Bugün muharrem ayının onuncu günü. Aşura günü diye de bilinir bu gün onuncu gün. Son peygamberin ciğerparesinin yalnız şehit edildiği gün. Aradan on üç asır geçmesine rağmen hala diriliğini ve çağrısını asırlardır diri tutan bu güne and olsun gündüze ve geceye çifte ve teke sayılı on geceye diye “kitab-ı kadimde” and verilmiş. Onuncu gün Hz. Hüseyin en çok sevdiklerini yaratana kavuşmak için feda edebildiği gün olarak akıllardan değil gönüllerden hiç çıkmamış. Her millete, her zamanda, her yerde, her dinde anılması gözyaşı ile var olmuş.
Asırların acısı kimi körelmiş gönüllerin feryadı, kurumuş gözlerin suyu, kararmış kalplerin ışığı olmuş. Bizim yaşadığımız coğrafyada ne kadar az bilinse de gün be gün insanlar artık sığınacakları kapıya koşarak omu anlayıp yâd etmenin umudunu yaşıyor.
Hz. Hüseyin’in asırlardır unutulmayan çağrısı susuz Kerbela’da en sevdiklerini ve kendini kurban ederek çağlar boyu sürecek bir destana imza atmasında saklıdır. Maddi bir gözle dünyalık olarak baktığımızda belki evlatlarını, malını, canını kaybetmiş olsa bile hepsinden değerli olan izzet ve şerefin onca cefaya rağmen değerli olduğunu çağlar ötesinden bizlere göstermiştir. Zaten Yaratandan en çok sevdiğini feda etmeden istekte bulunmak sahtekârlığın görünmeyen yüzü olacaktır.
Şu gerçek hikâye “sevdiklerinden feda etmeden hiçbir şey isteyeme yüzün olmaz”, manasını en güzel dille ifade edendir. Erdebil yakınlarında bir köyde muharrem ayının gelmesi ile aşura merasiminin hazırlıkları başlar. O köye yoldan geçen bir yolcu bacakları tutmayan bir on iki yaşlarında kız çocuğuyla gelir. İkisi de at arabasının üzerinde yola devam ederler. Kızın babasından köylülerin bir ricaları vardır: “Köyümüzde sadece bir hafta kalın. Beyaz atınız köy meydanında yapacağımız gösteri için çok önemli.”
Yolcu adam: Ben bu tür şeylere inanmam yoldayım yola gitmem gerek yarın yola çıkacağım. Erdebil’de beni bekleyen işler var.
Bunlar olurken yolcu kız Uldız ile köyün afacan çocuğu Ekber arkadaş olmuşlardır bile. Uldız onu çağıran Ekber’in yanında merasimlere katılmanın peşindedir. Arabayı çekip götüren Ekber’in peşinden Uldız’ın babası gitmeye kalksa da beyaz at ta köyün meydanına koşup gelmiş. Derken köylülerin ısrarı üzerine Uldız’ın babası bir hafta daha köyde kalmaya karar verir.
Artık muharremin onuncu gününe bir gün kala Ekber günlerdir babasına vermemek için mücadele ettiği oğlağının annesini kurbanlık için vermiştir. Uldız’ın yürüyemeyen hali günlerdir Ekber’i düşündüren sıkıntı halinde içinde büyür.
Ekber dua edecektir aşura gününe bir gün kala. Gecenin ilerleyen vaktinde en çok sevdiği oğlağını sever, öper, koklar, ona sarılır. En çok sevdiğini feda etmeden Allah’tan istemek ne kadar doğru olabilir. Adayacağı en çok sevdiğidir Ekber’in. Allah’tan şimdi Hz. Hüseyin’in şefaatiyle isteyeceği yüzü vardır.
Onuncu gün olduğunda bütün köy Kerbela gününü anma en büyük coşkusunu yaşar. Ekber oğlağını kurban edileceği yere getirince babası da Ekber’e iftihar eden gözlerle bakar. Ekber’in elleri havaya kalkmış:” Rabbim ben üzerime düşeni yaptım, sen üzerine düşeni yapanları kapından geri çevirmezsin.” Ekber’in gözlerinden dökülen birkaç damla sevginin suya dönen sözcükleridir.
Bir gün sonra Uldız ağlayarak ayağa kalkınca babası ne olduğunu anlam veremeden, pişmanlık içinde kızına sarılarak ağlar ağlar durur. Arabasını yakmış, atını azat etmiş.
Bu hikâye için belgeler var mı? Nerede, ne zaman geçmiş? Bu olayı gören şahitler kim? Bu işi görenlerden misin? Bu soruların ardı arkası hiç bitmeyecektir. Biz ne kadar uğraşırsak uğraşalım; “iyiliği” elle tutulur, gözle görülür halde gösteremeyiz. 0 ile 1 arasında sonsuz sayıda ondalık sayının olacağını anlayanlar, bu hikayeyi de gerçekliğiyle anlayabilirler.
|