Kayserimizin gülü, sayın cumhurbaşkanı, eski başbakan, eski dışişleri bakanı, Erdoğan’ın yerine vekaleten bakan birisi diye tanımlamaları birileri yapabilir fakat bu bilinen yanları ile Abdullah Gül’ü anlatmayacağım. Onu farklı bakışla anlatacağım.
Cumhuriyet’in ilanından sonra kurulan Sadabat Paktının geçen yedi yılı sonrasında Türkiye dünyadan ayrı bir gezegen gibi varlık sürdürmeyi uzun yıllar devam etti. İç ve dış düşmanların tehdidi masalıyla, ülkemizin bütün komşuları Türkiye düşmanı, askeri harcamaları düşmanlarına karşı bir gözdağı olan, devletin bekası için yeri gelirse milyon insanı bile öldürmekten çekinmeyen, kardeşi olsa dahi; bizden ayrılırsanız umacılar gelir sizi ham yapar masallarının ilkokul müfredatıyla körpe beyinlere kazındığı bir ülke olmayı sürdürdü. Abdullah Gül dünyadaki bizim ülkemizin sınırları dışında kalan insanların ve ülkelerin de bizim düşmanımız olmadığını göstermek adına “D8”(gelişmekte olan ülkeler topluğunu) fikir mimarı oldu. Bu yıllar Sadabad Paktının ilan edildiği yıllardan çok uzun zaman sonrasınadır.
İnsanlar etrafımızın düşmanla dolu olmadığını, sadece kendilerine düşman ilan edilenler olduğunu anlamaya başladı. Düşman, aslında yıllardır bir yılan gibi oturduğu yerde çöreklenip milletin kendisine hizmet edilmesini isteyen mutlu bir azınlıktan başkası olmadığını da anlamaya başladılar.
Diğer ülkelerin ve milletlerin Türkiye’nin düşmanı olmadığını yeni yeni görüyorduk ki… Abd’nin Irak’ı işgali sonrasında Türkiye BOP başkanı olarak Ortadoğu’da barış ve istikrarın koruyucusu olacak, bu sebeple Katil Bush Türkiye’ye ziyarete gelecekti. O sıralar Irak’tan yük taşıyan kamyon şoförlerimiz direnişçiler tarafından rehin alınmış, Abdullah Gül dışişleri bakanı olarak Katil Bush’u ağırlamak, bir yandan da rehin alınan şoförler için bir şeyler yapmak zorundaydı. Tabii BOP zirvesinin ev sahipliğini yapan Türkiye’de misafirlik masraflarını da Ülker üstleniyordu.
Acılar içinde Irak’ta insanlar ölürken insanın çaresiz olanları seyretmesi kadar acı bir şey yoktur. Ben de bu yüzden Katil’in Ankara’ya geleceği gün, görev yaptığım Tokat’tan Ankara’ya gelip Sıhhiye Meydanını tek başına da olsa Katil’in önüne kapamayı düşündüm. O benim gibi binlercesi de Sıhhiye Meydanını doldurmuş “katil Abd işbirlikçi Akp” diye slogan atıyordu. Polislerde önümüzü panzerlerle çevirmiş gaz bombaları atıyor. Biz daha bilenmiş olarak “katil Abd ve işbirlikçi Akp” şiarını İstanbul Ok Meydanı’na taşıdık.
Cumhuriyet tarihinde bir ilk olacak şeye o zaman şahit oluyordum: Abdullah Gül Sıhhiye Meydanında ve Ok Meydanında Katil’e geçit yok ve “katil Abd ve işbirlikçi Akp” şiarını haykıran bizlere teşekkür ediyordu. Sizler sayesinde Irak’ta rehin tutulan şoförler serbest kaldı. Ben de Abdullah Gül’ü sitemli tebrik ediyordum.
Şu an cumhurbaşkanlığı adlı bir yerde görev yapıyor Abdullah Gül. Ne kadar yıllarca milletin dinine ve hayatına küfreden alafranga hainlerin Çankaya laiktir, gavuruz laikliğin kalesiyiz, ordu göreve, atam mirasını yıkacaklar… Feryatlarını boşa çıkarıp cumhurbaşkanı olunca kendinden öncekinin yaptığı gibi inandığı ilkelerle yaşamasıyla ortaya koydu. Belki cumhurbaşkanlığı makamına gelen insan elbette öyle davranmalı diyenler çıkabilir ama Türkiye Cumhuriyetindeki cumhurbaşkanı yetkisi Osmanlıdaki padişahlık yetkisinden daha fazladır.
Abdullah Gül’ün yıllar önce teşekkür ettiği insanlar için mahkumiyet, sürgün ve diğerleri olağan şeylerdir. Onlar ideal vatandaş, söz diyen memur, uslu öğrenci olamazlar. Yalnız onlara karşı bir borcumuzun olduğunu da her zaman unuturuz. İnsanların unuttuğu vicdan onların varlıklarını oluşturur. İnsanlar ne kadar nefret etse de onlardan yine de o insanlara muhtaçtır.
İşte onlar içinde siyasi mahkum, düşünce suçlusu canilerden, çetelerden, zehir tacirlerinden daha fazla belki ömür boyu F tipi cezaevinde kalıyor. Abdullah Gül’ün yıllar önce teşekkür ettiği insanlardan olan düşünce suçluları ile siyasi suçlularına kapsayan bir af çıkarmasını istiyorum. O zaman söylediği sözde samimi olduğuna inanırız. Yoksa Abdullah Gül her konulan kaba göre şekil alan AKP’nin içinde yetişmiş devlet adamı olarak tanınır.
Cumhurbaşkanlığı makamına karşı senin saygın olmalı diyenler çıkabilir. Makama saygı kadar aptalca bir şey olabilir mi acaba? İnsana saygının olmadığı yerde makam sadece insanların güce tapındıkları bir varlıktan öteye gidebilir mi? Rabbim beni onun olduğu cennetten ve cehennemden uzak tut diye dua ettiğim cumhurbaşkanları vardır.
|