Birçok defa acı ve bir o kadar da hüzün verici ölüm haberlerinin bir nedenle olanı var ki, insanın içini ürpertmesin.
Balkondan düşen yaşlılarımız. Nedense, serinlemek ve rahat bir nefes alabilmek için çıktıkları yüksek katlı evlerinin balkonundan, dengesini kaybederek düşerler ve hemen oracıkta can verirler. Gazetelere yansıyan bu haberlerin akabinde zaten uzun süredir hasta oldukları veya ruhsal bunalım içinde veyahut ta zaten epilepsi hastası oldukları ayrıntıları eklenir.
Bir yılda onlarca kez tanık olduğumuz bu tür balkondan düşen yaşlı adam veya kadın haberlerine geçen günlerde İstanbul’da bir yenisi daha eklendi.
Haber muhabirinin hemen yanında, yolcu vapurunun üst güvertesinde seyahat eden, bastonunu çenesine destek yapıp, gözünü kırpmadan uzun ve dalgın süzdüğü ufka derin derin baktıktan sonra ‘bakanım yok!’ diye bağırıp, demir korkuluklar üzerinden kendini boğazın serin sularına bırakan yaşlı adamın haberi bir kez daha içimizi ürpertti. Allah’tan yaşlı adamı boğulmak üzereyken, denize atlayan diğer yolcular kurtarmışlar.
Kendilerini belki yaşamak zorunda oldukları evlerinin balkonundan boşluğa bırakan neredeyse asırlık ömürlü yaşlılarımızın görgü tanıkları olmadığı için son söz olarak ne dediklerini, hangi ızdırabın onları buna sürüklediğini bilemiyoruz ama ‘bakanım yok!’ diyerek kendini soğuk suların dalgasına bırakan yaşlı adamın bu sözü toplum olarak bizi yaralamıyorsa, yüreğimizde bir çizik bırakmıyorsa çok şeyler kaybetmişiz demektir aslında.
‘Bakanım yok!’ diyen yaşlı adam kendisiyle bir devlet bakanının ilgilenmesini istemiyor elbette. Eğer kendisine bakacak bir oğlu, kızı, yakını yoksa devletin bakanı da bakması gerekir şüphesiz ama her geçen gün yaşlılara karşı olan ilginin azaldığını artık itiraf etmemiz gerekiyor.
Evin bir köşesinde spastik çocuk muamelesi yapılıp komşulardan ve toplumdan gizlenen, onca yıllık sevgisi, emeği ve tecrübesi hiç dikkate alınmayan, tatil ve gezi programlarında hep başa bela olan, yetiştirip büyüttüğü, göz bebeği gibi baktığı, her şeyini feda ettiği ve uğrunda ölmeyi göze aldığı çocukları tarafından, bir an önce ‘kurtulsa’ gözü ile bakılan yaşlılarımızın hali, aslında hepimizin hali.
Uzun ve çokca yaşama arzumuzun, çocuklarımızın serbest ve rahat, kaygısız(!) yaşama arzusuyla çatışmayacağına kimse garanti veremez. Tutan ellerimizin tutmaz, gören gözlerimizin görmez, duyan kulaklarımızın duymaz, yürüyen ayaklarımızın yürümez, dertten ve yorgunluktan vücudumuzun tüm azalarının görevini tam yapamaz, hafızamızın hatırlayamaz olacağı günleri Allah ömür verdiği sürece hepimiz yaşayacağız.
Çok konuştuğumuzdan, her şeye burnumuzu soktuğumuzdan, laf benden dinlensin diye çaba sarfedip kafalarını şişirdiğimizden şikayetçi olanların yine en yakınlarımız olacaklarından kimin şüphesi olabilir.
Gelişme çağında oldukları için çocuklarımızın her türlü kaprislerine gösterdiğimiz tahammül ve toleransı nedense esirgeriz hep ömrünün son döneminde olan annelerimizden, babalarımızdan, büyüklerimizden.
Anne ve babaya, yanımızda yaşlandıklarında ‘üf!’ bile denmeyeceğini bilmeyen yoktur ama ne yazık ki, aile bağlarının zayıflamaya yüz tuttuğu ‘ben’ merkezli anlayış, her geçen gün aile fertlerini, özelliklede yaşlıları daha bir yalnızlığa itiyor. Bu yalnızlığın hele bir de çaresizliğe, çözümsüzlüğe, ilgisizliğe, itilmişliğe, kakılmışlığa, saygısızlığa dönüştüğünü düşünün, işte o zaman boşlukta kalan insan, ‘bakanım yok!’ diyerek kendini bırakıveriyor boşluğa.
Ne olduğumuzdan çok, ne olacağımız endişesini içimizde yaşamamız gerekiyor sürekli.
Her yol; dostluk, paylaşma, dayanışma, saygı, karşısındakini anlama ve insan olmanın erdemini yaşamaya çıkıyor, aslında.
Bir adam Resûlullaha (s.a.v.) gelerek, "Cihad etmek istiyorum, fakat gücüm yetmiyor" dedi. Resûlullah (s.a.v.) "Annen veya baban hayatta mı?" diye sordu. Adam, "Annem hayatta" cevabını verdi. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ona iyilik ederek Allah´ın huzuruna mazeretli olarak çık. Bunu yaparsan ve annen senden razı olursa hem hac, hem umre, hem de cihad etmiş olursun. Allah´tan kork ve annene iyilik yap." (Mu´cemü´l-Evsat, 3:435.)
İşte, hepsi bu kadar…