve ihlas şuurunun olmamasındandır. Yahu diyoruz sünneti kılmasakda olur. Tesbihatı yapmasak da olur. 4 rekat farzı kıldım yeter. İşte bizim ihlassız ve ihsansız Müslümanlığımız şehadeti getiremiyor. Halbuki Hz. Ali RA hayatımda tesbihatı ve sünnetleri tam yapmadan gece yatağa girmedim buyuruyor. Hz Ali RA hem ihsan hem ihlasın sahibi olduğu için. Bunları kazandığımız andan itibaren her şeyi kazanmış olacağız. Yegane çabamız bu erdemleri kazanarak imanın zirvesine çıkmaktır.”
Evini terk et. İsrail bombalayacak dendiği anda beni evimi vatanımı terk etmem ben bu ümmetin kefaretiyim diyen Filistinli Doktor ihsan sahibi idi. İsrail füze yağdırırken Filistin sokaklarını teftiş edip halkının hizmetine koşan sığınağa kaçmayan Filistin içişleri bakanı ihsan ve ihlasın hakkıyla sahibiydi. Hırs, hedef ve hülya sahibi oldukları için şehadete erdiler. Hırsı hedefi ve gelecek hayali-hülya- olmayanın özgürlüğü de olamaz.
Buraya kadar Erzurum’lu genç ilahiyatçı Muhammed Emin Yıldırım’ın Melikgazi Tiyatro salonunda verdiği konferanstan notlara değindim. Şimdi de şehid alimin –Seyyid Kutup-1953 yılındaki bir makalesinde kısaca değinip, Batının ve siyonizmin değişmeyen karekteristiğini birazıcık nazara vermeye çalışacağım.
BEYAZ İNGİLİZLER NEYİ ÖLDÜRMEK İSTEDİLER MISIR’DA
Beyaz İngilizler, askeri güçleri ile birlikte Mısır’ı terk etmek zorunda bırakıldıkları gün, yerlerini boş bırakmadılar. Yerlerini her hususta kendi kültürlerini, ahlaksızlıklarını benimsettikleri onlara vekalet edecek gönüllü ajanları olan esmer renkli yerli İngilizlare!!1 bıraktılar. Bu yerli esmer İngilizler samimiyetle beyaz İngilizlerin şarkısını söylüyor, çalgısını çalıyor, dansını ediyor gösterdikleri politik hedefleri gerçekleştiriyor ve kölelikleriyle ülkeyi terk eden beyaz İngilizlerin asla yokluğunu hissettirmiyorlardı.
Beyaz İngilizlerin Mısır da yapmak istedikleri ilk vazife, halkın iman, ahlak cephesini yıkmak ve manevi ruhunu, ülke sevgisi ile cihat ve şehadet ruhunu silmekti. Bu işe ilk olarak şüphe, gevşeme ve ümitsizlik tohumlarını taze genç dimağlara atarak başladılar.”BİZ ADAM OLAMAYIZ” “BİZİM BATILILARA YETİŞMEMİZE VE ONLARIN YAPTIKLARINI YAPMAMIZA İMKAN YOKTUR” gibi sloganlarla bu milletin moralini bozdular. Maneviyatını kırdılar ve ümitsizlik batağına düşmesine sebep oldular. Bütün dünyada emperyalist güçlerin istedikleri ne yaptıkları da budur.””YAHUDİYLE SAVAŞIMIZ KİTABI SHF 61”
Evet liderler böyledir. Yüzyıl sonrasını görürler. İsrail Seyit Kutub’u boşa astırmadı. Bu kadar akıl ve firaset sahibi bir Müslüman Yahudiye iyi gelmezdi. Kendi adamına astırdı. Kötü de olmadı şehit oldu. En ala makama çıktı. Bütün şehitlerimize rahmet. Yaşayan ölülerimize de iman ve idealle hayat bulmalarını niyazı ile …..
|