Neler oluyor neler, neler olmuyor neler… Girilmez odalara giriliyor, sorgulanamaz şahsiyetler sorgulanıyor, komutanlara suikast iddiaları, Başbakan Yardımcısına suikast iddiası, kozmik odayı arayan hâkime tehdit, savcıya mermi göndermeler, takipler, tacizler, psikolojik, asimetrik harekâtlar, medya savaşları, darbe iddiaları, karşıt darbe senaryoları neler olmuyor ki? Tarihe tanıklık ettiğimiz günlerde yaşıyoruz. Terör bitecek mi? Bu açılımlar ülkeye fayda sağlayacak mı, başarılı olunacak mı, şekillenmekte olan Türkiye dünya arenasında nasıl bir yere oturacak? Kafalarda sorular yumağı dolaşmaya devam ediyor. Amerika Türkiye’de zamanında bizzat kendisinin kurdurduğu derin yapıları tasfiye mi ediyor, yoksa Türkiye Amerika’ya rağmen devlet içindeki Amerikancı yapıları mı tasfiye ediyor? Ekonomist Dergisi ABD’ye büyük bir uyarıda bulunmuş. Türkiye’yi kaybediyorsun diye… Türkiye İsrail’e rest çekerken, Amerikan politikalarını artık koşulsuz uygulamaya yanaşmazken gerçekten bir eksen kayması mı yaşanıyor yoksa ülkemiz prangalarından mı kurtuluyor?
Özele dönecek olursak Ak Parti iktidarı gerçekten muktedir mi olmaya başladı acaba? Malumdur ki şimdiye kadar şöyle bir imaj vardı. Siyasi iktidarlar gelir hükümet olur ancak hiçbir zaman muktedir olamazlar. Onlara kısıtlı bir alan tanınır ve o yelpazede hükümetler birtakım ekonomik düzenlemeler yapar başka bir şeye elini sürdürmezler. İktidar olurlar ama devletin nüveleri içinde yer alamazlar. Ama son bir iki yıldır yaşananlara bakıldığında durumun farklılaşma eğiliminde olduğu gözleniyor. Sanki Ak parti iktidarı muktedir olma yolunda ve hatta devletin nüvesi içinde yer alma noktasında önemli mesafeler kat etmiş görünüyor. Çağdaş ve batılı bir devlet hüviyetini almak üzere Türkiye. Kimin eli kimin cebinde döneminin kapıları yavaş yavaş kapanmaya yüz tuttu. Türkiye tek parti diktatörlüğüne gitmiyor, hak ettiği bir çizgide emin adımlarla yürüyor. Hele şu terör belasından bir kurtulabilse memleket işte o zaman nasıl sıçrama yapacak görülecektir.
Türkiye bir dönemi geride bırakıyor. Devlet içine çöreklenmiş çetelerin olduğu, medyanın tek merkezden idare edildiği, manipülasyonların, provokasyonların, dezenformasyonların ayyuka çıktığı ve cirit attığı bir dönemi geride bırakmak üzere. Tabi ki kolay olmayacak. Sancısız doğum olmaz. Bu sancılar kutlu bir doğum olayının sancılarıdır diye düşünmekte fayda var.
Yıllardır sorduğumuz soru şu değil miydi? Türkiye’nin ekonomik, sosyal, siyasi, demografik, kültürel, askeri potansiyeli had safhadayken neden memleketimiz ilerleyemiyor? Neden güçlü bir Türkiye olamıyor? Şimdi bu sorular yavaş yavaş cevaplarını buluyor. Az kaldı, aydınlık yarınlara az kaldı. Türkiye dünyada hak ettiği yeri mutlaka alacaktır. Prangalarını birer birer söküp atmakta. Uyuyan dev uyanmak üzere. Hayırlısı olsun. Allah devletimize milletimize zeval vermesin.