UNUTMA ÜZDÜĞÜN KADAR ÜZÜLÜRSÜN..Aforizma
Hz. Mevlana ve müridleri bir yolculuğa çıkmış. Yolda yeni doğmuş köpek yavruları görmüşler.. Yavrular o kadar muhabbetli kendi aralarında itişip kakışıp boğuşarak öyle muhabbetli bir birlik sergiliyorlarmış ki talebenin biri dayanamamış ve sultanım ne üstün muhabbet yavrulara imrendim. Ne olurdu insanlarda böyle muhabbetle biribirlerine muamele etseler demiş…
Dur bir dakika demiş Mevlana Hz.leri ve bir küçük kemik parçası bulmalarını istemiş ve kemik bulmuşlar. Kemiği eniklerin ortasına atmış gönüller sultanı. O ana kadar sarılarak yıkışarak kardeş kardeş sevişen yavru köpeklerin her birisi zehir zemberek bir köpek olarak değişmişler ve biribirlerine girmişler.. Muhabbet boğuşmaya dönüşmüş ve Hz. Üstad paradigmasını patlatmış… Gördünüz mü menfaat ve az bir çıkarın insanları ne hallere getirdiğini…İnsanları anlaştırmayan, fitne ve fesadın arkaplanında menfaat ve çıkar vardır..Menfaatçi ve çıkarcıların olduğu yerde kavga ve didişme eksik olmaz diyerek müridlerine ders vermiş…
GÖRÜNEN KAPIDAN DİNE GİRİP GÖRÜNMEYEN KAPIDAN ÇIKAN NİFAKÇI MÜNAFIK
Dil ve belagat alimleri nifak kelimesinin NAFİKA dan türediğini rivayet ederler. Nafikatül yerbu.. Köstebeğin ininden yeryüzüne çıktığı yer anlamına gelir.Bu hayvanların yer altında iki yuvası veya yuvasına inen iki yolu vardır. Bunlardan bir tanesi tamamen yeryüzüne açık, diğeri kapalıdır. Kapalı olan delik-köstebek hafifçe kafasıyla vurduğu zaman –yeryüzüne açılacak durumdadır. İşte dışarıdan görünmeyen bu deliğe “NAFİKA”denir. Hayvan bu deliği daima gizler, diğerinden girip çıkar. Avcı,”Kasıa ul Yerbu”denilen diğer açık kanala gelirse köstebek “Nafika”yı gizleyip “Kası’a”yı açık tutarsa; münafık da İslam toplumu içinde küfrünü gizleyip imanını gösterir. Bir başka ifade ile, münafık dinin bir kapısından girer ki, bu islama giriştir. Sözü edilen şahsın İslam toplumuna dahil olduğunu herkes görür ve bilir. Ancak o diğer kapıdan çıkar. Çıktığı taraf gizli olduğu için hiç kimsenin haberi olmaz. Peşine düşüldüğünde izini bulmak mümkün değildir.
Nafıka denilen deliğin dışı nasıl dümdüz, yeryüzü gibi görünür ve aslında içi delik ise, İslam toplumu içinde münafığın da dışı başka içi başkadır.”Nefak”ın yer altındaki kanal, tünel anlamını göz önüne aldığımızda münafığında İslam perdesi altında gizlendiğini görürüz. Kararsız korkak ve mütereddittir nifakçı her zaman…Çünkü dininde ve dünyevi işlerinde samimiyetsiz ve sözlerini tutamayan bir sebatsızdır nifakçı. Nifak ve nifakçılık konusunu inceleyen alimler iki tür nifakı ayeti Celileler ve hadisi nebeviler ışığında yorumlarlar ve 1-İtikadi Nifak 2-Ameli nifak kısımlarına ayırırlar..
HZ. MUHAMMED SAV MEDİNE İÇİNDE MUHALEFETE KONUŞLANIRKEN DIŞ MUHALEFETE DAYISININ OĞLUNU GÖNDEREN NİFAKIN BABASI
Tarihte özellikle İslam Peygamberine gizli muhalefeti ve çıkardığı nifaklarla nifakın ve karıştırıcılığın simgesi haline gelen Abdullah B. Ubey Bin Selül, İslam Peygamberine Medine içinde muhalefete konuşlanırken, dayısının oğlu Ebu Amir Medine dışını tercih etmişti. Bu ikisi Medine deki nifakın ve muhalefetin taktik stratejik planlamasını beraber tezgahlıyorlardı.
İslamı benimseyen ve Rasulullah SAV ile Medine’ye hicret eden bazı sahabilere havası aksi tesir yaptı, rahatsızlandılar. O kadar ki Medine vebasına yakalanan bazı sahabe i kiram namazda saf tutamayacak kadar zebun düştüler. İbni Selül’ün nifakçıları “Yesrib-Medine—in humması muhacirleri perişan etti”diyerek moral bozma nifakı başlattılar. Propaganda Medine’in içini pek etkilemedi ama civar Arap kabilelerde islama girme hususunda tedirginlik yarattı. Hatta Peygamber Efendimize gelerek bizi eski halimize döndür diyen cahiller çıktı. Estirilen bu nifak havasıyla dinden dönenlerde oldu. Medine ikiye bölünmüştü.. Dinden dönüp çıkanlar için Efendimizin SAV” Medine demirci körüğü gibidir. Temizi alıkor, pisi dışarı atar”buyurmuştur.
İnsan sürekli imtihandadır. Abdullah B. Ubey bin Selül’le başlayan nifaktan kısa bir bölüm anlattık ama tamamı hayatta rasgeldiğimiz ve yaşamı çekilmez kılan olaylar silsilesiyle biliyoruz nifak ve kargaşa çıkaranlar cehennemlik insanlardır.. Biz yazımızın kalan kısmında eski Yunan dan bir mitolojik nifak olayını sunarak yazımıza devam ediyoruz…Haksızlıktan uzak durmak ve sana yapılmasını istemediğini başka insanlara yapmamaktır meselenin çözümü kısaca..
SAVAŞ ÇIKARAN TANRIÇA ERİS’İN EKTİĞİ NİFAKI
Peleus´la Thetis´in Olympos´ta kutlanan bir düğününe bütün tanrılar davet edilmiş ama Fesatlık Tanrıçası Eris davet edilmemiş. O da üzerinde ‘en güzel olana’ yazılı altın bir elmayı Hera, Afrodit ve Athena´nın oturduğu ziyafet sofrasına atmış. Tanrıçalar "en güzele" yazan elmayı sahiplenmeye kalkmışlar ve aralarında tartışma çıkmış. Bunun üzerine Tanrılar Tanrısı Zeus’un en güzeli seçmesi istenmiş. Ancak Zeus elmayı karısı Tanrıça Hera´ya verse diğer Tanrıçalar kıyameti koparacaklar başka bir tanrıçaya verse bu sefer de Hera ´nın gazabı var. Zeus işin içinden çıkamayınca Troya Kralı Priamos´un oğlu ölümlü Paris´i görevlendirmiş. Bunun üzerine üç tanrıça çeşitli vaatlerle Paris´i etkilemeye çalışmışlar. Athena; savaşta yenilmezlik gücü vereceğini vaat etmiş Hera; Paris´i Asya´nın hakimi yapacağını. Afrodit ise dünyanın en güzel kızını. Athena ve Hera en güzel elbiselerini giyip en süslü mücevherlerini takmışlar oysa güzellik örtü istemez güzellik onun örtüsü diyen Afrodit bunların hiçbirini yapmamış. Paris ise dünyanın en güzel kadınını elde etmek için Afrodit´i yarışmanın birincisi seçmiş ve üzerinde "en güzele" yazan altın elmayı Afrodit´e vermiş. Bu seçimi yüzünden Paris Hera’nın nefretini kazanmış Truva kenti de Yunanlıların. Afrodit´in Paris´e vaat ettiği bu güzel kadın Sparta Kralı Menelaos´un karısı Helen´dir. Paris Afrodit´in yardımıyla Sparta´ya gider Helen´i kaçırır prensi olduğu Truva şehrine geri döner. Menelaos Akha ordularını toplayarak Truva´ya savaş açar. Böylece 10 yıl sürecek Truva savaşı başlamış olur. Eris de Olympos´ta bir köşeden iki ulusun savaşçılarının on yıl süre ile birbirlerini kırmalarını seyreder.