Ülkemizde Cumhuriyet kurulalı beri, dini emirleri yaşama talebi konusunda devlet ile vatandaş hep karşı karşıya gelmiş ve zaman zaman bu karşılaşma çatışmalara kadar varmıştır.
Bizim inancımıza göre! Dinin sahibi Allah’tır. Dine inanma ve yaşama isteği de Allah’a kul olup, O’nun rızasını kazanmaya yönelik bir arzu ve istektir. Bu isteğin sahiplerinin isteklerinin karşılığı olarak dünya hayatında bir talep ve arzuları yoktur. Dinlerini hür olarak yaşamak dışında.
Bugünkü devlet anlayışımızda ise, vatandaş devletin emirlerine göre yaşayıp bu emirlerin dışına taşmayan bir memur olarak tasarlanmış olup, diğer alanlarda olduğu gibi dini hayatla ilgili alanlar da devletin müsaadesi ve tavsiyesine göre inanma ve yaşama zorunluluğu getirmiştir. Vatandaş istenilen şekil ve oranda dini hayatını yaşarsa devlet ondan razı olacaktır. Dolayısıyla din Allah için değil devletin memnuniyeti için yaşanacak durumdadır.
TBMM’nin başkanlık kürsüsünün üzerinde büyük harflerle “hâkimiyet bila kaydı şart milletindir.” yazmakta olup, ülkemiz Cumhuriyet idaresi ile idare edilmekte denerek Cumhurun dediği olur denmektedir. Ama ne yazık ki! Cumhurun inanması ve inandığı gibi yaşama isteği devletin müsaadesine bağlıdır. Yani sınırlarla sınırlanmıştır.
Cumhuriyetin kurulduğu yıllardan beri ortadan kaldırılmaya veya kontrol altına alınmaya çalışılan dini hayat talepleri, son 30 yılda dillendirilen başörtülü olarak okuma ve, çalışma hayatında yer alma isteği ile daha çok gündeme gelmiş oldu.
İlköğretim okullarında geçen yıl başlayıp son haftalarda yeniden dillendirilmeye çalışılan başörtülü olarak okula gitme talepleri ve bunun sonucunda TBMM insan hakları komisyonu başkanı Zafer ÜSKÜL ile eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK ve yeni Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU’nun bu olayları provakatif olaylar olarak değerlendirmesi, özellikle Zafer ÜSKÜL’ ÜN bu çocukları velilerinden almakla tehdit etmesi, dini hayat konusunda devletin dikkate değer dayatmacı refleksleridir.
Dini hayatın olmazsa olmazlarından olan başörtüsü ile başını örtme sorumluluğu ergenlik yaşına gelen tüm bayanlar için bir emir olup hayatın tüm alanlarında(öğrencilik, çarşı pazar, devlet memurluğu) uyulması gereken bir zorunluluk olup, bunun sınırlarını Allah belirlemiş ve onun dışında hiçbir kanun ve gücün bu alanları sınırlama hakkı yoktur; olursa Allah’ın hududuna müdahale ve sınır koyma olur ki böyle teşebbüste bulunan insan, kanun ve güçlerin hallerinin ne olduğu ilahi kitapta yazılı olup bu dünyanın sonunda sonlarının ne olacağı da ayrıca belirtilmiştir.
Dine göre hayat bir bütündür ve insan Allah’ın yarattığı en mükemmel bir varlıktır. İnsanların can, mal, din ve nesil emniyetlerini korumakta devletin en önemli görevleri arasındadır.
Şunun, bunun ne demesinden ziyade insanlara insan olduğu için hayatın her alanında başkalarına zarar vermeden her konuda hür ve özgür bireyler olarak yaşama imkânı sağlamak, var ise bu ortamları ortadan kaldıracak unsurlarla mücadele etmek devlet olmanın vazgeçilmez kurallarıdır diye düşünüyorum.
Öyleyse devlet, idareciler, kurumlar ve insanlar sahibi olmadıkları yetkilerini kullanmaya kalkıp sonlarını hüsran etmesinler.
Selam ve Dua ile