Bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum.
Bir fare bir devenin yularını eline almış yolda kurula kurula gidiyor.
Deve yumuşak huylu olduğundan, fareyle yol arkadaşlığı yapmaktan hiçbir sakınca görmüyor.
Fare içinden;
Ben ne yetenekli ne yiğit ve marifetli biriymişim.
Bakın koca bir deveyi bile peşimden sürüklüyorum.
Diye gururlanarak yol alıyor.
Deve farenin bu özel düşüncesini anlar; içinden,
Hadi sen öyle san, biraz kendini avut, ben sana bu duruşun hesabını sorarım. Der.
Yolculuk büyük bir ırmağa kadar devam eder.
Sıra ırmağı geçmeye geldiğinde fare dura kalır.
Gözleri fal taşı gibi açılır.
Beti benzi kaçar.
Deve:
Hadi bakalım fare dostum, yol göstermeye, önden yürümeye devam et.
Sen benim öncüm değil misin? Der
Fare:
Ben bu suya giremem, boğulurum, yok olurum. Der.
Deve suyun derinliğine bakmak için ırmağa iner.
Bak, su bir diz boyu. Der
Fare:
Sana bir diz boyu, ya bana.
Beni yutar kaybolurum. Diyerek sızlanışta bulunur.
Deve fareye dönerek;
Buraya kadar hiç öyle düşünmüyordun, kendince Kaf dağlarında geziyordun.
Beni ve etrafındakileri küçümseyerek yol alıyordun.
Şimdi ne oldu o meziyetlerine? Der
Fare hareketinin nedenli yanlış olduğunu anlar.
Deveye dönerek;
Özür dilerim, ben çok hatalıyım, sizden yaptıklarım ve düşüncelerim için tekrar özür dilerim.
Ben çok hatalıyım. Der.
Deve fareye dönerek
Fare kardeş unutma,
“Körler çarşısında ayna satma, sağırlar çarşısında gazel atma” diyerek sonucu bağlar.
İnsanımız ne çekiyorsa cehaletten çekmiyor mu?
Ne yazık ki okumayı sevmeyen bir toplum olduk.
Oysa okumak üzerine bir sohbet olsa, saatlerce konuşur dururuz.
Sıra okuma işine gelince, çoğu insanımız bir satır bile okumadan zamanlarını tüketmektedir.
Okuyan toplum, gelişime açık toplum ise bunu başarmak için neden okuma şeklimizi değiştirmiyoruz?
Neden yaşamada okumadan, okuyormuş gibi böbürlenip duruyoruz?
Ya da daha açık bir ifade ile neden okumuyoruz?
Çözüm gerekmez mi?
Okuma sorununu çözmek içinde geniş paylaşıma ihtiyaç yok mu?
Günümüzde geniş kesimi etkileyen sorunlar, geniş paylaşımla çözülmüyor mu?
Geniş paylaşımdan kaçanlar, küçücük suda fareler gibi boğulup yok olmazlar mı?
Bilgiçlik yapmak, ukalalığın ta kendisi değil mi?
Yoksa yerine göre bu durum değişken midir?
Bireysel sorun için; “Danışan dağ aşmış, danışmayan düz yolda şaşmış” bir çözüm önerisi ise,
Okuyan toplum olabilmek için de geniş katılımcı düşüncelere sahip çıkma gerekmez mi?
“Hayatta en hakiki mürşit ilim” se
Az okumakta tek engel olumsuz tavır değil mi?
Bilinçli bir toplum olabilmek için,
İnsan yaşamında tek rehber ilim olmalıdır.
Gerçek bilim olmalıdır.
Erişmek için gelişim için okumak zorunlu değil midir?
Zeki ve çalışkan olan Türk Milletinin, her bireyine düşen asıl sorumluluk okumak olmalıdır.
Bu güzel dünyada, güzel olan ülkemizi ezdirmemek için geliştirip, güzelleştirmek için gerçek manada çok okumaya ihtiyaç vardır.
Güzel yurdumuz da güzel bir paylaşım için çağdaş dünyaya hızlı adımlara yürümeye ihtiyaç yok mudur?
Yoksa hep içimizdeki küçük işlerle mi uğraşacağız?
Unutmayalım,
Büyük Tarihimizden ders aldık, hep ileri daha da ileri yürümek için.
Yine unutmayalım ki,
Hayal edilmedikçe hiçbir şey başarılamaz.
Saygılarımla.