Bireylerin başkalarının hak ve özgürlüklerini engel olmadan istediklerini yapabilmelerine ve bu haklarında belli hukuk kuralları içinde devlet güvencesinde olmasına liberalizm adı veriliyor. “Fransız İhtilalından” sonra ihtilalı korumakla kendini görevli kabul eden “jakobenlere” karşı sıkça dile getirilen bir anlayış olarak uzun yıllar boyunca varlığını devam ettirdi.
Ülkemizde Kemalizm denilen resmi ideolojinin, çağın gerisinde kalan dayatmacı köhneliğine karşı, liberal tezlerle bireyin özgürlüğünü savunmaktan geri durmamıştır. O yüzden Kemalist laikler tarafından korkunç suçlamalara maruz kalan liberaller sırtını her zaman muhafazakâr çevrelere dayamaları gerekecektir.
Muhafazakâr çevreler kendileri dillendiremediği Kemalizme karşı olan eleştirileri liberal aydınların sözlerinden alıntı yaparak verebilirler. Kendine inanmayan ve neye inandığını bilmeyen muhafazakârlar, liberallerin gölgesine sığınarak kendilerine yaşam alanları açılmasını umut eder.
İlginç bir benzetme olacak bir filin boynuna binen küçük bir çocuğun kendisinden kıyaslanmayacak büyüklükte olan fili kontrol etmesine benzeyen bir benzerlik liberal ve muhafazakâr ilişki içinde bariz biçimde görülür.
Muhafazakâr cemaatlerin, liberal çevrelerle kıyaslanmayacak oranda insan gücü varken, bu insan gücü almış olduğu sağcılık yüzden, kendine inanamayan ve her zaman için tavşan misali ürkeklik içinde olurlar. Ne gariptir ki! Aynı muhafazakârlar, belli bir idare noktasına geldiklerinde böceklere bakar gibi insanlara bakan olur.
Toptan muhafazakârların hepsini böyle itham etmek istemem; yalan söylediğimi, kendimi kandırdığımı söylemek isterim; ama maalesef bu vakayı adiye, bariz bir gerçek olarak karşımızda duruyor.
Liberalizmin içi boşalmış temel hak ve hürriyetler içerisine gördükleri: Üretme- tüketme, haz alma, istediğini yapma, teşebbüs imkânının genişletme, devleti küçültme, demokrasinin asıl olarak esas alınması, özgürlüğün yapıtaşları olarak görülür. Özgürlüğün bu yapıtaşları gerçekten de kimsenin itiraz edemeyeceği bir şekilde, bir asırdan fazladır bize hep söylenmiştir. Nedense yine de ülkemizdeki insanların büyük bir kısmı, özgürlük denilen kutsal varlıktan o kadar çok korkmuştur.
Özgürlük insana kurtuluşu, adanmışlığı ve fedakârlık duygusunu beraberinde getirdiği için, insan özgürlük çağrısı yapanlara karşı her zaman düşman olmuştur.
İsrail’i Firavun’un elinden kurtaran Musa Peygamberin karşısında İsrail: “Neden bizi özgürlüğe kavuşturuyorsun. Biz Firavunun yanında köle dahi olsak rahatımız yerinde idi. O bizi köle yapsa dahi ihtiyaçlarımızı hiç aksatmadan verirdi.” Bu konuşma insanları özgürlüğüne kavuşturan bir peygambere karşı yapılan konuşmadır.
Liberalizm içinde adanmışlık, fedakârlık, kurtuluş… gibi ulvi değerlerin olduğu bir çağrıyı görebilmek mümkün değildir. Özgürlük, insana verilen en yüce kutsal değerlerin başında gelen yüceliğe sahiptir. İnsan ancak özgür olduğu oranda insan olma yüceliğine erer.