Büyük insanlar büyük kapıdan yetişir demiş arifler. O kapı Resulullah SAV ile başlamış ve kıyamete kadar açık olan İslami Tasavvuf kapısıdır. Teferruata girmeden okuyana kısa bir fikir verecek kadar sıkmadan bir temas etmektir niyetimiz. Bu Allah ile rabıta halinde olma, rabbinden gafil olmama yolu yani tasavvuf ve tarikatlar o eköle inananlar ve yaşamaya çalışanlardan fazla Allah’a ona inananlara ve indirdiği kitaplarla onun samimi salikleri olan Allah dostları veli kullara düşman olanlar tarafından konuşulan, dedikodusu yapılan ve insanlara yanlış ve kirli bilgiler aşılayanların kalem çaldıkları, çene yordukları islamla harbettikleri bir alana tebdil edilmiştir mukaddes dinin hasımları tarafından. Yani dünyanın en –Müslüman için— önemli konusu onun düşmanları tarafından anlatılıyor ve dinleyen cahil ve tarafsızlarında dini ordan öğrendikleri bir dünya günümüz dünyası.Gelin bir de gerçek tasavvufçuların Allah’a giden en kısa ve kolay yol,kalbin bir lahza dahi Allah CC tan gafil olmaması olarak tarif ettikleri o mübarek yolun asıl bilgisine.
KONUSU ALLAH’IN CC ZATIDIR
Öbür ilimlerin mevzuu ne kadar geniş farzedilse de mümkinat dairesinde olabilirler. ALEMİYN’den dışarı çıkamaz. “VUCUP ALEMİ” olması gerekenler alemine nisbetle imkan alemi olabilirler. ALEMİYN’in ne olduğu “BEYANDAN UZAKTIR”Tasavvuf ilmi, zevki ve vicdani olduğundandır ki şanına layık bir şekilde kalemlerin diliyle yazılması ve insanların diliyle ifadesi mümkün değildir. Buna rağmen bağlılarınca çeşitli eserler vucuda getirilmiştir. Tasavvuf adamlarının çeşitli meşreplerde bulunan büyüklerin her biri muhtelif suretlerde kendi mizaçlarına göre beyanlarda bulunmuşlardır. Bir kısmı, belki büyük bir kısmı, “KEŞF”e bağlı hakikatler ve ilhama dayalı incelikler üzerinede zeyli uzun, meali bir, ibaresi değişik kitaplar yazmışlardır. KELİMENİN MENŞEİ Rivayet edilmiştir ki, Allah’ın Rasulü SAV mübarek Peygamberlik simalarında açık bir hüzün ve değişiklik eseri olduğu halde sahabiler meclisini şereflendirmişler ve:”Bu dünyanın safası gitti,kederi-Cefası-kaldı buyurmuşlardır. Bu hadisi şerifte, tasavvuf, sofi ve mutasavvıf kelimelerinin “SAFFET’ten geldiğine bir remz vardır. Her nebinin zamanında şeriatı yürürlükte olduğu ve uygulandığı gibi, kendi manevi hallerinin üstün meziyetleriyle de donanmayı ümmetinin seçkinlerine feyizleriyle ifade buyururlardı. Manevi saffet, risalet ve nubüvvetle başlamıştır tasavvuf. Şeraitlerin manevi kıymetlerini kazandırıcı ve onlara ulaşmayı kolaylaştırıcıdır. İmam Suhreverdi’nin “Avarifül Mearif”inde şöyle denilmiştir. Bazıları sufi kelimesinin isim olarak kullanılmasındaki münasebeti tetkik ederken demişlerdir ki kıymette en düşük ve tevazua en yakın bulunan ve çok zaman peygamberlerin giydikleri “SOF—Yün”elbiseler taşıdıklarından onlara Arapça kıyasa bakmayarak “SUFİ”lakabı verilmiştir.
TASAVVUF TARİFLERİ
Sufi taifesinin efendisi Cüneyd-i Bağdadi KS buyurmuşlardır ki: “Tasavvuf halkın seni sende öldürmesi ve kendisiyle dirilmesidir.” Muhammed Bin Ali El—Kasap tasavvufu;”Keremli zamanda, keremli insanlardan keremli topluluklar içinde beliren keremli ahlak”diye tarif etmiştir.Cüneyd-i Bağdadi’ye, TASAVVUF NEDİR? Diye sorulduğunda;”Başkasına alakasız kalarak Allah CC ile olmaktır”cevabını veriyor. Bundan maksat, masivadan, dış dünyadan sevgi alakasını kesip, ancak o alakayı Allah’a CC hasretmektir. Yine Cüneyd KS;”Tasavvuf ictima –toplu zikir--ile zikir, istima—nasihat dinleme—ile vecd, ittiba –emredileni samimiytle tatbik—ile ameldir
BİZ RESÜLÜN EHLİ BEYTİNE HÜRMETLE EMROLUNDUK/KISSA
İmam Şa’bi diyor buyuruyor ki:
Bir cenaze namazını kıldıktan sonra binmesi için, Zeyd b.Sabit’e bineğini yaklaştırdım. O sırada Abdullah b. Abbas gelerek üzengiyi tutmak istedi. Bunu gören Zeyd b. Sabit-Resulullah’ın katibi--:”—Ey Resulün amcazadesi—Resulullahın amcasının oğluna—üzengiyi bırak!dedi.İbni Abbas:”—Biz alimlere bu şekilde muamele ile emrolunduk,dedi. Bunun üzerine vahiy katibi Zeyd b.Sabit RA—Allah onlardan razı olsun—İbni Abasın elini öptü ve :”—Biz de, Rasülün ehl-i beytine böyle yapmakla emrolunduk,”diye karşılık verdi.
ALLAH’I CC BİLDİKTEN SONRA İÇMEDEN KANDIM/KISSA
Hikaye olundu ki, kadim mabedlerin birinde ellerinde birer yazı bulunan iki bilge insanın heykelleri vardı. Birisinde şöyle yazıyordu elindekinde.”—Her şeyi en güzel ve en mükemmel şekilde bilsen ve yapsan bile, Allah-ü Teala’nın birliğine ve her şeyi yaratan olduğuna inanmadıktan sonra bir şey yaptığını sanma! Diğerinde de:”—Ben Allah-ü Teala’yı bilmeden, içerdim; fakat kanmazdım. Allah-ü Teala’yı bildikten sonradır ki içmeden kandım.