Bir öğretmendim, bir yazardım, bir araştırmacıydım, ama bir tekel işçisi ve grevci değildim. Grevin 44. gününden itibaren grev yapan işçilerle beraberdim. Onlara umut vermeyi, onların yanında olduğumuzu hissetmelerini bir nebzede olsa yapmayı kendime görev bildim.
Grev yapamayan işçiler çünkü artık onlar sokağa atılmış haldeler. Derme çatma çadırların içinde, karın ve yağmurun altında binlerce işçi umutla yarınlara bakmanın hevesiyle yapabilecekleri sadece beklemek kalmış halde yarınlarını beklemeye başlamışlar. Günler geçmiş olmasına rağmen hala dirençlerini yitirmeden biz buradayız mesajını vermek için bir inadı içlerinde büyütüyorlar.
Ziyaret ettiğim çadırlar içindeki milletin yeni gelen birisine karşı gösterdiği sıcak ilgi karşısında duygulanmamak elde değildi. Onca imkânsızlıklarına rağmen size bir sıcak çayı ve güler yüzü ikram etmekten geri durmayan tekel işçileri bütün gelenleri ağırlıyorlardı.
Kimi eşten dosttan işçilere sıcak çorba, çay-şeker, meyve geliyor. Gelenleri ziyaretçileri ile paylaşmadan geçmiyorlardı. Belediyelerden ve mahalle esnafının da muazzam bir desteği beraberindeydi. Verilen onca kiraya rağmen birçoğu dükkânlarını haftalardır kapatmış sanki o işçilerle beraber greve katılıyordu. Belediyeler, diğer sendikalar işçilere misafir hanelerini açmış onların gece kalabilecekleri yerleri hazır etme çabası içindeydiler. Soğukta üşümemeleri için odun yardımı da işçilere vatandaşlardan getiriliyordu.
Sakarya Caddesi bütün ailesi ile gelenler direnişe gelenler, çoluk çocuk orada olanlar, slogan atanlar ve Türkiye’nin birçok rengi ile hüzün vadisinden ziyade şenlik havasında bir yeri andırıyordu.
Gündelik hayatların da birbirlerinin mahallesine girmeyenler, birbirlerine selam veremeyenler, yafta takmayı iyi becerenler orada bir aradaydı. Hala kendi içindeki ötekileştirmeyi aşamamışlar olsa dahi kimin ne yaptığını iyi sezdiklerini söyleyebilirim.
IMF dayatmaları sonucu doğan politikaların mimarı Kemal Derviş’in devamı olan bu politikalar karşısında değirmen taşları arasında öğütülmek istemeyen işçiler direnişe devam edeceğiz şimdi açlık grevi ile diyorlar.
Birinin çıkıp “PKK’lılar işçilerin arasına girmiş”, gibisinden laflar etmeye başlaması da bazılarının yaptığı çamur at izi kalsın, tabirinden bir yaklaşım değil mi? Kulaklarını tıkayıp ben yetim hakkı yedirmem gibisinden safsata dolu laflarla konuşmak kime ne kazandırır ki. Her zaman söylenen bir laf vardır: Devletin işini tam zamanında yaptım. Devletten kendime bir kuruş geçirmedim. Devlette kâr ettirmek için elimden geleni yaparım. Devlete canım malım feda olsun. Devlete itaat Allah’a itaattir, Devlete düşmanlık Allah’a düşmanlıktır… Buna benzer sözleri söyleyen her kimse öylesine milletin ve devletin malı söğüşlüyordur ki sadece kendini temize çıkarmayı diliyle yapmaya çalışandır.
Orada bulunan insanların tek gayesi, amaçladıkları şeyin dışına çıkmadan sadece insanca yaşamı devam ettirecek bir maaş ile çalışmak tek arzuları bundan ibaretti. Bu kadar yapılamayacak bir şey istemiyorlardı onlar.