“Güneydoğu ve doğu bölgesinde tek güç, tek irade, tek tahakküm, tek adam biziz”, bizden başka bir varlığın burada var olması mümkün değildir. Bu sözlerin sahibi PKK adındaki kan ve gözyaşından beslenen örgütün Kürtlere söylediği yegâne dayatmaydı.
Bizden olmayanlar, bize tabii olmayanlar, bize hizmet etmiyorlarsa vay gele onların haline. O zaman derhal kendi vatanlarını, evlerini, ocaklarını terk etsinler diyerek; caniler ve azgınlar, güruhuna katılmak istemeyenlere, kesin bir ültimatom verdiler. “Evinizde oturmak istiyorsanız, bizim savaşımız içinde yer alacaksınız yoksa size memleketinizi dar ederiz.” O zaman bütün millet bize uyar düşüncesini taşımaya başladılar.
Aynen dedikleri gibi de oldu PKK denilen örgüte katılmayı reddeden bilhassa dindar Müslüman insanlara karşı tedhiş eylemleri düzenlenerek birkaç kişi de şehit edildi. Kürt ırkına mensup olsa dahi Kürtler adına çıkan bir örgüt günü birlik insan katlederek gücünü geniş kitlelere kabul ettirmek istiyordu.
Öldürülen insanların yakınları, “biz de karşı misillemede bulunalım, kısasta hayat vardır”, ilkesiyle karşı durmaya çabaladılar. Ama nafileydi. Cinayetler, terör saldırıları ardı sıra takip etmeye devam ediyordu. Artık yeni bir örgüt peydahlanmış ve PKK nın tahakkümüne karşı saldırılar düzenleyerek ona geri adım attırmayı düşünmüş, her öldürülene karşı bir karşılığı veren örgüt kendiliğinden doğmuştu.
Savaşan her iki tarafta kazanç sahibi değildir. Savaştan sonra kaybeden yalnızca ikisi olur. Onların savaşından kazananların kim olduğunu hepimiz biliyoruz. İşte bu savaşın ciddi sonucunu gören o bölgenin kanaat önderleri, iki tarafı da bir barış etrafında birleştirmeyi teklif etti. Şölenlerin, kurultayların, ziyafetlerin içinde barış kutlanmaya başlandı. Artık kandan ve gözyaşından beslenen bir Pkk olmayacaktı. Tabii onun karşısında durmak zorunda kalan diğer örgütlenmeler kendiliğinden kaybolup gidecekti.
Asker analarının ağlamadığı, savaşın bitip barışın geldiği bir dünya, her zaman kandan ve gözyaşından beslenen akbabaları rahatsız edecektir.
Bir gün Diyarbakır’ın Silvan İlçesine bağlı Susa Köyünün camisine, asker elbisesi giymiş ayağında spor ayakkabılı terörist gelince, olanlar oldu. Savaşın acılarından iyileşen yaralar, kapanmaya yüz tuttuğu anda hususi kanatılmıştı. Kirli savaşın en iğrenç yöntemleri ile bölgede yaşayan milletin savaşla kardeş olması böylece başladı.
Savaş ağaları kan içici vampirler, hiç boş durmamış, hiçbir sorun yokken Irak’ın işgali sonrasında, iyi organize olmuş biçimde kandan beslenmeye devam etti. Silahı eline aldıktan bir gün sonra, artık kontrol edilemeyen çirkinliği içinde yaşayan bir varlık haline dönüşmek, kaçınılmaz bir gerçek oluyor.
Hakkâri’de patlayan köy minibüsü bana yıllar önce Susa Köyü’nün Camisinde öldürülen gençleri hatırlatıyor. Millet barışı kutlayıp silahlara veda ederken kandan beslenen alçaklar yine görevlerini layıkıyla yapıyordu.
Susa Köyünde şehit edilen gençler de Hakkari’de patlatılan köy minibüsündeki insanlarda Kürt ırkına mensup olduğunu sanırım hatırlatmaya hiç gerek yok.