Yolumuz; Mazlum-der genel Merkezinin organize ettiği2 ayda bir Şubelerimizin herhangi birinde yapılan GYK. Toplantısının bu ayki bölümü Dinlerin ve Medeniyetlerin buluştuğu kent Diyarbakır da yapıldı. 23.04.2010 Cuma günü başlayan program gezi, ziyaretler, Paneller, seminerler ve GYK. Toplantısı ile 25.04.2010 Pazar günü sona erdi.
Bizler gibi diğer İllerden gelen katılımcıların üç günde Diyarbakır ve Mardin’den çok etkilendiklerini açık yüreklilikle söyleyebilirim. Üç günde yaptığımız gezi, ziyaret, seminer, Panel ve GYK toplantısını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle şunu itiraf etmeliyim ki; Diyarbakır kentine ve güzel insanlarına önyargılı davranmak büyük haksızlık olur. Tüm insanların birbirlerine karşı önyargılarını yıktıkları sürece tüm güzellikleri beraber paylaşarak yaşayacaklarına inanıyorum. Bu ülkenin Demokratik açılıma çok ihtiyacı olduğunu gördüm. Oturduğumuz köşklerimizde kendimizden başka tüm insanlığa karşı empati yapmadan, önyargılarımızı yıkmadan karşılıklı bir sevgi-saygı sinerjisi oluşturmadan kardeşlikten bahsetmek sanırım kendimizi aldatmaktan başka hiçbir anlamı olmadığını düşünüyorum.
Önyargısız ama kafamdaki birkaç acaba ile dolu soru ile Diyarbakır terminaline indiğimizde bizleri karşılayan; samimi içten davranışları, tebessüm dolu yüzleri ve sıcak kucaklaşmaları ile bana ilk şaşkınlığımı yaşattılar.
Şehrin merkezine giderken geçtiğimiz her nokta da 5.5 km. uzunluğunda yer-yer zarar görmüş ama büyüleyici bir etki bırakan surlar, binlerce yıllık Camiler, Kiliseler, Türbeler, hanlar ve daha nice geçmişi günümüzde yaşatan eşsiz güzellikler.
Hasanpaşa Han kapısında; 18 çeşit menüsüyle bizlere verilen kahvaltı üzerimizdeki şaşkınlığı yavaş-yavaş atmamızı sağladı. Eskiden ahır olarak kullanılan yakın zamanda restore edilerek enfes bir ortam yaratılan bu nadide yer görülmeye değer.
Kahvaltıdan sonra Mazlum-der Diyarbakır Şubesinin; E tipi cezaevi önünde saat 11.30 da gerçekleşen emniyet güçlerine taş atan çocukların yargılamalarında hassasiyet gösterilmelerini isteyen basın açıklamasına katıldık. Devamında M.S. 639 yılında Mor Toma Kilisesini Diyarbakırı fetheden Müslümanların Camiye dönüştürmesiyle 1371 yıllık bu kutsal ibadet mekânında Cuma namazımızı eda ettik. Bu Camii Anadolu’nun en eski camisi olup, Müslümanlar tarafından 5. Harem-i Şerif olarak bilindiğini öğrendik. Geniş avlusu, Külliyesi, Akustik içyapısı, İşlemeli sütun başlıkları, kabartmalar, avludaki güneş saat i ile muhteşem bir yapı. Ulu Camideki bahçede bulunan bir sütun üzerinde İbranice yazılmış yazıda “Kale her kimin eline geçmiş ise yine bu mabet, Mabet olarak kalmıştır. İçinde öyle bir Ruhaniyet vardır ki; bir kimse iki rekât namaz kılsa kabul olunduğuna kalbi şahitlik eder” Der.
Namazdan sonra İHH. Diyarbakır Şube Başkanı Sayın Recep İDİKUT ve kıymetli yönetim kurulu arkadaşlarıyla, AYDER (Aydınlık yarınlar için Hak ve Özgürlükler yardımlaşma derneği) derneğinde tanışma ve sohbet maksatlı ziyaret gerçekleştirdik.
Biraz istirahatın arkasında şehri tanımak için Diyarbakırlı dostlarla beraber önce, restore edilmiş Mustafa Paşa hanındaki Ensar kitapevini ziyaret ettik. Kısa bir sohbetin devamında ikindi namazını eda için Hz. Süleyman Camii(Nasıriye kale) camiine gittik. Camiinin bitişiğinde Halid Bin Velid’in oğlu Süleyman ile Diyarbakırın Araplar tarafından alınması sırasında şehit düşen diğer Sahabeler yatmaktadır. Namaz bitiminde Sahabelere yapılan duaların ardından Diyarbakır da hayatlarda iz bırakmış eski tarihi ceza evinin harabeleri, avlusu ve odaları ile anlatılanlar birleştirildiğinde hepimizde üzüntü ve derin bir etki bıraktı.
Hüzünlü bir şekilde cezaevinden ayrılıp 12 metre yüksekliğindeki surların üzerinde gezerek Dicle ovasını, harika bir eser olan 10 gözlü köprüyü, Surlar etrafındaki çirkin yapılaşmayı, bu gecekondularda yaşayan mağdur insanların dramını gördük. Gördüklerimiz bizlere yardım elinizi buralara uzatın der gibi bizlere hesap soruyordu.
Surlardan inince bizi ilk karşılayan restore edilen Saint George Kilisesi oldu. Kısa ziyaretin ardından yakınındaki Mor Petyun Keldani Katolik Kilisesini ziyaret ettik.4. Asrın sonlarında inşa edilen bu kilise günümüzde halka açık olup her çeşit inanca sahip insanlar tarafından ziyaret ediliyor.
Kiliseden ayrıldıktan sonra ilk Osmanlı eseri olan Fatih Paşa Camiini (Kurşunlu) ve devamında Şeyh Mutahhar Camiini ziyaret ettik. Bu camii 1500 yılında Akkoyunlu Kasım Bey tarafından yaptırılmış 4 sütun üzerine inşa edilmiş minaresiyle ilginç yapıtlardan biridir.
Günümüzü Cumhuriyet dönemi şairlerinden Cahit Sıtkı TARANCI’NIN evini ziyaretle tamamlamak istedik. Şairin doğduğu bu ev 1973 yılında müze haline getirilmiş, yoğun ziyaretçi akınına uğrayan, Diyarbakır mimarisinin tüm özelliklerini taşıyan, geniş avlusuyla, insanı yıllar öncesine götüren, nostaljik dekoruyla güzel, görülmeye değer bir eser olduğu kanaatindeyim.
Diyarbakır da ilk gün gerçekleştirdiğim ziyaretler ve izlenimlerimi sizlerle paylaştım. Beni sabırla okuyup zamanınızı harcadığınız için sizlere şükranlarımı sunuyorum.
Ayrıca buradan yakın ilgi, alakalarından dolayı tanıştığım tüm Diyarbakırlı dostlarıma, kardeşlerime selam ve muhabbetle saygılarımı sunarım. Diğer iki günlük Diyarbakır ve Mardin gezilerimi de en kısa zamanda yazarak sizlerle paylaşmak isterim.
Saygılarımla