Hakkari’nin Çukurca ilçesinde hainlerin uzaktan kumanda ile patlattığı mayında şehidolmuştu Nuri Aydın Sağır. Şehit bizim şehidimizdi. Kayseri’nin Felahiye ilçesinin Menteşe köyündendi. Ben ise Felahiye’nin Alabaş köyündendim. Köylerimiz yan yana. Menteşe- Alabaş. Yoktu. Hatta dolaydan akraba bile sayılırdık şehidimizle. Nuri Aydın Sağır iki gün önce doğan oğlu Timuçin’i göremeden vatan uğruna canını ve kanını vermişti. Geride gözü yaşlı bir eş, hiçbir şeyden habersiz bir evlat, yıllarını eğitimine vermiş bir baba ve bağrı yanan anne bırakmıştı. Hunat Camii tıklım tıklım doluydu. Daha ezon okunurken caminin doluluğu bir yana bahçede adım atacak yer yoktu. Yüzlerce karacı subay, havacı subay, tören askerleri, komutanlar, milletvekilleri, vali, belediye başkanları, siyasi parti il başkanları ve çok sayıda Kayserili vardı. Şehit cenazesinde izdiham yaşandı. Caminin bahçesi dolu olduğu için içerdekilerin bir bölümü çıkamadı bile. Ben bu kadar kalabalık hiç görmemiştim. Herkesin gözü yaşlıydı. Dokunsan ağlamaklıydı. Hatta Nursaçan Hoca konuşurken cemaatin yarısı gözyaşlarını tutamıyordu. Tabi ki bende öyle. Söylenecek bir şey yoktu, söyleneceklerin hepsi söylenmişti. Duygu zamanıydı. Gözyaşı dökmekten başka çaremizin olmadığını gördükçe daha bir içleniyordum. Hain teröre ne kadar kurban vermiştik. Kaç şehidimizi al bayrağımıza sarıp ebediyete yolcu etmiştik. Geriye ne kadar sönen ocak kalmıştı. Ne kadar yanan yüreklerin külleri kalmıştı? Bu böyle mi gidecekti, gencecik evlatlarımızı bayrağa sarıp göndermeye devam mı edeceğiz? Ne yapmak lazım? Tüm bunlar bir duygu sarmalı içinde nemlenen gözlerimin önünden kaydı gitti. Şehit cenazesini istismar edenlerden nefret ediyorum. Orayı slogan atma yeri olarak görenlerden uzaklaşmak istiyorum. Sanki hiçbir şey olmamış gibi davrananlardan ise iğreniyorum. Tuzu kuruların, evlatlarını yakınlarını şehit vermemiş duygusuzların tepeden konuşmalarına bakıp hadi oradan diyorum. Olan gariban milletimize oluyor. Yanan yürekler hep garibanların. Acılar ve gözyaşları içinde kalanlar hep Anadolu’nun vatanperver insanları. Ne diyeceğimi bilemiyorum, kime kahredeceğimi düşünemiyorum. Bildiğim tek şey önümüzde musallada bayrağa sarılmış bir tabut ve tabutun içinde bitişik köyümüz Menteşeli Nuri Aydın Sağır’ın naşı var. Tekbirler getiriliyor, bandolar çalıyor. Bir yıla yakın bir zamandır Kayseri’ye şehit gelmiyordu. Çok şükür diyorduk. Ama yine başladı hain terör. Yine canlarımız ve evlatlarımızın kanları dökülmeye başladı. Bu böyle gitmez, buna bir çare, buna bir çare….. Hainleri ne yapmak lazım. Asmalı mı kesmeli mi, kökünü mü kazımalı, kökü neresi, kimi kazımalı, bu terör ne zaman biter, açılım mı, çare bu mu, barış mı, demokrasi mi, savaş mı, topyekün mücadele mi, nedir çaresi?...
Hakkarinin Çukurca ilçesine, Kayseri’nin Felahiye ilçesinden bir evladımız gidiyor ve ona hain pusu kuruluyor. Bir şehrin bir ilçesinde yine bir şehrin bir ilçesinden gelen uzman çavuşumuza hain tuzak kuruluyor….Bu nasıl bir memleket, bu nasıl bir insanlık, bu nasıl bir duygu….. Ne oldu ey hainler…. Ne kazandınız. Zekeriye Sağır hocanın evladına tuzak kurup mayın patlattınız şehidettiniz de ne kazandınız?.... Bu kan bir gün sizi boğacaktır. Bu dünyada da öteki dünyada da azap çekeceksiniz…. Ebedi azaba hazır olun…