Her insan aslında tek bir insanın çocuklarıdır. Pozitif bilimin gerçeği de zenci, beyaz, sarı, Kızılderili, Aborjin ırklarına mensup insan DNA yapısının %99,9 oranında aynı genleri taşıdığını anlayınca; insan atasının tek olduğu daha açık anlaşılmaya başlandı.
Her insanın temel ihtiyaçları, arzuları, sevinçleri, korkuları, umutları aynıdır. Bu insan on bin yıl önce yaşamış olsa da bilgisayar çağının son teknolojisine sahip olsa da değişmez. Doğal ve siyasi sınırlar birbirlerini ayırsa da başka sınırların ardında duran insanlar; üzüldüğüne ağlamış, sevindiğine gülmüş, bir umut beklemiş, kendi çıkarını her şeyin üstünde tutmuş; kimi zaman başını yaslayabileceği bir dost aramış…
Sahra Çölü’nde yaşayan bir bedevi ile Paris’te yaşayan süslü bir Fransız’ın duygularının ayrı olduğunu kim söyleyebilir?
Maalesef bir ulus yaratma fikri ile politik sınırlar arasına sıkışmış insanlara: “siz diğerlerinden ayrısınız”, “siz bir dünyaya bedelsiniz”, “sizi özel kılan ulus olmanız, millet olmanızdır.” Okul çağı ile beraber insanlara bu sözler büyük bir gayretle telkin edilir. Sonra kendine yabancı, kendini tanımayan, kendisinden istenilen ile tatmin olan insanlarla, kendimiz yüzleşiriz.
Milletlerin birbirlerinden sadece günlük yaşayışları ile farklı olduklarından habersiz “Biz diğerlerinde o kadar farklıyız ki onu anlayamazsınız bile…”söylenir durur.
Miller olmanın farkı için şunu söyleyebilirim: Avrupa milletleri uzun asırlardan bu güne kadar masada yemek yer. Doğu milletlerinde onların evlerinde masa dahi olsa, yere oturup yemek yemek bir rahatlıktır. Araplar yufka ekmeğini yemeğe bandırırken, Türkler kaşık kullanır. Milletlerin bu sıradan özellikleri ne onlara bir şey kazandırır ne de bir şey kaybettirir.
Millet olmanın değeri insanın değerini artırması için yaşayış biçimini mensup olduğu millet dairesinde bulunmakla değer kazanmaya çalışmak kolaycılığın en basit örneği olur.
Vicdan sahibi olarak değer kazanmaya çalışmak, insana zor geldiği için; vicdani değere sahip çımanın, insanın menfaatine, insanın ihtiyacına; milletin önem kazanmasına katkısı var mı, sorusu sorulur durur. Vicdani değerlerin prim yapmadığı anlaşılınca, vicdan sahibi insanlar, iki erdemden birinin ardına düşer: Ya kendilerini yalnızlık denizine kürek çeken olarak bulur. Yâda Kerbela’da yalnız Hüseyin olma erdemini yaşarlar.
Vicdan sahibi olmak, yapılan iyiliğin kadrini bilen, başkalarına iyilikten başka bir şey düşünmeyen, paylaşmakla mutlu olan insan olmakla mümkündür. Böyle davranmak yalnız vicdan sahibi insanların işi olduğu için milletin mensubu olarak ulus bilincinin ardından sürüklenmek kolaycılığı ve rahatı seçenlerin işi olur. Vicdan sahibi olmak denizde bir inci olmaya benzer.
|