Annenin feryadı ortalığı yıkıyor.
Yürek dayanacak gibi değil.
“Oğlum Ahmet Güneşi Görsün” diye haykırıyor.
Şu yaşamda ekmek kazanmak çok zor.
İnanın ekmek en güçlü aslanın ağzında.
Artık ekmekle ilgili söylemde değişmiş.
Ekmek aslanın midesine inmiş durumda.
Biraz kaba oldu ama halkımızın ekmekle ilgili gerçek görüşü bu.
Ne olursa olsun, her insan hayatını kazanmak zorunda.
Bu yaşamın vazgeçilmezidir.
Her yetişkin üretmek, ürettiğini paylaşmak için çok uğraş veriyor.
Hayatta bende varım demek için en zorları deniyor.
Bende alın teriyle kazanıyorum diyebilmek için her çıkışı zorluyor.
Yazının başında ekmek kazanmak hiç kolay değil diye başlamıştım.
Bu gerçek bir durum.
İnsan yaşamak için kazanmak zorunda.
Bazı insanlar ekmeği kolay kazansa da zor kazanılan ekmekte var.
En zor kazanılan ekmek ise madencinin kazandığı ekmektir.
Yerin metrelerce altında bedenle çalışmak, her baba yiğidin yapacağı iş değil.
Zor bir iş şu madencilik.
Maden ocağın da sadece bedenin yorulması yeterli değildir.
Solunan hava, göz çanaklarına dolan maden tozu.
Karanlık sonu belirsiz bir ortam.
Geriye bakıldığında karanlık ve bir soğuk tünel başka bir şey yok.
Yalnızlık ve korku sürekli yanınızda.
Ve çaresizlik.
Durum ne olursa olsun, çalışmak yine çalışmak.
Sıcacık bir ekmek için saatlerce yeraltında ter dökmek.
Dediğim gibi yaşam maden ocağında kolay değil.
Bu soğuk ıssız ve karanlık tünelde ekmek kazanmak çok zor.
Ülkemizde maden ocağında çalışan işçi sayısı diğer ülkelerden fazla değil.
Ama kayıp diğer ülkelerin dört buçuk katı.
Maden de çalışan işçi sayısı az olunca, bu alanda ki iş kazası da az olması gerekmez mi?
Ne yazık ki durum öyle değil.
1941 yılında 2008 yılına kadar maden ocağına inen 3414 işçi madenden çıkamamıştır.
1941 ile 1990 yılları arası kayıp oldukça büyük, tam 2981 madenci yaşama tutunamamış.
1991 ile 2008 yılları arasında ise kayıp madencimiz 433 tür.
2009 yılında kayıp olan işçi sayımız ise 92 olarak zabıtlara geçmiştir.
2010 yılının ilk altı ayı ise 67dir.
Bu sayı oldukça yüksek değil mi?
Kayıp edilen 3573 maden işçisi grizu patlaması sonucu yaşamını yitirmiştir.
Bilindiği gibi metan gazı patlaması sonunda göçükler oluşmakta.
Çıkış yolunu ve yaşam oksijeni kayıp eden işçi bir daha geri dönmemekte.
Metan gazı ölçümleri daha hassas araçlarla ölçülemez mi?
Gaz boşaltma kuyularının sayıların arıtılamaz mı?
Metan gazının tehdit oluşturduğu durumlarda gerekenler acil olarak yapılamaz mı?
Tehlike anında birkaç saatlik gaz boşaltma işlemi yapılmayınca, olumsuzlukların yaşandığı, bu durumun göçüklere davetiye çıkardığı, canların yitirildiği, acıların yaşandığı ve günlerce, aylarca ocakların kapalı kaldığı bilinmiyor mu?
Yaşananlar neden çabucak unutuluyor?
Hayatta önce güvenlik, sonra üretim değil mi?
Maden ocaklarında ki grizu patlamaları bir iş kazası mı?
Alınmayan önlemler ise kazalara davetiye çıkarmak değil mi?
Ana ağlıyor, maden ocağı önünde.
Oğlum Ahmet güneş ışığı görsün diye.
Baba ağlıyor, çaresizlik içinde.
Yavuklu ağlıyor, dövünerek,
Kardeş ağlıyor, dizlerine vurarak.
Acı büyük, her göçükte.
Acı büyük her grizu patlamasında.
Geriye baktığımızda akla gelen en yakın facialar ise Balıkesir - Dursunbey, Bursa - Mustafa Kemal Paşa şimdi ise yine Zonguldak.
Acı derin olunca paylaşmak kaçınılmaz.
Bir şeyler yapmalı.
Ağlamasın artık maden ocağı önünde, Madenci Anaları.