“Bir zamanlar gece yarılarında gizlenerek söylediğiniz hakikati gün gelecek çatılardan ve pencerelerden haykıracaksınız.” İncil’deki bu ayeti okuyan müminler, Romalı putperest zalimler tarafından işkencenin eşi benzeri görülmeden şehit edilirken, ne anlama geldiğini pek anlayamıyordu.
Aradan geçen yıllar sonrasında artık meydanları süsleyen Roma imparatorlarının tanrısal heykelleri yıkılmış artık her yerde tek Rabbe inanan müminlerin sesleri yükselir hale gelmişti. İşte o gün o ayetin anlamını daha iyi anlamaya çalışanlar İskenderiye’den, Kudüs’ten, Kapadokya’dan, Atina’dan, Roma’dan, Frigya’dan, Tarsus’tan aynı anlama inançla sarılmıştı.
Bundan fazla değil yirmi yıl önce, on yıl önce, yedi yıl önce ülkemizde darbeciler yargılanacak, darbe teşebbüsü en büyük suçlardan sayılacak ve bu teşebbüse yeltenenler kim olursa olsun yargı karşısında hesap verecek dediğimizde buna kim inanırdı? Gülüp geçilen bir temenniden başka bir şey olmayacağı aşikâr olurdu.
Bir zamanlar ülkemizde değişmez bir amentü gibi zoraki tabip misali ezberletilip ezberletilip genç dimağların önüne sürülen 1912 mahsulü iman esaslarının reddedileceğine kimler inanabilirdi. Zira bu amentü ile bir ömür süren insan için, “hayır bunlardan başka bir dünya var”, dediğiniz anda korkunç bir feryatla karşılaşmanız mümkündür.
12 eylül darbesini yapanlar için yargı yolu açılacak; vatanın bölünmez bütünlüğü, devletin kutsallığı, milletin değeri, Türklük gururu adına; Kemalizm’in çağdaş değerleri adına hareket edip dokunulmazlık zırhını üzerine giyenlerin, artık zırhlarının bir işe yaramayacağını söylesek, şimdi bu gerçek hale geliyor diyebiliriz. Yeter ki biz inanalım.