Evlilik Psikolojik ve kültürel bir olaydır. Evlilik de kadın ve erkek cinsinin belli amaçlar etrafında bir araya gelmesidir. Her insan; farklı amaç ve hareketler içinde bulunurken evlenince ortak bir amaç ve benzer bir hareket içine girer.
Anne-baba ve çocuklardan oluşan toplumun en küçük birimleridir aile. İslam da evliliğin amacı; neslin devam ettirilmesi, İffetin korunması, eşlerin karşılıklı huzur bulmasıdır. Ayrıca eşlerin sevdiği, güvenip cesaret verdiği, beraber güldüğü, yalnızca kendisine ait olduğunu bildiği birinin olmasının getirdiği güven duygusudur. Evlilik de iki cins birbirini tamamlayarak iki vücut, kalp ve ruh birleşerek tek şahsiyet olur.
Sevdiğimiz veya sevebileceğimiz insanla kurulan evlilikler; eğer kişilerde merhamet, vicdan ve adalet duyguları gelişmemişse huzur vermez. Ancak öze dönük bir sevgi varsa uzun süren ve huzur veren bir beraberlik temin edilebilir.
Kadın ve erkek olarak iki cins yaratılan insan; genellikle benzer duygularla donatılmış olmasına rağmen ruhsal denge, huzur ve mutluluk için kadının erkeksi, erkeğinde kadınsı özelliklerden istifade etmesi şarttır. Evlilik de eşlerin birbirlerinin ruhsal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılamalarını ve ekonomik bir denge kurmaları istenir. Aynı zaman da birbirlerinin aile çevrelerini paylaşmak, çocuk yetiştirmek ve sınırlı olmayan birçok konuda uzlaşmak zorunda kalacaklardır. Sevmenin; sahip olmak ve karşıdaki kişiyi kendine bağımlı hale getirmek olmadığı bilinmelidir. Gerçek sevgi; sevdiğinin gelişmesine izin veren, onu boğmayan, bağımlı ve kendisine yetersiz bir insan haline getirmeye çalışmayan bir sevgidir.
Evlilik de kişilik ön plandadır. Eş olmak küçük bir yöneticiliktir. Geleneksel evlilikte kadın evin iç, erkek dış yöneticisidir. Bir yöneticinin resmi konumu, kişiliği, ilişki gücü olmak üzere üç özelliği mevcuttur. Eşlerin sorun çözme yöntemleri farklıysa ortak bir metot belirlemelidir. Değişim talebi olan insanlar evliliği başarabilir. Gerçek öz güven kişinin kendine saygısı olmakla birlik de, kendini hiçbir zaman yeterli görmemesidir. Kendini yeterli görmek gerçekçi değildir. Kişide gelişmeyi durdurur ve bağnaz bir hale getirir.
Kültür kişinin kendine özgü duyuş, düşünüş ve davranış tarzıdır. Kişiliği oluşturan en önemli etkendir. Kültür; insanın içinde yetiştiği ortam, çevredir. Evlilik de olaylara bireysel değil, ortak tepkiler verilmelidir. Üzüntüye, sevince, yaşanan her olaya eşler ne kadar benzer tepki verirse evlilik o kadar uyumlu olur. Farklı kültür ve kimlikteki insanlarla evlenenler esnek davranmaya hazır olmalıdır. Kişilerin ortak değerlerinin fazlalığı, eğitim seviyesinin yakınlığı ve sevgi anlaşmada önem taşır.
İnsanlar modernite nin değerlerini ne derece benimserse, evlilik kurumuna olan bağları da o kadar zayıflar. Modernizm evli çiftlere “ Özgür yaşa bağımsız ol, canının istediğini yap, çocuk seni engeller! “ tarzında mesaj verir. Hatta bazı aileler, kız çocuklarının meslek sahibi olmasını, kocasıyla geçinemezse boşanabilmesi için istemektedir. Böyle bir düşüncenin arkasında da bencil olmaya yapılan özendirme söz konusu dur. Bu niyet ve amaçlar evlilik bağını zayıflatmaktadır. Bu nedenle çocuklarımız yetiştirirken onlara evlilikle alakalı verdiğimiz mesajlara dikkat etmemiz gerekir.
Gelelim insanların kendilerini tanımalarına. İnsanın kendini tanıyabilmesi için kendi gücünü keşfetmesi gerekir. Bunun için de kendine yeteri kadar özgüveni olmalıdır. Hızlı bir şekilde öğrenmeye ve çevrede olup bitenleri anlamaya çalışmalıdır. Gerilim denetim altına alınmalıdır. Aşırı baskı altında kalmak kadar, tümüyle stressiz olmak da sakıncalıdır.
İnsanlar olaylar karşısında soğukkanlı olmalıdır. Davranışların sözler kadar etkili olduğu, beden dili kullanılarak gösterilmelidir. İnsan ilişkilerinde, iyi olan bütün gücün gösterilmesi gerekir. Yaşamak için bir amaç edinmek, değişiklik yapma sorumluluğunu sürekli duymakla olacaktır. Kendini iyi tanıyan insan, kendini daha çok kabul ettiren insandır.
İnsanın yeteneğini geliştirmesi için dört şeye ihtiyaç duyar. Yaşamak, gıda, giyim, sağlık gibi şeylere duyulan fiziki ihtiyaçlar. Sevmek, sevilmek, diğer insanlarla iletişim gibi sosyal ihtiyaçlar. Öğrenmek, gelişmek ve büyümek için duyulan zihinsel(bilişsel) ihtiyaçlar. Bir miras bırakmak ise;
anlam, amaç, üretim ve katkı için duyduğumuz ruhsal ihtiyaçlar. Bu ihtiyaçlardan herhangi birinin karşılanmaması, yaşam kalitesini düşürür. Sizi aciliyet bağımlısı haline getirir. Bu ihtiyaçlar arasında denge ve sinerji (uyum) önemlidir.
Kadını kadın, erkeği erkek yapan özelliklerin bir kısmı genler, bir kısmı da sosyal öğrenme ile kazanılır. Beynimizin sağ tarafı estetik ve duygusal kaygılarla ilgilenirken, sol taraf mantık, muhakeme, hesaplama gibi rasyonel alanlarla ilgilenir. İdeali; iki tarafın dengeli çalışmasıdır. Herhangi bir olayda erkeğin olaya ilk yaklaşımı mantıki, kadının ise duygusaldır. Erkekler olaylara kar-zarar hesabıyla ve objektif baktığı için ruhsal hareketleri anlamak da zorluk çeker. Kadını dil zekâsı ve sosyal zekâsı gelişmiş, erkeğin ise sayısal zekâsı daha gelişkendir.
Kadınlar yaratılış itibariyle daha yoğun duygusal özellik gösterir. Bu nedenle karşıdan beklentileri daha yüksek boyuttadır. Kadın sevmekten çok, sevildiğini bilmekten mutlu olur. Erkekler ise sevilip sevilmediğine bakmaz, biriyle birlikte olduğunda kendilerini mutlu sayarlar. Kadınların empati yetenekleri erkeklerden daha üstün olduğundan, kadınlar daha şefkatli ve acıma hisleri daha belirgindir. Kadınların koku ve tat alma yetileri daha keskindir. Dokunma ve hissetme duygusu kadınlarda erkeklere nazaran daha fazladır. Kadında tahmin yeteneği, sevgisi ve diğer ayrıntılarda erkek den ileridir. Kadınlar olayların gidişatı ile erkekler sonucu ile ilgilenirler. Kadın da sadakat duygusu; eşine karşı çok sadık olduğu gibi eşinin de kendisine sadık olmasını bekler. Başarılı olmak erkek için işinde, mesleğinde öncelik alır. Kadın da ise sevgi ve bağlılık görmesiyle özdeşleşir. Erkek kendini, eşinin sahibi olarak görmeye meyillidir. Kadın ise eşine duyduğu ilgi oranın da kendini eşine ait hissetmeye başlar. İletişimde erkekler bilgi alışverişini önemser, kadınlar ise paylaşarak yalnızlık duygusunu azaltmaya önem verir.
Dinlemek, konuşmanın bir parçasıdır. Konuşma çoğaldıkça dinleme azalır. Kadınların dinleme becerileri yüksek olduğundan duygu ve düşüncelerini rahat ifade ederler. Kadın için dinlenilmek çok önemli bir ihtiyaçtır. Kadın kendini can kulağı ile dinleyene yönelir. Sorunlarını paylaşan birine yakınlık duyar. Kadınlar için başarılı erkek modeli; sorunları çözen değil, daha çok dinleyen ve kendine hak veren erkek modelidir.
İnsanların eğitim sistemi, toplumsal kültürü, aile yapısı ve hayat felsefesi sorunlara yaklaşımlarını belirler. Erkekler genelde sorunları küçük ve önemsiz, kadınlar ise büyük görürler. Genelde çocuk eğitimi ve evliliğin devam yönünde erkek sorunları küçültür ki kendini suçlu hissetmesin. Kadınlar fıtratları gereği sorunlara estetik ve duygusal yaklaşırken, erkekler mantıklı düşünceyle hareket ederler. Kadınlar sorunlarını başkalarıyla paylaşırken, erkekler durgunlaşır, konuşmaz, çevreye ilgileri azalır ve içlerine kapanırlar. Bu durumda eğer eşler aşırı ısrarda bulunursa kocaları iyice uzaklaşıp içlerine kapanırlar.
İnsanların 40 yaşında sonra taşkınlıkları azalır. Olgunlaşma devri başlar. Kırkından sonra kadın duygusallığına mantık, erkek akılcı keskinliğine his katar. Bir kadını dişiliğini ön plana çıkarmak onun kişiliğine zarar verir. Bunlar genetik özelliklerdir. Elbette geliştirilmesi şarttır. Kadın ve erkek bir bütünün parçası gibi birbirinin tamamlayıcısıdır.
Eş seçiminde denklik esas alınmalıdır. Birbirine denk sosyal, kültürel ve psikolojik yapıda olanlar kolay iletişim kurarlar. Denklik konusundaki ikinci ölçü ahlaki denkliktir. İslam fıkhında da denklik konusu soyda denk olmak, Din-takva fazilet ve ahlak sahibi olmada denk olmak, Hürriyette denk olmak, malca denk olmak şeklinde izah edilmektedir.
Evliliğe karar verirken eş adayının anne-babası da göz önüne alınmalıdır. Çünkü onlarla iyi geçinmek evliliğin uyumunu artırır. Eş seçiminde titiz davranılmalı. Hissi yakınlık yanında mantıki değerlendirmeler de yapmalı, kendi tecrübelerimizi yetersiz görüp, aile büyüklerinin fikirlerini almalı ve tavsiyelere uyulmalıdır. Evlilik öncesi dönemde ufak sebeplerle başlayan gerginlikleri yarın konuşuruz diye yarına ertelememeli, uzamadan sorunları çözme noktasında hareket edilmelidir. Evlilik öncesi değiştiririm fikri büyük bir hatadır. Gençler evlendikten sonra ne kendini ezdir, ne de karşı tarafı ez, evlilik bağlarını güçlendirmeye çalış! Fikri aşılanmalıdır.
Erkekler kolay elde ettiklerini değerli görmezler. Karşısındaki bayandan almak istediğini kolay alan bir erkeğin gözünde o bayan değerini hızla kaybeder. Evlilik iki kişi arasında bir olaydan ziyade iki aile, iki anlayış, iki yaşam biçimi arasında olan bir olaydır. Evliliği zora sokan sebeplerin başında yapılan yanlış tercihlerdir. Evlilik müessesesini kurup hayata başlarken temel şart; karşındakini olduğu gibi görmek ve olduğu gibi kabul etmektir.
Evlilik de iyi sonuç alabilmek için sevginin ve hayata bakış açısının ortak olması, ruh ve kişiliklerin uyuşması lazımdır. İnsan değişime açıksa herkesle evlenebilir. Değişime kapalı ise evliliğin önünde en büyük engeldir.
Eşler arasındaki yaş farkının fazlalığı başlangıç için sorun olmayabilir. Eğer taraflar uzun vadede fedakârlığa yani yaş farkının muhtemel sonuçlarını göğüslemeye hazırsa evlilik açısından sakınca yoktur. Evliliğin en büyük düşmanı sabit fikirliliktir. Evlilik de insanların esnek olması gerekir. Bunu başaramayan kimse bir süre sonra kendini değersiz ve kötü hissetmeye başlar. Kişilikler ne kadar zıt olursa olsun iyi ilişkiler kurmayı başarabilirler. Evlilik problemleri kişilik uyumsuzluğundan çok iletişim kurmayı becerememekten ve karşıdakini olduğu gibi kabul etmemekten oluşur. Bir insan da sevgi, iyi niyet ve esnek olunması şartıyla herkesle beraber olabilir.
Saygılarımla