Bu iki cenahtaki insanlarda tarifi mümkün olmayan bir hırçınlık hali bariz biçimde ortaya çıkıyor. Bu hallerini birebir görüşmeler esnasında yada belli kurumlarda karşılaşmalarımızdan ziyade o cenaha mensup yazarların yazıların yazılarında ve kişilerin yorumlarında görebiliyoruz. Bu hırçınlığın sebebini de anlamakta çok zorluk çekiyoruz.
Milliyetçi ve ulusalcı çevreler arasında rahatsızlık veren şeylerin hükümet politikaları arasında yer alan: Omurgasız bir duruş, IMF dayatmalarını olduğu gibi kabul, halk arasındaki gelir dengesinin zengini daha zengin edecek biçimde şekillenmesi, Türk-İslam aile yapısının ciddi hasar görmesi(adliyedeki 300 dava dosyasının 260’ı boşanma ile ilgili), bencil ve kendini beğenmiş kişileri hükümet yandaşı diye kadrolaştırma… Uzatabileceğimiz uygulamalara karşı durma olmasını çok isterdim. Ama bunlardan ziyade başka şeylere karşı gelmelerini ve hırçınlığın birinci hanesinde başka unsurların yer almasını anlamlandıramıyorum.
Yıllar boyunca Kürt halkının doğal talepleri olan şeyleri inkâr etmeye kalkmak, onların taleplerinin kaybolduğu anlamına gelmedi. Yıllar boyunca “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.” Biçiminde yerleşmiş saçmalık atasözü söylemekle beraber bütün dünyayı kendine düşman görmekle dünya insanları Türkleri kendine düşman kabul etmedi. Neden düşman ilan edeceklerdi ki? Sömürgeden uzak bir tarihi geçmiş Türk milleti ile beraber var oldu. Değişmez diye diretilen unsurların artık değişebileceğine ve eleştirilemez diye kabul ettiğimiz şahıs ve kurumların artık eleştirilebileceğine açılan kapıdan rahatsız olmak çok ahmakça bir anlayıştır.
Bakın Kürtlerin en basit taleplerinin yerine gelmesi ile bölgede akan kanın durmasının kime zararı olabilir? Sadece savaştan geçinen savaş tüccarlarına. Türkiye’nin etrafındaki komşuları ve diğer ülkelerle dostane ilişkilerini vizeleri kaldırma seviyesine getirmesinin kime zararı olabilir? Ülkemizin etrafına görünmez duvarlar örerek ülkemizi gezegen biçiminde idare etmeye çalışan korkaklara. Zira dünyayı daha yakından gören bir insan kendisinin kandırıldığını daha rahat anlayacaktır. Değişmez diyeceğimiz unsurların değiştirilmesinden kim rahatsız olabilir? Sadece bir yerlerde saltanatlarının ellerinden gitmesinden korkan mutlu ve despot bir azınlıktan başkası korkmaz. Milliyetçi ve ulusalcı cenah bu değişimden rahatsız oluyorsa çok yanlış bir yerlerde kendini ifade ediyor. Onlar mensup oldukları düşünce eksenine göre eleştirilerini ifade etmeleri her daim yerinde olacaktır.