YA EYYÜHELLEZİYNE AMENU DHULU FİSSİLMİ KAFFETEN”Ey iman edenler…Toptan BARIŞA girin..K.KERİM…
Siyaseti bahane ederek birbirimizi yiyoruz. Bu kör döğüşten de ülke kalkınması ve insanımızın eğitimi ve gelişimi erteleniyor. Bu durum herhalde dostu güldürmüyor. Olsa olsa ezeli ve kadim İslam Türk düşmanlarını sevinçten havalara uçuruyor. Ülkesini seven elinden hiçbir şey gelmeyen gariban bir yurttaş olarak böyle düşünüyorum.
Bir siyasi liderin neden olduğu herkesin başına gelebilecek bir rezalet var ortada son günlerde. Ama ondan daha büyük olan rezalet ve denaet ondan çıkarılmaya çalışılan pislikler ve çıkarcılıklardır. Bütün bir medya adeta adamın uçkurunun bekçi köpeği kesilmişti. Ardından kendi aralarında bir birini ısırmalar ve tabi ki dışarıdan bakıldığında ülkemin Müslüman imajına verilen kirlilik ve vatan hainliğine varan alçaklıkların neden olduğu zarar. Bir ülke bu zihniyetle uzun süre yaşayamaz. Önce vatanımın onuru ve bekası diyen doğru dürüst medya ve yazar çizerle olur ülkenin selameti.
Bir baheneyle 5.500 insanımızı kendimiz öldürdük. Bir başka bahane ile de 40.000 sözüm ona şehit verdik. Şehit olması için KÜFFAR la çarpışarak ölmesi lazım. Ve arada da kafir öldürmesi lazım değil mi.. Ama ölenin de nufus cüzdanında İSLAM yazıyor katilin de.. Yani Müslüman müslümanı öldürüyor kurulan tezgah gereği. Küffar tarihinin en zevkli gününü yaşıyor İslam coğrafyasında akan alkanları zevkle ve haçlı huşusuyla seyrediyor gücü olduğu halde akan kanı durdurmaya hiç müdahele etmiyor kılı dahi kıpırdamıyor. 10 tane nufus cüzdanında Hrıstıyan yahut Yahudi yazan ölse görürdünüz BM, AB denen kuruluşlar ne toplantılar yapar ne bildiriler yayınlardı. Afganistanda 6 milyon yetim çocuk, Irak ta da 4 milyon yetim çocuk var Hrıstıyan Batı nın vurduğu darbeler ve tetikledikleri savaşlar yüzünden.
Bir başbakanın konuşma yapacağı yere her zaman nasıl tesadüfse bir iki şehit geliyor. Yani sipariş gibi ölümler. Başbakan çöken madene göçük altında kalan zavallı insanları teselliye gidiyor ANA AVRAT küfür ediliyor. Evvelki hükümetliklerini ve icraatlarını bildiğimiz partilerin eğitilmiş ve bindirilmiş öğretilmiş ÇOOK ÇOOK VATAN SEVER hatta kendilerinden başka vatanı seven yok olanlar tarafından..Ama biz halkımızı biliriz ve onların temiz iyi niyetinden hiç şüphemiz yoktur onlar için yazıyoruz. O nufus cüzdanında yazan İslam ne anlama geliyormuş bir kez de bizden okuyun dedik. Kör terörün katlettiği tüm vatan evlatlarına Allah rahmet eylesin ve şehid sevabı versin ve bundan sonra kimse ölmesin
İslâm’ın birinci anlamı –Silm kökünden-barıştır. Kendi adında bile barıştan söz eden bir dinin sistemi elbette barış üzerine kuruludur. Kur’an ayetleri ve Onun canlı örneği olan Hz. Peygamberin sözleri ve yaşayışı bunun örnekleriyle doludur.
Din de savaş ârızidir yani olağanın dışına çıkıldığında başvurulan geçici bir durumdur. Ancak şartlar mecbur bıraktığında savaşılır. Vatanına saldırı veya dininden döndürülmek için baskı görüldüğü hallerde.Savaşı ilk başlatan Müslümanlar olamaz. Savaşanlarla savaşılır. Her şeye rağmen savaşılmak zorunda kalınırsa dahi, islamdan başka hiçbir dinde, hiçbir ideolojide olmayan bazı dokunulmazlıklar vardır:
Savaşa bulaşmamış eli silah tutmayan sivillere dokunulmaz. Çocuklara, kadınlara ve yaşlılara ilişilmez. Ağaçlara ve ormanlara kıyılmaz. Mabetlere ve oralara sığınanlara müdahale edilmez. Dinde yakıp yıkma, talan ve tahrip etmeye müsaade yoktur. İnsanlık dışı işkence ve benzeri uygulamalar olamaz. Karşıdaki esir, düşmana ancak yaptıkları mukabilince karşılık–Bilmisl--verilir, aşırılığa gidilmez..
Kavga ve şiddetten herkese felaket ve zarardır, barış ise savaştan çıkarı olmayanlara zorunluluktur. Şiddet, söyleyecek sözü olmayan, kendi fikrine ve inancına güvenmeyen haksız zalimlerin, insanlıktan nasibini almamış insanların işidir. Normal ve sağlıklı yollardan kendi ideallerini gerçekleştiremeyeceğini anlayan karanlık mahfiller, şiddet yoluyla işini halletmeye çalışır.
Halbuki medeni insanlar, konuşur ve orta yolu bularak anlaşır. İslamda ölçü, şiddet ve kabalık değil;anlaşmak ve barıştır. Anlaşamıyorsak iletişimsizlik ve sorunların açık yüreklilikle tartışılmaması durumu var. Barış ve demokrasi havarisi güçlerin, ülkemizdeki kanlı kaosa ses çıkarmaması güçleri yetmediğinden değil. Çünkü onlara göre, düşmanın düşmanı her zaman dosttur.
Bu alçak senaryoyu bozmak için açılım ve iç barış şarttır. Bunun için de fikir ve inanç hürriyeti olabildiğince genişletilmeli, , bu ülkede silahlar ve yumruklar değil, fikirler ve projeler konuşmalıdır bundan sonra .
Doğuda ve Güneydoğuda dağa çıkan insanların, bilinçsizce eline silah tutuşturulan gençlerin hainliğini tartışmasız kabul ediyoruz.
Ancak onları bu duruma düşüren; doğuda yaşayan insanları, kendilerini ülkenin üvey evladı gibi hissettiren zihniyeti de sorgulamak gerekmiyor mu? Diyor yazarın biri.. Katılıyoruz. Koskoca generalleri dahi kullanıp atan ve şu anda mahkemelerde süründüren karanlık odakların elinde oyuncak olan dağdaki, bağdaki ve sokaktaki gençleri yeniden topluma kazandırmalı diye düşünüyorum..
Hani hırsızın kabahati büyük ama hırsıza yol gösterenin hiç mi suçu yok?
Batıda büyük projeler üreten, yatırımlar yapan iş adamlarımız doğuda nerede?
Batıda eğitim kurumları açan, sponsorluk yapan gönüllülerimiz burada niye yok?
Batıda düzenini kurmuş, parasına para katan doktorlarımız neden parmakla sayılıyor burada?
Her şeye rağmen doğudaki bu insanlar bizim insanımız, onların da en az bizim kadar hizmete ihtiyacı var diyen vatanseverlerin sayısı ne kadar?
Tabi bu soruları artırmak mümkün ve bunlara olumlu cevap verebilecek insanımız da var. Ancak bunların sayısı parmakla gösterilecek kadar az.
Öte yandan, ‘bırak canım şunları, hep vatan haini bunlar’ deyip hepsini aynı kefeye koyan ve hepsini PKK’lı gibi gören; suyu getirenle su testisini kıranı bir tutan insanların sayısı çok fazla.
Bazen düşünüyorum; hasbelkader bu yörede doğmuş, vatanını milletini çok seven, elinden geldiğince ülkenin kalkınmasına çalışan bir insanın tek suçu Doğu’lu ve Kürt olması mıdır?
Neden insanları yöresine, meşrebine bakarak değerlendiririz? Oysa kimsenin şuralı veya buralı olması önemli değil; oraya ne kattığı, nasıl bir iz bıraktığı önemli olmalıdır.
Her yörenin iyisi de vardır, kötüsü de. Adamın iyisi, yörenin de iyisidir. Kötü adamı, iyi bilinen bir yer ‘iyi’ yapmadığı gibi; iyi bir adamı da kötü bilinen bir yer ‘kötü’ yapmaz.
Yarın mahşer gününde hesaba çekilirken, ırkımızdan, rengimizden, yöremizden, dilimizden.. sorulmayacağız. Söylediklerimizden ve söylememiz gerekirken söylemediklerimizden; yaptıklarımızdan ve yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan hesaba çekileceğiz.
Irkımız, cinsiyetimiz, nesebimiz, makam ve mevkimiz, maddi servet ve değerlerimiz, orada geçer akçe olamayacak.
O halde birbirimizi anlayarak, saygı duyarak insan olduğumuz için birbirimizi hoş görerek barış içinde kardeşçe yaşamak gerekmez mi?