12 Eylül askeri darbesinden yaklaşık yüz gün kadar önceydi.
Cadde ve sokak duvarlarının sloganlarla yazılı olduğu, neredeyse tüm gençliğin sağ ve sol kamplar içinde yer aldığı, geceleri silahların susmadığı, birileri tarafından kurgulanan bu anlamsız mücadelenin zirvede olduğu o günlerde ondört yaşındaydım.
O gün ondört yaşında olmak politik cereyanların içinde ve etkisinde olmak anlamına geliyordu aynı zamanda. O zamanlarda ondokuz yaşındaki kominist, solcu ağabeyin kardeşi olmak da ister istemez o yelpazeye itiyordu insanı.
Evet, darbeden yüz gün önce yine gündüz vakti ağabeyimin katıldığı, bilindik sokak kavgalarından biri yaşanır, Argıncıkta. Karşı faşist cenahtan, Çerkez Yusuf emminin oğlu ile tutuştuğu kavgada, arbedeyi zor ayırır komşular. ‘Eğer yaşatırsam seni’ tehdidiyle eve gelince ağabeyim, evimiz dar gelir ona. Hemen apar topar, Pınarbaşı’da bir şantiye inşaatında çalışmak üzere, arkadaşıyla yatağını sırtlayıp, düşerler, Skoda pikabın üzerinde yollara. Akşam üzeri Kayseri çıkışından sonra anlarlar, bir beyaz Murat taksi tarafından takip edildiklerini, ıssız bir yerde sıkıştırılacaklarını. Bir yolunu bulup gece yatsı sonrası kurtulurlar takipten ve eve geri dönerler.
Eve gelince her zamankinden farklı olarak emniyet tedbirleri düşündük ailecek. Ağabeyim gecekondu evimizin önündeki tek katlı inşaatın damında yatacaktı o gece ve eğer evimizi faşistler kurşunlamaya gelirlerse, damdan bırakıverecekti biriketleri tepelerine. Şişeye doldurduğu benzinle de, Molotof atıp korkutacaktı onları.
Biz de yine her zamanki güvenlik tedbirlerimizi alıp, yatmaya çalışacaktık uyuyabilirsek. Dışarıdan gelecek kurşunlardan korunmak için her zamanki gibi sedirin altındaki 33 biriketi özenle dizdik pencere kenarına. Bir de gece yarısına doğru bahçenin görünür yerine yerleştirdiğimiz insan maketi korkuluğu, yerine özenle dikiverdi annem. Ve yine her zamanki gibi fuarda çalışan benden bir büyük olan ağabeyim de gelince, kardeşlerimizle yattık sedirlerin altındaki güvenli hayat boşluğundaki yataklarımıza. Annem ve babam da diğer odada, karyolanın altına yattılar, tam siper.
‘Ha geldiler, ha gelecekler!’ endişesiyle o geceki bekleyişimiz daha bir farklıydı. Uzaklardan gelen tek tük kurşun sesleri ve seri atışlar eşliğinde henüz uykuya yeni varmıştık ki, gecenin yarımında, İnanılmaz bir gürültü ve patlama sesi… Evimiz, barkımız, dünyamız başımıza yıkıldı sanki…
Ortalığı kaplayan toz ve dumandan göz gözü görmüyorken, oğluma bir şeyler oldu endişesiyle, dışarı fırlayan annemin feryatları gecenin sessizliğini yararken, anlamıştık bombanın bizim evle iç içe/bitişik olan yol kenarına daha yakın kiracının oturduğu diğer evimize atıldığını…
Evin penceresine konan parça tesirli bombanın etkisiyle paramparça olan duvarın yıkıntıları arasından dışarı çıkmaya çalışan kiracımız Çerkez Cevat ve cam parçalarının etkisiyle eli ve yüzü kanlar içindeki eşi ve bunların feryatları annemin feryatlarına karışmıştı… Bunlar da ‘bizim yüzümüzden eviniz de yıkıldı, hep bizim yüzümüzden’ diye ağlıyorlardı…
Olayı öndeki evin damından seyreden ağabeyim ise duyduğu sokak kapısının gıcırtısı ve kibrit alevi akabindeki çevredeki tüm komşu evlerin camlarının dahi kırılmasına neden olan o korkunç patlamanın seyircisi olarak şok olmuş, epey zaman kendine gelememişti.
Biraz sonra öğrendik ülkücü kiracımızın gündüz çalıştığı fabrikada koministlerle kavga ettiğini ve ‘biz sana gösteririz’ tehdidiyle evinde çocuklarıyla beraber karyolalarının altında tam siper yattıklarını ve pencere kenarındaki sesi ve kibrit yangısını görünce eşinin evimizi yakıyorlar diye ayağa kalktığı için yaralandığını…
Karşıt cephelerde yer alan, kiracımız ve biz aynı anda kurşunlama beklerken, kimin, niçin yaptığı, bizi mi, onları mı hedef aldığı hala gizemini koruyan bu bombalama hadisesi, ertesi gün yerel gazetelerde, ‘Argıncık’ta bir eve havaya uçtu’ şeklinde verilmişti.
Karşıt cephenin ileri gelenlerinin, olayı ağabeyimin üzerine yıkma gayretlerine kiracımız karşı çıkmış ve karakola böyle bir ifade vermeye zorlansa da vermemişti.
Sağcı – solcu, kominist – faşist ayırt etmeyen, darbe hazırlayıcıların kurgulamalarından ve uygulamalarından bir memleket enstantanesini biz böyle yaşarken, bu ve benzeri iğrenç senaryolara binlerce memleket evladı, fidan gibi delikanlılar kurban edilmeye devam ediliyordu.
|