Domuz kelimesi, İslam kültüründe olumsuzu çağrıştıran bir kavramdır. Eskiler her zaman domuz demez; büyüklerinden aldıkları kültürle “sazda gezen” derlerdi. Ama konu kamu yararı olunca, hiç çekinmezlerdi. Mesela: “Devletin malı deniz; yiyen domuz!” derlerdi. Şimdilerde, bazılarınca tersi söyleniyor. Mesela, devlet bankalarını hortumlayanlar gibi. Bizler, bu dönemin insanı olarak, daha yumuşak söylüyoruz. “Devletin malı deniz; yiyen keriz!”. Bunun tersini söyleyenler de yok değil hani.
Bu güz, dünyadan bize ve dünya gündeminden de gündemimize düşen “domuz gribi” tamlaması artık “7’den 77’ye” herkesin dilinde olan bir söz. Daha doğrusu Ocak ayı öncesine kadar öyleydi. Okullar tatil edildi. “Şubat Tatili” öne çekilmek üzereydi ki ortaya bir sessizlik çöküverdi. Şu günlerde hiç duymaz olduk. O gürültünün ve gümbürtünün birden bire kesilivermesi bana ilginç geldi. Oysa güz mevsiminin domuz gribini azdıran şartları devam ediyor. 15 Aralık 2009’da yapılan resmi açıklamalara göre, ölenlerin sayısı 400’ü geçmişti. Anlaşılan alınan tedbirler, sorunu bıçak gibi kesiverdi. Gündemi de bıçak gibi kesiverdi.
Başarılı mı olduk yoksa birileri muradına mı erdi? Mesela, uluslararası ilaç şirketleri. Yani bu işin içinde bir domuzluk mu vardı? Anlaşılan, ikisi de.
Gündem dedik de aklıma geldi. Gündemin, gerçekte öyle bir problem olmadığı halde, şartların oluşturulması ve yeterince olgunlaştırılmasına “sun’i/yapay gündem” diyorlar. Acaba yapay bir gündem mi vardı? Ülkemizde gazetecilikten türeme bir televizyonculuk olduğundan; medyanın “haber üretmek iştahı” dünyanın da gündemiyle örtüşen “domuz gribinde” de son sınırındaydı.
Bunu daha önce de yapmışlardı. Yine yapacaklar.
Domuz bize birazcık yabancı olsa da “Domuz gribi” tamlaması artık yabancı değildi. Buna benzer bir de “Kuş gribi” duymuştuk. Geçen yılın bir mevsiminde, o da gündemimize havadan düşüvermişti. Mevsim kış değildi; o kadarını hatırlıyorum. Temiz havada yaşayan, şehir insanından daha sağlıklı olan tavuklara “kış kış” denmişti. Tavuk dediğin, kuş gibi uçamasa da, kuştur. Göç mevsiminde, gökten geçen kuşlar, kuş gribini ülkemize taşımış olabilirdi. Tavuk çiftliklerinde, “yumurta istifi” yaşayan tavuklar, gökten uçan grip kuşlardan etkilenmemişti ama kovalana kovalana yakalanan tavuklar, açılmış kireçli çukurlara, “resmiyet adına” gömülmüştü. Derken 70’li yıllarda hastalık gelince ölen sevgili tavuklarına ağıt yakan rahmetli anamın ağıdını hatırladım: “Çil tavuğum, keklik alam, kepezlim…” Oysa kuş gribi gündeminde ağlayan analarımızın tavuklarına hastalık da gelmemişti. Derken kampanya amacına ulaştı
Başarılı mı olmuştuk yoksa birileri muradına mı ermişti? Mesela, uluslararası ilaç şirketleri. Yani bu işin içinde bir domuzluk mu vardı? Anlaşılan, ikisi de.
Gavurların kültüründe domuz bizim kültürümüzde koyun gibidir. Onlar avlularında domuz besler, bizler davar besleriz. Bizler, yüzyıllar süren bir süreçte hayvancılıktan tarıma geçtik. Ahır sekisinden de önünde ağıl olan konutlara. Yüzyıllarca iç içe yaşadık. Davarların kuyruğuna tutunan küçücük keneler fasulye kadar büyürdü. Elimizle koparır, atardık. Çobanlarımız, koyunlarla koyun koyuna yatardı.
Hâlâ köylerde davarlar var ama son iki yıldır, davarlara musallat olan kene insanları sevmeye başladı. Bıldır ki yaz, gündemimizde “kene“ vardı. Sağlık Bakanlığı tedbirler aldı. Belediyeler ilaçlar aldı. İnsan hayatı yanında “biyolojik hayat” önemli olmadığı için, her yer ilaçlandı. Başarılı mı olmuştuk yoksa birileri muradına mı ermişti? Mesela, uluslararası ilaç şirketleri. Anlaşılan, ikisi de.
Ondan önceki sene de gündemimizde “kene” vardı. Yaz mevsimini sevdiği için, bu sene yine “kene” olursa şaşmayın. Çünkü kenenin ardında da bir domuzluk aramak zorundayız.
Kayseri şehir merkezinde, her evin altında bir ahır olduğu yıllarda, ahırlarda inek de varmış. Sığır sürüsü, Argıncık tarafına gider, yayılır, akşam dönermiş. Ancak bir teyzenin ineği dönmediğinden, akşam yola çıkar; inek gelmeyince, Pervana Yazısı’na aramaya gidermiş. Merak edip de “Teyze! Herkesin ineği evine geliyor; sen niye karşı gidiyon?” diye sorduklarında “İnek eve gelecek ya, Argıncığın dölleri dölek durmuyor ki!” dermiş. Meğer sığır sürüsü dönerken Argıncıklı yaramaz çocuklar ineklere taş atarmış. Teyzenin ineği de, yönünü değiştirince, o yana doğru çeker gidermiş.
Devletin bütçesini götüren istihbarat teşkilatları var diyorlar. 80–90 yıldır sıcak savaş yok.“Soğuk savaş dönemi” denen bu yıllarda, bu adamların gündeminde ne var? Düşünüyorum da, ülkemiz gündeminde olan ve “tekrar seyredilen film gibi” seyreden “bu olayların arka planı” onların gündeminde var mı acaba?
Bilindiği gibi biz “dünyanın en stratejik yerindeymişiz.” Rahmetli Melik Gazi, Kayseri’ye kollarını sallayarak girmemiş. Gâvur döllerinin dölek durmasını beklemek saflık olur ama teyzenin ineği gibi olmak da gerekir mi?
|