“Alime gurbet, cahile vatan yoktur”İBNİ HACER AL ASKALANİ
Mahallesinde 5 vakit ezan okunan namazını isterse camide dilerse evinde kılan ve hiç uçağa binip yurt dışına çıkmayan için bu yazı zaid bir uğraş olarak telakki edilebilir. Ama uçağa binmiş ve hiçbir caminin, hiçbir mescidin en önemlisi ezanı Muhammedinin okunmadığı diyarlara uçanlara sor o hali hele iftar vaktini. İşte kendinden habersiz sitesinden alıntıladığım aşağıdaki yazı dediğimiz mahşere giden ve ezansız cemaatsiz Müslümansız iklimlerde oruç tutan, teravih kılan ve iftar edenlerin yazısıdır.
Geçen yıl Mübarek Ramazan ayında Fransa’nın Cannes şehrindeydim gurbette iftarı yaşadım. 50 yıllık oruçlarıma, teravihlere, sahurlara ve de en önemlisi iftarlara hiç benzemiyordu. Şu anda, her sahurda, her iftarda hatta her evin kapısını açıp içeri girişimde gurbeti ve benim kardeşlerimin hasretini, çilesini ve bizden çok çok fazla sevap alışını zihin kameramdan geçiriyorum gayri ihtiyari/istem dışı…
Fransa’dan Hollanda ya geçtim ve orada misafir kaldığım süre içerisinde namaz kıldığım çok büyük bir kiliseden camiye tahvil edilen Selimiye Camii İmam Hatibi Zafer İlyas Beyle kaderi ilahi tanıştırdı. Bize kürsüsünü, mihrabını açtı. Cuma kıldırttı vaaz ettirdi. Kompleks taşımayan özgüveni, diksiyonu mükemmel fazlasıyla eğitimini almış gerçek bir hatip. Kürsüde kem küm eden, her vakit aynı sureleri koşan imam, kur an bilen ve anlamını anlayan cemaate büyük sıkıntı yaşatıyor. Her zaman aynı sureleri okuyan imam Kur an’ı çok çok okumayan ve tekrar etmeyen imam tipidir. Ama maalesef bu kardeşlerimiz az değil. Kur an’ın her sayfası ayrı mevzulardan bahsediyor hocayı dinlerken anlayan da o konuyu anımsıyor ve ona göre maveralara uçuruyor mübarek. İnsanlar bu kur an’ı anlasa diyorum Zafer Hoca gibi imamların peşinde kılarken.. Ben inanıyorum ki bu satırların kendisiyle ilgili kısımları yazdığımı istemeyecektir onun için habersiz yazdım ve cenabı hak her mahallemize kendini yetiştirmek azminde dirayetli imamlar nasip etsin.
Zafer Hocaya Hollanda okulları arabalarla geliyorlar camiyi gezdiriyor onlara İslamiyet ve camilerle ilgili her türlü bilgiyi noksansız aktarıyor. Birkaç kez de bu hizmetine rasgeldim.. Süleyman çelebi mübarek “Söz uzanur ger kalanını der isem”demiş ya .. O caminin bayan imamı da evladımız Ayşe Mine Kuş..Çocuklara ayrı kurs, büyüklere ayrı kurs veriyor. Hepsinin değişmeyen yönü Hollanda’lıların her sorusuna cevap verme yükümlülükleri. Benim Ayşe hanım da tüm hafız ve gayretli.. Şartlar ve işin doğasındaki mesuliyet öyle kılıyor yurtdışındaki görevliyi rehavete yer yok diyarı gurbette…Bütün alimlerimize başarılar dilerim. Şimdi de gurbetteki cami cemaat ve günlük hayatlara ve şehircilik esprilerine kısa temas edelim ve azıcık neşelenelim sonra Zafer Hocamın yazısına geçelim. Hollanda daki kardeşlerimin affına sığınarak ….
LAZ, KAYSERİLİ MUHABBETLERİ… HÖBEKLİ ABİDİN AMCAM ve KARADENİZLİLER
Hollanda nın Anchidi şehrinde herhalde 4 Türk camisi bir de Maroken—Arap camisi var hamdolsun. Namaz kılınca camiye bitişik olan müştemilatta çay içilir bilardo satranç ve değişik etkinlikler şakalaşmalar gırla gider muhabbet bol.. 70 yaşlarında soyadını hatırlayamadığım Abidin amca var Selimiye camiinde—Lazların Camii olarak maruf--. Abidin amca gençlerle bilardo oynar gençler de ona takılır Kayseri fıkraları anlatırlar kızdırırlar şakalaşırlar ve günlük hayat böyle devam eder gençlerin sevgili amcası bir keresinde; “Üçyüz tanenize –Laz-bir Kayserili yeter, hocam Kayseriye dönene kadar ben camiye gelmeyeceğim”demiş. Gençler buna günlerce güldüler. Abidin amca bilardoya vururken mahsus eline değiyorlar veyahut dikkatini dağıtacak bir hareket yaparak engellemeye çalışıyorlar kızdırmak için.. DÖLEK durun lan dedi Karadenizliler hiç duymamış dölek sözünü hocam dölek demek ne diye sordular. Birkaç gün de o konuşuldu. Aşırı seviyorlar amcalarını işten gelen orya geliyor birbirlerine bu şekillerde sevgi saygı ilkeleri içerisinde şaka yapıyorlar. Abidin amcanın lakabını “Son kabadayı”taktılar hatta internette site açmışlar Zafer hocam söyledi. En son ve en hoşuma giden esprilerini de nakledelim. Karadenizli gençler hocam diyorlar Abidin amca yolun bu yanında kabadayı ama yolu geçip evini görünce teyzeden korktuğundan lightlaşıyor türü esprilerle güzel günler geçiriyorlar bizlere de iyi ve güzel anıları yazmak düşüyor ALLAH teala hayırlı hayatlar mutlu kavuşmalar, muradına ermeler nasip/kısmet etsin ehli gurbete. Şimdi hüzün yüklü satırlara geçelim….
GURBETTE İFTAR
Okyanusun ötesindeydi... Ailesinden,sevdiklerinden,hepsinden önemlisi dindaşlarından uzaktaydı. Ne kalem kalem minarelerinden duyulan “Allahüekber” sesleri, ne oruç tuttuğunu isbat etmek için dillerini çıkarıp birbirine gösteren kara gözlü çocuklar vardı yakınlarında.
Okyanusun ötesindeydi; ama sanki Ramazan´ında ötesindeydi. Ne buram buram kokan pideler,ne telaşlı telaşlı evine yetişmeye çalışan Ramazan´ı idrak eden mü´minler vardı. Okyanusun ötesindeydi işte. Hem ne bekleyebilirdi ki daha fazla... “Lisanlar farklı, deriler rengârenk” idi. Gurbetteydi işte; gurbette...
Annesinin onu otogardan gurbete uğurlayışını hatırladı. Gurbete gitmeyi sadece öyle bir şey sanıyordu; başka bir şehre gitmek, anneden babadan ayrılmak. Ama şimdi anladı ki gurbet asıl buydu; okyanusun ötesine gitmek...
Dondurulmuş yemeğini aldı mikrodalgaya attı ve saatine baktı; daha 10 dakika vardı iftara. Ne çok zaman vardı yemeği hazırlamak için. Oysa ülkesinde 3-4- saat kaldı mı iftara. tatlı bir telaş sarardı insanları, nasıl yetişecek yemekler akşam ezanına diye.
Ne Tv´lerde “iftar özel” proğramları vardı ne de “Çağrı” filmi...
Dondurulmuş yemeğinin ısınması için mikrodalga fırınını çalıştırdı.İmsakiye aradı buzdolabının üstünde, ama yoktu. Sonra... İnternetten baktı ve buldu okyanusun ötesindeki iftar vaktini. Hem bu arada hazırdı yemeği. Ormana bakan penceresinin yanındaki masanın üzerine koydu yemeğini. Kendi ezanını kendi okudu. Kendisine babasının öğrettiği gibi “Allah’ım senin rızan için oruç tuttum. Senin rızan için orucumu açıyorum.” dedi ve “Bismillah” diyerek başladı ilk lokmasını çiğnemeye.
Lokmalar sıra sıra oldu, inmedi boğazından. Sanki düğüm düğüm olmuştu da inmek istemiyordu yemekler aşağıya.“Uzaklarda Ramazan biraz da hüzün demek” derken birkaç damla gözyaşı indi yanaklarından aşağıya doğru usulca. Okyanus ötesinde bir gençti o. Gurbeti her ne kadar hücrelerine kadar hissetse de bir mefkûre uğruna gitmişti ve “Gel” denmeden de gelmeye hiç niyeti yoktu...”Zafer İlyasın sitesinden alıntı”