Benim abim, benim dostum, benim arkadaşım, benim yoldaşım; benim milletim, benim ümmetim, benim sendikalım, benim partilim, benim örgütüm… Ona karşı ayrı bir ilgimiz ve alakamız kendiliğinden doğar. Sonra onla aynı safta olmanın verdiği güvenle sırrımızı açabilir ve gönül evimizde bir yeri ona ayırırız. Bir zaman sonra menfaatlerin çakıştığı bir an, hesapların yağlı kebaptan olduğu bir zamanda işler değişir. İşte o an gerçek insan bütün yüzünü gösterir ve dürüst insan o an anlaşılır.
Hatıralar birden hayal dünyasındaki tatlı yerini almış, gerçeklerin acı ve yalın esintisi yüzümüzü yalayarak gece ayazı olup her yanımızı yakmış. Yüzüne karşı dişlerini gösteren bir ifade ile selamlamalar arkadan hesaplar çevirip, bin bir düzen kuranların yüzleri ile tanışmaya başlamışız.
Hepimizin hayat tecrübeleri arasında buna benzer hikâyeyi yaşamış ve yaşadığımızı bire bin katarak anlatmışızdır. Hatta bazı zaman hızımızı alamadan adamın üzerine varıp “sen neler yaptın”, deyip yumruklarımızı sıktığımız anlar olmuştur. İşte o anlar yine bir gerçekle karşılaşırız ki bir harikalar abidesi ve sözünün eri olan kıymetli arkadaşımız her şeyi inkâr ederek “bir yanlış anlaşılma var hemen bu durumu düzeltelim…” Hürmetler öylesine iltifatlarla devam eder.
Hepinizin kafasında bir resim çiziliyor gibi ama bir şahıs ya da bir kurum değil yıllar boyunca insanlık boyunca var olan bir hasletten bahsettim. Maalesef bu haslet ne kadar istemesek de bazı insanlar arasında çok daha belli gözüküyor. İmam Ali’nin kafese kapatılmış bülbüller gibi feryat ettiği Küfe halkından günümüz muhafazakar, mütedeyyin, demokrat, milliyetçi diye tarif edeceğimiz ülkemiz insanı arasında o kadar bariz kendini belli eder.
Yüze başka arkadan başka olanlar iki cihanda gün yüzü göremeyeceğini bir gün bilecekler.