Bu günlerde Türkiye’de sıkça konuşulup tartışılan ve ülke gündemimizi uzun bir süre meşgul edecek gibi görünen konu sivil anayasadır.
Malum! Anayasalar bir ülkedeki devlet ve millet ile bu ikisinin birbirine karşı görev ve sorumluluklarının sınırlarını çizen temel ve hukuki metinlerdir diye adlandırılır.
Ülkemizde Tanzimat’la birlikte başlayan, padişahın yetkilerini de sınırlayan idari uygulamalar ıslahat fermanının ardından birinci ve ikinci meşrutiyet dönemlerinde Anayasa haline getirilmiştir.
Daha cumhuriyet kurulmamış iken 1921’de Ankara’da, toplumun faklı kesimlerinden seçilerek gelen milletvekilleri TBMM’yi oluşturmuşlar ve çıkarılan bir anayasa ile Ankara hükümeti olarak ülke idaresinde söz sahibi olmaya başlamışlardır.
Birinci millet meclisinin dağıtılmasını müteakip imzalanan LOZAN ANTLAŞMASI’NIN ardından 1924 Anayasası hazırlanıp millet meclisinde kabul ettirilerek yürürlüğe girmiştir(referandum yok) 1950’ye kadar tek parti dönemi olmak üzere 1960’a kadar bu anaysa ile ülke idare edilmiş.1960 İhtilalı’nı müteakip, oluşturulan kurucu meclise hazırlattırılan yeni bir anayasa 1961’de referanduma sunulup halka kabul ettirilerek yürürlüğe girmiştir.( Referandumda anayasaya muhalefet ettirilmemenin yanında şaibeli bir oy sayımı da tespit edilmiştir. )
12 Eylül 1980’e kadar bu anayasa ile ülkemiz idare edilip 1980 askeri darbesini müteakip anayasanın ortadan kaldırılması, TBMM’nin dağıtılması, siyasi partilerin kapatılması, mevcut hükümetin görevden el çektirmesini müteakip uzun süren ve 700 000 insanın fişlenmesi, on binlerce insanın vatandaşlıktan çıkarılması, işten atılması, soruşturma geçirmesi ve on binlercesinin yıllarca mahkûm edilmeden ceza evlerinde tutulup, 50 tanesi mahkemelerce verilen idam kararı sonucu olmak üzere 1208 vatandaşın öldürülmesinin sonunda yine askeri cuntanın oluşturduğu kurucu meclise sipariş edilerek hazırlattırılan yeni bir anayasa 1982’de halka zorla kabul ettirilerek (Kenan EVREN’İN anayasayı deldirtmem ve anayasaya hayır diyenler vatan haindir sözleri hala hafızalarda) yürürlüğe konmuştur.
1982 Anayasası’nda yer alan ve dönemin siyasilerine siyaset yasağı getiren geçici 4. Madde Turgut ÖZAL döneminde halkoyu ile kaldırılmıştı.1980 darbesini yapan ve bu dönemde görev alanların yargılanmasını önleyen geçici 15. Madde ise 1982’den bu güne kadar yürürlükte kalmaya devam etmiştir. Dönemin barolar birliği 1982’den beri yürürlükte olan bu anayasayı o zaman protesto etmişti.
Zaman geçti bu güne geldik. Geçen zaman içinde 1982 anayasasının (anayasa mahkemesi, HSYK, YÖK, Partilerin kapatılması, Askeri Şura kararlarına itiraz edilememesi, Askeri harcamaların denetlenememesi, Darbe yapanların sivil mahkemelerde yargılanamaması, askeri eğitimin sivillerin denetimine kapalı olması )ve diğer birçok sebepler yüzünden, değişen Dünya, ülke ve insani ihtiyaçlara cevap veremediği düşünülerek kısmen de olsa mecliste yapılacak düzenleme ve halkın referandumu ile değiştirilmesine karar verildi.
Bu günlerde bunun tartışmaları var gündemimizde, işsizlikten, eğitim alanındaki ayrımcılık ve yasaklamalardan, şehirlerimizde yaygınlaşan gayrı ahlaki hayat anlayışından, toplumuzun baş belası olan rüşvet ve haksız kazançtan, yoksulluktan, fukaralıktan ve insanlara yapılan kötü muameleden daha çok gündemimizi işgal eder hale geldi anayasa ve yargı reformu. İktidar ve muhalefet partileri bir türlü orta bir yolu bulup toplumun kabul edeceği bir anayasa konusunda anlaşamadılar anlaşacağa da benzemiyorlar.
Umarım aklıselim galip gelir, insanın insan yerine konduğu, hiçbir kimsenin hakir görülüp ötelenmediği, hiçbir kurum ve kurum yetkilisinin kendisini hesap vermez ve hesap sorulamaz konumunda göremediği, ülkemizdeki tüm insanların erdemli bir hayatı yaşayabilmesini temin edici yeni bir anayasa hazırlanıp milletin kabul etmesinin ardından yürürlüğe girer. Ülkemiz insanı adaletli bir devlete, adaletli bir topluma, adaletin ve hakkın hâkim olduğu bir hayata ne kadar da muhtaç.