BİR DREYFUS’LA CEMİL MERİÇ AYARINDA AYDIN YETİŞTİRMEYEN MEMLEKETTE “KAFES,Cİ BALYOZ”CULARLA SİPARİŞE GÖRE HÜKÜM VEREN YARGIÇLARIN OLMASI HAKTIR..
Cemil Meriç,”Soldan Çarklı” bir düşünür. Yazar değil. Zira bilen de yazıyor yazar olmayan da. Benim gibi. O bir düşünürdü. 4yıl Ganj—Hint-kıyılarında gezdim derken Hind’in, Çin’in düşünce kökünü “Çile Kadehi”nden içtiğini anlatmak istedi.
Bizde aydınların vasfı okumak,büyüklenmek ve kibir . Cemil Meriç, Necip Fazıl ve Mehmet Akif ve azınlık seçkin bir grubun vasfı bunun tersi. “Herşeyi hakkıyla bilme çabası, çile ve tevazuyu elden bırakmamak”. Yani küçülerek büyümek. Milletini ve millet yapan ruhaniyeti teemmül etmek, sindirerek sevmektir.
O, ilim irfan çağlayanı şöyle diyor:”—Bizde yani Doğu/İslam kampında MUTLAK ATEİZM MÜMKÜN DEĞİL. Ateizm numarası yapanlar kendini bilmeyen DÜALİSTLER dir. Nedir düalist? Sokaktaki adamın deyimiyle “HEM SALLAYAN HEM SAPITANLAR”dır.
Dinimizi Hrıstıyan misyonerden, kilisenin rahibinden fazla eleştiren dinin kendince gol atılacak kadın hakları ve bazı konularında eşitsizlikler arayan, bütün yeteneksizliğini kullanarak bulmaya çalışan, namaz niyaz gibi dini icapları yerine getiren müminlere demediğini bırakmayan aynı zamanda yerel ve küresel egemenlere yalakalık ispiyonculuk yapan, çıkar umduğu lobilerde de dönüp utanmadan, sıkılmadan “Yüce Dinimiz””Kutsal Kitabımız” gibi terimleri söylemekten haya etmeyen vucudunda hiçbir kemik bulunmayan her tarafa dönenlerdir.
Düalistin ayarı hayası ve düşüncesi yoktur. Halkımızın “İKİ DİNDEN AVARE” dediği bunlar, inançsızdan çok daha düşük konumdadır.
“MAĞARADAKİLER”YAZARINDA ENTELEKTÜEL YAHUT AVRUPADA AYDIN, AYDINDA OLMASI GEREKEN TEMEL VASIFLAR
Entelektüel ülkeden ülkeye, yazardan yazara değişen bir mefhum. Her tarif aşağı yukarı bir ön yargıya dayanır,ya belli bir döneme. Kelimenin vatanı Fransa. Entelektüel bu günkü manasını Dreyfus Davasıyla kazandı. Toplumu ikiye ayıran dava şöyledir. Dreyfusu hatırlarsınız. Casusluk yaptı diye tutuklanan kurmay yüzbaşı dünya kamuoyunu yıllarca uğraştıran Dreyfus Davası Fransız siyasi tarihinin en unutulmaz sayfalarından biri.
Bir yanda devlet kilisesi, ordusu, genelkurmayı ve bütün saygıdeğer müesseseleri ile Fransa. Ötede adalete ve hakikate susamış bir avuç yazar 14 Ocak 1893 tarihli L’aurore gazetesi “ENTELLEKTÜELLER BEYANNAMESİ”ni yayınlar. Kurulu düzene karşı bir savaş ilanıdır beyanneme. Gelenekle kalem—Yazarlar—arasıdaki bu savaşın baş kahramanı ünlü Zola’dır.
Çağın en belirgin entelektüel tipi, o tarihten sonra entelektüel yazı veya söz aracılığı ile toplumun şuurlanmasına yardım eden kişi olur. Yol gösteren, aydınlatan, itham eden kişi. Kelime solun adeta bayrağıdır.
MUHAFAZAKAR DÜŞÜNCEYE GÖRE ENTELEKTÜEL
Dreyfus casuslukla suçlanıyor. Yüzbaşı Dreyfus’a karşı olanlar için dava askeri yargının işiydi.Entellektüeller sanığın suçsuzluğunu haykırırken, yetkilerini aşıyorlardı. Muhafazakar –sağ--kesim, Dreyfus davasından beri entellektüle şüpheyle bakar. İyonosko tuhaf değil mi? Der, entelektüeller ne büyük yazar, ne ünlü ressam, ne politika adamı, ne de bilgin. Entelektüel kendi kendini inşa edemeyen adam bir nevi MEKTEP KAÇAĞI ama Batılılar mektep kaçağının vasıfları üzerinde anlaşamaz. GUEHENNO “ENTELLEKTÜELİN İLK VASFI DÜRÜSTLÜKTÜR”. Kime karşı dürüstlük? İnsanın insana düşman olduğu dünyada dürüstlük mümkün mü? Her asrın bilhassa bizimkinin asrımızın bir DİYOJEN’e ihtiyacı var ama Diyojenliği göze alacak kadar pervasız, diyojenin sözlerine katlanacak kadar sabırlı insanlar nerede?
Maulner, entelektüelin—AYDIN- görevlerini şöyle sıralar:
DÜŞÜNMEK, DOĞRUYU ARAMAK NESNEL, TARAFSIZ, DURU BİLGİYİ ARAMAK. NESNEL BİLGİYE ULAŞMAK. ENTELEKTÜEL HİÇ KİMSEYE AHMAKÇA BİR SAYGI GÖSTERMEMELİ. MÜESSESELEŞEN DOKTRİNLERE RESMİ İDEOLOJİLERE KUŞKU İLE BAKMALI. NASS’LARA GELENEKSEL KUTSANAN KURAL VE TOPLUMSAL BENİMSENMİŞ STATÜKOLARA BAĞLANMAK, KISIRLAŞMAKTIR. GELENEKLE SAVAŞA EVET, “MODAYA TESLİMİYETE HAYIR. ENTELEKTÜEL HÜKÜMLERİNİ AKLIN IŞIĞINDA VERMELİDİR, TUTKULARIN DEĞİL, ENTELLEKTÜELİN BAŞLICA VASIFLARINDAN BİR DE HOŞGÖRÜDÜR.
Şimdi de bir sosyolog olan Aron’u dinleyelim:”Fransa’da hiç kimse yazıhane memuruna Üniversiteyi bitirmiş de olsa entelektüel demez. Memur işçidir. Yazı makinesi aleti. Oysa gelişmemiş bir ülkede her diplomalı entelektüel. Peki nasıl tarif edeceğiz aydını. Geniş manada “KAFA İŞÇİLERİ” olarak, dar manada”UZMANLAR”la “OKUMUŞLAR” İyi ama uzmanla kitap arasında kesin bir sınıf var mı? Neyde uzman? Ne kadar uzman? Okumuş sıfatı da müphem. O halde gerçek entelektüel hayatını kafasıyla kazanan kişi. Romancılar, ressamalar, heykeltıraşlar gibi. Yani aşağı yukarı herkes entelektüel ama Pascal’la Decartes değil. Çünkü onlar hayatlarını kalemleriyle kazanıyorlar.
Cemil Meriç’in fikirlerine ve ülkemizin “KAFES”li”BALYOZ”lu darbe işkencesi planlarına baktığımızda entelektüel “ÇÖLÜYLE”le karşı karşıyayız. Yukarıdaki vasıfları havi,entelektüel yetiştirememişiz. Şartlar onu gösteriyor. Entelektüelin olduğu ortamda demokrasi ve insan haklarına karşı plan ve projeler havalarda uçuşamaz.
Ordu göreve diyecek kadar alçalmış, statükoya ve çıkar ilişkilerinde manupüle olmuş hakimlik tarafı kalmamış rejim muhafızı ve statüko yardakçısı mürekkep yalamışların Türkiye de yapılan darbe ve cinayetlerle banka hortumlama vasıtasıyla yapılan ekonomik toplumsal işkencelerde ne kadar vebal altında olduklarını Fransız aydınları ve Dreyfus Davası bağlamında izah etmeye çalıştık. Adaletin kurumunun o kutsal cübbesini sırtında taşıyanların Erzincan ve Erzurum’daki hakim ve savcılarla ilgili olarak aldıkları adil olmayan”İDEOLOJİK”karar ve uygulamalara gelişmiş ülke aydını projektüründen bakarsak biz de gelişir ve şark kurnazı, entelektüel olmayan büro memurlarından kurtuluruz. O zaman gerçek adaleti bulur ve onu uygulayacak entelektüel haysiyetine sahip hakimi yetiştiririz