Milli Nizam, Refah, Fazilet ve Saadet çizgisinin oluşturduğu Milli Görüş hareketi şu sıralarda yine bir dönüm noktasından geçiyor. Geçmişte Erdoğan-Gül kırılması yaşayan hareket bu kez Numan Kurtulmuş olayı ile sancılı günler yaşıyor.
Numan Kurtulmuş kimilerine göre kurtulmak istiyor. Neden kurtulmak istiyor Erbakan Hoca ve onun etrafındaki ak saçlıların vesayetinden, emanetçilikten kurtulup bağımsızlığını ilan etmek istiyor. Bu nedenle Kongrede büyük gerilim yaşandı. Erbakan Hoca ve ekibi ise belki doğru belki yanlış onlar da küçük olsun bizim olsun çerçevesinden bakıyor meseleye. Kurtulmuş’un kurtulması durumunda partinin Milli Görüş çizgisinden sapacağı inancındalar. Tıpkı daha önce Gül-Erdoğan ayrımında olduğu gibi. Tarih bir kere daha tekerrür ediyor.
Numan Kurtulmuş Erbakan Hoca’nın izin vermesi ile partinin başına getirilmişti. Ama gelişen süreç içerisinde bazı kalemlerin de tahriki ile bu durumdan kurtulmak istedi. Aslına bakılırsa Numan Kurtulmuş hadisesi bir şirket genel müdürünün şirket hisselerini kendi üzerine geçirmesi ve artık şirketin sahibi olması, ya da kiracının tapuyu üzerine geçirmesi gibi de algılanabilir. Yahu kardeşim Milli Görüş hareketi ve Saadet Partisi Erbakan Hoca’nın tapulu malı mı? Bence tapulu malı. Bunu kötülemek için söylemiyorum. Bir hakkı teslim etmek için söylüyorum. Bu ülkede milli görüş hareketini kuran, yaşatan, büyüten ve bir dönem de iktidara getiren kimdir? Erbakan Hoca’dan başkası olabilir mi? 50 yıldır hareketin çizgisi değişmemişse Hoca’dan dolayıdır. Numan Kurtulmuş’un yanlışı şurada. Saadet Partisini geniş kitlelere açmak, barajı aşmak için açılımlar yapmak, bir nevi Ak Parti şekline büründürmek istemesi. Bunu yapacaksa yani ikinci bir Ak Parti olacaksa bunun ne gereği var? Zaten ortada bir Ak Parti var ve 8 yıldır iktidarda. İlla ki Saadet Partisini Ak Partilileştirmek bence doğru değil. Madem Ak Parti gibi bir parti yürütmek istiyorsan kurarsın bir parti ve kendi yolunda gidersin. Erdoğan ve Gül bunu çok kısa sürede anladılar, Refah Partisini ele geçirip çizgisini değiştirmek yerine ayrılıp kendi partilerini kurdular. Gül’ü seven dikenine katlanır. Madem Saadette siyaset yapacaksan dikenlerine de katlanmak durumundasın.
Peki, Erbakan hocanın kontrolündeki bir parti iktidara gelebilir mi? Şimdilik mümkün görünmüyor. Hatta barajı aşması bile olası görünmüyor. Ancak Hoca ve etrafındakiler için bu durum da büyük bir handikap olarak algılanmıyor. Numan Kurtulmuş’un sevk ve idaresindeki bir Saadet Partisi belki barajı aşabilir, hatta ilerisi için istikbal vaat edebilir ancak o zaman da saadet partisi olmaktan çıkar ve hani Aksaray turizm, Öz Aksaray turizm, yeni Aksaray turizm gibi firmalar var ya o zaman da bu parti Öz Ak Partisi, Yeni Ak Partisi gibi bir şey olacaktır. Hoca’nın elinden uçup gidecektir. Erbakan Hoca için amaç sadece iktidara gelmek, meclise girmek değildir. Onunki bir çizgidir. Bu çizgisini 50 yıldır hiç değiştirmedi. Bu saatten sonra da hiç değiştireceğini sanmıyorum.
Bu arada Erbakan Hoca’nın durumuna da değinmek lazım. Bilindiği gibi bir davadan dolayı trilyonlarca ödemeye mahkum edildi. Para ödenemiyor ve katlanıyor. Hoca’nın tüm varlığı haciz altında. Kıpırdayacak durumu yok. Maaşı bile hacizli. Bir ülkede İslamcı hareketi kuran, Milli Görüş çizgisini kuran, siyasette yepyeni bir çığır açan bir dönem başbakanlık bile yapıp 28 Şubat zihniyeti tarafından bir darbeyle uzaklaştırılan koskoca bir şahsiyetin içinde bulunduğu durum, maddi çıkmaz gerçekten düşündürücü. Talebeleri, siyasete kazandırdıkları refah içinde yüzerken onun ömrünün son günlerinde trilyonluk borç altında kıvranması da kabul edilebilir bir şey değildir. Hatta hakkın rahmetine kavuşsa bile borçlar evlatlarına sirayet edecek. Onların borçtan kurtulması için reddi miras yapmaları gerekecek. Yani Fatih Erbakan ve Elif Erbakan’ın reddi miras yapması gerekecek. Çok acı bir tablo. Ve bu acı tabloda bir de partinin ellerinden kapı gittiğini görmeleri, kendilerinin dışlandığını görmeleri daha dokunaklı oluyor elbette.