Yaşasın halkların kardeşliği, özgürlük için el ele, tek yol devrim, iş- ekmek- özgürlük, kahrolsun emperyalizm…. Buna benzer sloganları ile tanıdığımız sol cenahın insanları ne oldu birden özgürlük ve halkların kardeşliğinin yolunu açacak girişimlere düşman oldular.
Daha düne kadar hepsi insanların kardeşçe ekmeğini, dilini, inancını hayatını; kazanıp, konuşup, kabullenip yaşadığı bir dünyayı özlerdi. Bu çağrının gerçekleşmesi için de var gücüyle bütün varlığını ortaya koyanlar olurlardı.
Her zaman demokrasinin var olmadığından, faşist baskılardan yılgınlıktan, ulusalcı zihniyetin varlığından, gerici politikalardan, emekçinin hakkının verilmeyişinden, emperyalist kültürün yerel olanı saf dışı bırakmasından şikâyet eder dururlardı.
Bu şikâyetlerini küçük burjuva devrimcisi olanlar sokak ortasında yaptıkları gösterilerle polise taş atarak gösterirler zaten. Bazen de orada haklı bir meselenin önemini vurgulamak isteyen kitleleri tehlikeye atacak davranışlardan da çekinmezler.
Şimdi ne olduysa; 12 Eylül Anayasasının kalıntısına karşı bir referandum kararı alınmışken, “bu yasayı korumak Kemalist devrimleri korumaktır”, diyerek bilhassa batı şehirlerinde soytarılığa başladılar.
Her biri militan demokrat kılığına giren Kemalist devrim askeri olan ÖDP, Halkevleri ve İşçi Partisinden oluşan zibidiler takımı konferans vermeye gelen Adalet Ağaoğlu’na, Ferhat Kentel’e, Roni Margulies’e, Baskın Oran’a, Ahmet Altan’a boyalı, yumurtalı saldırıları yapacak kadar küçülüyorlar.
Devrim yürüyüşünü sürdürenler, yumurta ve boya atarak devrimci duruşlarını tam hakkıyla vermek adına 12 Eylül darbesini yapanları korumanın devrimci bir duruş olduğunu hepimize gösteriyor.
Bu anayasa referandumu için dağ fare doğurdu kanaatimi her zaman için dile getirdim. Ama bu değişiklik belki de ciddi taleplerimizin bir başlangıcı olacak. Temelde insanların yücelmesi, özgürlüğü, temsil ve ifade yeteneğinin artması adına hiçbir şey içermiyor. Yarın için atılacak adımlara sadece bir zemin hazırlıyor.
Darbe yapan yaptığı ile kalmayacak. 12 Eylül’ü yapanlar hesap vermeye başlayınca, cuntanın ileri uzantıları, 28 Şubatta tank yürütemeyecek. İşte o zaman, sabah erken uyanın efendilerinden aldığı emirle milletin üzerine salındığı günleri, bir daha yaşamayacağız.
O zaman ortalıkta: “Yaşasın halkların kardeşliği, özgürlük için el ele, tek yol devrim, iş- ekmek- özgürlük, kahrolsun emperyalizm…” diye bağıra çağıra yürüyüşe geçen medyatik solcuların, birer yalancıdan başka bir şey olmadığını anlarım.
Dağ fare bile doğursa; ancak o kadarını yapabilmiş. O fare bir dağa yakışmaz, bu gerçeği hepimiz biliriz. Dağdan gerçek isteğimizi talep ederek, neden fare doğurdun diye kınar, ondan daha büyüğünü isteriz. Ama “niye bunu doğurdun kısır kalaydın”, demek kime ne fayda verir bilinmez.