Hayatın düz akışı içinde herkes nasıl yaşıyorsa, öyle yaşamak ne kadar kolay ve ucuz.
Akıntı seni götürür, sen akıntıyla akıp gidersin. Rüzgâr savurur sen savrulup gidersin. Akıntının tersine yüzmek için çabalamak, rüzgârın tersine kanat çırpmakla insan kendini yormaz.
Huzurlu ve mutlu yaşamanın sırrı burada herhalde. Akıntının önüne kendini bırakıp akmak, rüzgârın önünde savrulmak. Ne güzel insandan hiçbir emeği istemez. Sadece ona bırak kendini, nasıl olsa varacağın yere gidersin.
Herkes aynı yere gittiği için zahmette çekemezsin. Gittiğin yerde senin gibi sayılamayacak kadar çok olduğu için hiç sıkılmazsın bile.
İşte hayatta var olan benzerliğin aynısı insanla böyle benzer. Karşına çıkan birisine akıp giden hayatın içinden çık ve yeni şeyler keşfet dediğin anda bir çığlık sesini duyarsın.
“Lütfen benim huzurumu kaçırmayın. Ben gezip-eğlenmek; keyif sürmek, seks yapmak, yemek- içmek istiyorum. Yıllar boyunca mahrum kaldıklarıma sahip olmanın mutluluğunu yaşamak istiyorum.”
Siz benim huzurumu kaçırıp, benim sizin gibi farklı olmamı istiyorsunuz. Derin düşüncelere dalmak, hayatı ilkelerle beraber yaşamak, tevhid ve adalet ve özgürlüğün ardından yürümek, felsefi bir anlayışla beraber olmak, beni sıkıntıya sokar.
Kafamı düşünceler altında boğmak istemiyorum. Ömrümün geri kalan kısmını gamsız, kedersiz, dertsiz- tasasız yaşamak istiyorum.
Kim özgürlüğe kanat çırpıp uçmak istiyorsa, bırak o uçsun ben savrulduğum yerde iyiyim. Özgürlüğe kanat çırpıp uçmak isteyenler an gelsin bir mum alevinde yansın. Ben yanmak istemiyorum. Ben yazın serinlik, kışın sıcak istiyorum. Yanmayan bilmez ateşi aşkı ben sevgilimler beraber olduğum anın aşkından başka bir aşkı tanımak istemiyorum.
İşte özgürlükten korkan dostlarımız belki de kendilerini sıkıntıya sokmaktan korktukları için özgürlüğü biraz kendilerine fazla görüyor. Demek özgür olmak, çok başka bir yüceliği içinde barındırıyor. Yalnız yüce insanlar özgürlüğün yüceliğine ulaşmak istiyor.