ALJERYA’LI MALİK BİN NEBİNİN “MİLLET DENKLEMİNDEN” DAVUDOĞLUNUN “STRATEJİK DERİNLİK” KİTABINA İKİ MÜSLİM DEHA…
İNSANLARIN DANIŞMANI OLABİLECEĞİNİZ BİR YERE ERİŞİN..Halil Cibran
Yer Fransa’nın Cannes şehri gece vakti yatsıyı kıldıktan sonra çay içiyoruz..Beraber evinde kaldığımız Süleyman Aslan, Boşnak Engin Bayık Varnalı Sezgin ve diğerleri ve diğer Türk misafirlerle beraberiz. Dışarıdan bir gürültü bir uğultu ev mahalle yıkıldı zannettim dehşetli bir aksi seda esti dışarıdan..Arkadaşlar ne oldu bu ne demeye kalmadı dışarıdan misafir gelen bir arkadaş Aljerya dünya kupasında rakibini yendi Aljeryalıların kutlaması dedi ve hava normalleşti…
Dünyadaki bütün ezanları belgesel yapan bir Amerikan filmci ezanları kayda alıyordu ülke ülke gezerek. Tam Dudayev’in Ruslara karşı bağımsızlık ilan ettiği savaş zamanıydı ekip çekim için Çeçenistan’a gider ve mücahidlerin ALLAHÜ EKBER nidalarını duyunca ürpermiş gayri Müslim vatandaş ve bunların Allahü Ekber diyişi dünyanın hiçbir ülkesinde çektiğim Allah ü Ekberlere benzemiyor demiş ve sizin ki niçin farklı diye sormuş vs…
Demek istediğim kendilerine EURO Arap denen Fransa nufusunda önemli yekün tutan Müslüman Araplar ka’bede, Mekke’de Medine’de gördüğümüz insanlara hiç benzemezler..Camiye şortla, tişörtle gelirler ve çantada getirdikleri cüppelerini giyerek namazlarını kılarlar ve namaz bitince çıkarıp katlayarak çantalarına koyarak işlerine bakarlar..İçlerinde işveren, doktor, müteahhit ve de çok önemli yerlerde olan yetişmiş insan çoktur. Türkleri canları gibi severler çoğunlukla iş verirler ya da bulurlar ve her türlü yardım ve kardeşliği esirgemezler..
Çok hızlı araba kullanırlar. Gençleri motor kullanırken taa uzaktan benim ödüm kopar, yüreğim ağzıma gelirdi..Hepisi Osmanlının dinin imanın ve kardeşlikle emperyalist sömürgeciliğin kalleşliğin ve dahi Filistin’in Gazze’nin çektiğinin anı anına farkında ve intikam hıncıyla dolu Arap gençler.. Türk gençleriyle gelirler ve Cuma kılarlardı zaman zaman..Ramazan ayında yollarda Sahihi Buhari ve Kütübü sitte gibi hadis kitapları ve pek çok dini kitabın Fransızca baskısını yollarda bulvarlarda kalabalık yerlerde satıyorlardı..Pat çat İngilizcemle sorduğumda Paris’ten geldiklerini ve bir gençlik kuruluşu olduklarını söylediler. Pek çok Türk genci bu hizmet eden dini oluşumlarda hizmet ediyorlar inançlarına ve Müslümanlarına..
MALİK BİN NEBİ: PARİS’TE MÜHENDİS OLMAKTAN ÜLKEM CEZAYİR’DE İNŞAAT USTASI OLURUM DAHA İYİ..
Faransız sömürgesi olarak Fransa’da yetişen ve orda en yüksek okulları okuyan Amin MALHOUF ve diğerleri gibi euro Arap bir genç olan Malik Bin Nebi okulunu bitirince Fransa’da kalıp mühendis olacağıma kendi ülkemde duvar ustası olmaya razıyım dedi ve Cezayir’e dönerek Cezayirde kurtuluş savaşı başlatan ve Fransızları defedip bağımsızlığa katkısı olan Arap aydınların başında gelir..
İdeolojik Savaş Ajanları kitabında o şöyle der” Her milletin kendine göre bir denklemi vardır.” Der ve şöyle izah eder.. Bir Yemen kahvesini düşünelim.. Yemen kahvesini götürsek başka ülkeye diksek ve kahve ağacı yetiştirsek dahi Yemen’de yetişen kahvenin tadına ve kıvamına erişemez ..Zira Yemen’in güneşe uzaklığı sıcaklığı toprağı ve her türlü cağrafı koşulu başkadır. Başka yerlerin güzel ürünlerini Yemen de eksen o ülkesindeki lezzet ve kıvamı veremezsin”der..
İslamiyet ve milletlerin islamiyetle olan ilintilerini elbise ve usta terzi misaliyle nazara verir..İslamiyet bir kumaşa benzer. Bir kumaşı giyecek adama yakıştıracak ve sevdirecek olan o işin ustası terzisi olan zevattır.. Onun terzi dediği ümmetin ve ayrı ayrı milletlerin ulemaları ve okuyan yazan düşünürleridir. Müslümanlar üstün dehalar yetiştirdikleri asırlarda her zaman önde ileride olmuşlar ve herkes kendi denkleminde uygarlık ve medeniyete üstün hizmetlerde bulunmuşlar insanlığa katkı yapmışlardır fikrini detaylı şekilde tafsil etmiştir kitabında..
Fethullah Gülen hocanın Türk İslamı diye ortaya attığı ve pek çok çevrede yanlış anlaşılan bu millet denklemidir herhalde..Elbise bol olur, adam küçük olursa olmaz..Adam iri elbise dar olursa yine olmaz..İnsanları doğru dürüst motive edecek tarihe yön verecek mütefekkirleri yetiştirmektir İslam dünyasının asıl sorunu her asırda…
….VE AHMET DAVUDOĞLU:”FİZİK BİLİMİ İÇİN HAREKET KANUNU NE İSE, STRATEJİ ANALİZLERİ İÇİN DE SÜREÇ ODUR…
Şamil Tayyar’ın Çelik Çekirdek kitabı ve Hanefi Avcının Haliçte Simonlar’ını okuduktan sonra uzun süredir kitaplıkta kış uykusu uyuyan dışışleri bakanımız sayın Ahmet Davudoğlu’nun Stratejik Derinlik kitabına sıra geldi..
Ben sosyal bilimler ön lisans okudum ve orda da Siyaset Bilimi dersi var..Kitabı okumaya başlayınca Siyaset Bilimi ders kitabının ne kadar kifayetsiz kaldığını ve her okulda mutalaka okutulması gereken bir başucu ve vatanseverlik kitabı olduğu kanaatine vardım.. Hiçbir derste zorlanmadığım kadar çok ilmi terim deyim ve entellektüelite içeren kitabı Arapça, İngilizce veya ilk defa okuma yazma öğrenen talebe formatında okudum… Beni zihnen çok yordu ama iyi ki yorulduk Allah ımıza çok şükür..KÜRE yayınlarında çıkan kitaptan kısa bir bölüm takdim ederek yazımıza nokta koyuyorum.
“Uluslar arası ilişkiler alanında derinlemesine analiz ile sistematik bütünlüğün birlikte sağlanabilmesi, disiplinlerarası bir yaklaşımı gerekli kılmaktadır.Daha çok siyasi diplomatik bir alan olarak görülen uluslar arası ilişkilerin gittikçe artan dozda belli alanla sınırlandırılamayacak niteliklere bürünmesi bu gerekliliğin bir sonucudur.
Bir uluslar arası ilişkiler olgusunun görünen siyasi diplomatik yüzü aslında bir buzdağının su yüzeyinin üstünde kalan parçası gibidir. Buzdağının görünen parçasından hareketle bütünü hakkında yargılara ulaşmak ne derece güçse uluslar arası ilişkiler alanındaki olguların görünen yönleriyle kalıcı sonuçlara ulaşmak da o derece güçtür..
BİR YAHUDİNİN YA DA MÜSLÜMANIN KUDÜS İLE İLGİLİ SEMBOLLER DÜNYASINI KAVRAMADAN ORTADOĞU MESELESİYLE İLGİLİ FİKİR YÜRÜTMEK …
Ortadoğu barış sürecinin diplomatik siyasi boyutu ve bu boyuttaki gelişmeler, bu uluslar arası ilişkiler olgusunun hemen fark edilebilen ve sonuçları da takribi bir şekilde gözlenebilen kısmını yansıtır. Ancak Ortadoğu meselesinin bir bütün olarak kavranabilmesi buzdağının derinlemesine algılanabilmesini sağlayacak köklü bir altyapıyı gerekli kılar.
Buzdağının daha yüzeye yakın bölümlerini oluşturan petrol merkezli ekonomi- politiği, kıtalararası etkileşimi yoğunlaştıran jeopolitik yapılanmayı ve nihayet tarihin derinliğinden gelen kültürel unsurları göz önünde bulundurmaksızın ve bu unsurların Ortadoğu toplumlarının sosyolojik ve psikolojik yapıları üzerindeki etkilerini anlamaksızın bir stratejik analiz yapmaya çalışmak görünenin yüzeyselliğine mahkum olmak demektir.
Bir Yahudinin ya da Müslümanın Kudüs ile ilgili semboller dünyasını kavramadan, bu semboller dünyasının renklerini dokuyan tarihi ve psikolojik unsurları göremeden, her iki toplumu yönlendiren sosyolojik motivasyonların dinamizmini anlamadan Ortadoğu meselesi üzerinde fikir yürütmeye kalkışmak, buzdağının görünen kısmıyla bütün hacmini hesap etmeye kalkışmak gibidir Görünen olgunun arkaplanındaki görünmeyen köklü sebepleri kavramak için dinler tarihi, siyasi tarih, ekonomi politik, siyaset sosyolojisi, din psikolojisi gibi birbirinden ayrı gibi görünen alanlardaki birikimleri sentez edebilen bir yaklaşımı benimsemek zaruridir. Aksi takdirde tek boyutlu statik resimlerden çok boyutlu süreç anlamlandırmalarına geçebilmek mümkün olamaz….”İyi okumalar dileklerimle…