Anadolu coğrafyasında yaşayan insanlara bir asırdır söylenen bir yalan vardı. Bu yalan sayesinde; kendisine tabiiyetten geri durmayan halk, devlettin değişmez gücünün varlığını muhafaza etmenin kendi hayatından ziyade, kendi neslini korumanın gereği olarak bilinçlendi.
Sizin etrafınız sizi yok etmek isteyen düşmanla doludur. Türkiye’nin sınırlarını aştığımız yerde düşman sizin neslinizi yok etmek için tetikte bekliyor. Varlığınızın daha ziyade; sizden sonra gelecek oğullarınızın, torunlarınızın varlığını korumak istiyorsanız, bizim ve bizim yasalarımızın değiştirilemez olduğuna inanın. İnanmanız bile yetmeyebilir varlığınızla bizi koruyun, başkasının sizi yönetmesine asla izin vermeyin.
Anadolu coğrafyasının insanı uysallaştıran bir yapısı vardır. Her zaman için bu toprak üzerine Truva’dan itibaren işgal hareketleri olmuştur. Fetih yâda işgal için gelenler, Anadolu’yu geçiş yeri için kullanmıştır.
İnsanı uysallaştıran bir coğrafyadır, Anadolu. Burada yaşayanlar da düello nedir bilmez, daima pusuya yatmayı sever. “Başkalarını köle edelim”, zihniyeti tam yeşermemiştir. Bu coğrafyada yaşayan insanlar arasında.
Napolyon’un on yılda Avrupa’da döktüğü kanın yarısı, asırlar boyunca Türk milleti tarafından Balkanlar’da dökülmemiştir. Hitlerin, Stalin’in, Japonların yaptığı korkunç vahşetin yanına yaklaşması bile mümkün değildir, Türkiye’de yaşayan insanların. Türklerin, Günümüzde vahşetin simgesi olan ABD kadar kötü olabilmesi de mümkün gözükmez.
1912 yılından itibaren Anadolu’da yaşayan milletin ruhuna uygun olmayan “milliyetçilik” denilen çağın vebası, Türk ve Kürt milletinin bazılarını hasta kılmıştır. “Ermeni” adında asırlardır bu topraklarda yaşayan bir millet, zorla milliyetçilik denilen veba hastalığı yüzündeni, buradan göç ettirilmiştir. Belki de tarihte sadece bu olay, bizi korkutucu kılabilir. Ama bizden yine de korkmamışlar ki! Almanya Japon işçilerin hepsini kovup, Türkiye’den işçi istemiştir.
Korkutmanın güzel faydası var unutmayın: Aman sizin neslinize, canınıza, ülkenize kastetmek için tetikte bekliyorlar korkusunu yaymak. Bu korkuyla beraber insanları sürekli kendi dışında olana karşı düşman olarak görmesini sağlayarak, onlara tabii olan bir toplum yaratmak. Bu mantık ilkokuldan başlayarak sürüp gider, son nefese kadar.
Artık önümüz aydınlanmaya başlıyor, dünyada yaşayan başka insanlardan farkımızın olmadığını, varlığımızı korumak için birilerini kutsamanın gerekmediğini, dört kuşak öncesinden kalma laiklik ve milliyetçilik gibi veba hastalığından kurtulmak gerektiğini, biliyoruz. Bunları bilmek istemeyen varsa, onu kendi ördüğü ağında bırakmak en mantıklısı.