Özgürlük isimleri başlığa koymakla, idare erkinin ferde tanıdığı haklarla, hedonizmle (sadece zevk almak için yaşamak) yuvarlanan hayatı sürdürmekle… Kazanılacak bir erdem değildir. Özgürlüğü insan ilk başta kendi beynin içinde yaşar ve kendi beyninde varlığını esir eder.
Demokrasiyi özgürlüğün olmazsa olmazı görenlere, Sokrates’i ölüm cezasına çarptıranların Atina demokrasisi olduğunu hatırlatmak, hilafeti de bütün sorunların çözümü görenlere Ebuzer’i Rebeze Çölü’ne sürgüne yollayanların III. Halife ve etrafı olduğunu söylemek isterim. İnsan kendi iç dünyasında özgürlüğü kendisine layık göremezse ona kimse hak vermek için el uzatmaz.
Özgür Eğitim-Sen ülkemizde sendikacılık yaptığını iddaâ edenler gibi siyasi grupların birine payanda, iktidarın peşinden koşan, ücret sendikacılığı yapan, kendisinden farklı olana yaşama hakkı tanımayan bir sendika olmaktan uzak olduğunu açıkça göstermiştir. Özgür Eğitim-Sen, resmi ideoloji adı altında yapılan eğitimin insan eğitmekle ne kadar bağdaştığını sorgulamış ve insan merkezinin ne anlama geldiğini sürekli vurguladığını hakkında açılan davalar ve ortaya koyduğu çalışmalarla göstermiştir.
Uzun zamandır takip ettiğim yeri geldiğinde eleştirilerimi açıkça ifade ettiğim sendikan hakkında Mustafa Erdoğan köşesindeki yazıyı sizinle paylaşmak isterim.
“Eğitim ve öğretimin resmi ideolojiyle yönlendirilmesine karşı olan sendika; insanın özgür bir kimlik ve şahsiyet geliştirebilmesine imkân veren serbest, gönüllü ve çoğulcu bir eğitim anlayışını savunur. / Özgürlük, adalet ve barış temelinde kimseyi yok saymayan ve ötekileştirmeyen bir eğitim-öğretim ortamının oluşturulması için çalışır. Bu çerçevede sendika; eğitim müfredatı ile ders kitaplarının ve her türlü eğitim faaliyetinin içeriğinin belirlenmesinde farklı ırk, dil, kültür ve inançların ihtiyaç ve taleplerini göz önünde bulundurmanın ahlakın, vicdanın ve insan haklarının bir gereği olduğuna inanır. / (F)arklı düşünce, kültür, cinsiyet, din ve inanca sahip yurttaşlara yönelik ayrımcılık ve dışlayıcılığın her çeşidini reddeder; onlara karşı ayrımcılık yapan ve başta eğitim olmak üzere her türlü hakkını kullanmasına engel olan anlayışlara karşı temel hak ve özgürlükleri savunur.”
Sizi daha fazla merakta bırakmamak için söyleyeyim: Bu sendikanın adı Özgür Eğitim-Sen’dir. Bu satırları okumaktan benim gibi heyecanlananlara, dahasını, sendikanın tüzüğünün tam bir özgürlük bildirisi niteliğinde olan Amaç maddesini sonuna kadar okumalarını salık veririm.
Peki bunları niçin yazıyorum? Her şeyden önce, devletçi ve kolektivist zihniyetin ayrım gözetmeksizin sağ-sol ekseninin her yerinde, ama özellikle de sendikal alanda, hâkim olduğu Türkiye gibi bir ülkede böyle bir sendikanın varlığından geç haberdar olmanın verdiği heyecandan... Eğitim sendikacılığını, kendi değerlerini devlet okulları eliyle bütün topluma dayatmanın veya iktidar nimetlerinden yararlanmanın aracı olarak gören zihniyetlerin tam karşısında yer alan böyle bir örgüt hangi özgürlükçüyü heyecanlandırmaz ki!...
İkinci olarak, Özgür Eğitim-Sen’in varlığından benim gibi heyecan duymak şöyle dursun, ondan hiç hazzetmeyen, dahası onun serbestçe faaliyet göstermesini engellemeye çalışan bürokratların varlığını öğrenmem de beni bu yazıyı kaleme almaya sevk eden bir neden oldu. Sendikanın verdiği bilgiye göre, kimi üyelerinin somut bir konudaki hak taleplerini yerine getirmeyen Batman İl Müdürlüğü’nün bu tutumunu kamuoyuna duyurmak amacıyla yerel şubesinin yaptığı bir “basın açıklaması” sendikaya dönük idari baskıları başlatmış. İddiaya göre, benzer faaliyetler yapan başka sendikalara engel çıkarmayan yerel yetkililer Özgür Eğitim-Sen üyeleri hakkında hakkaniyete aykırı olarak idari soruşturma yürütüyorlar.
Türkiye’de hakim olan bürokratik zihniyete aşina birisi olarak, özgürlükçülüğüyle maruf bir sendikaya kamu bürokrasinin zaman zaman sorun çıkarması -hatta belki onu baskı altına alınmak istemesi- beni hiç şaşırtmıyor. Ne var ki, anayasal ve yasal durum karşısında, bu olaylardaki haksızlık ve hukuksuzluğu göz ardı etmem de mümkün değil.
Bana asıl şaşırtıcı gelen, bu baskıların Türkiye’yi demokratikleştirme ve Avrupa standartlarına yaklaştırma iddiasındaki AKP hükümetinin bürokratları tarafından yapılması. İster-istemez aklıma söz konusu sendikanın bildirisindeki şu satırlardaki ima takılıyor: “Eğitim çalışanlarının haklarını... Sarı sendikacılığa düşmeden... Korumaya ve almaya devam edeceğiz.”