Kör bir kuyudan çıkmak için yürümeye başlamışım, ışığı bir toplu iğne başı kadar görüp, düşünmeden- yorum yapmadan
—soru sormadan büsbütün yürüyüşe yönelmiş, yürüdükçe sevdalanmış, sevdalandıkça yürümüş ve hala yürüyüşü sevda, sevdası yürüyüş olan bir kul olduğunun hamdını eda edememenin ızdırabı içinde yolda olanım.
Yolda karşılaştığım her insan denilen kıssadan nasibim olanı almışım.
Tanıdığım her eşyanın bana dönük veçhesinin bir ayet bir işaret olduğunu ´Parmak ay´ı gösterdiğinde parmağa değil aya bakılır´ hikmetiyle kavramışım.
Aklımın, İlim-Bilim ve fikirle olan münasebeti, ay´ı gösteren parmakla münasebetinden öte bir şey değildir.
Aklımın ışıkla münasebeti, varlığımın aşkla münasebetiyle başlamıştır.
Kör bir kuyuda, görmenin, işitmenin, fark etmenin, soru ve cevabın ve her türden imkânın yok olduğu, kendim denilen bir hiç´e döndüğümde, üryan olan aklımın uğradığı şey aşktır benim.
Işığı aşk ile gördüm.
ve aşk ile başladı yürüyüşüm.
ve yürümekteyim ışka aşk ile...
zaman-mekan, yer ve gök, ins ve cins her şey top yekün bir yoldur yürüdüğüm.
Zamanın çağ çağ tasnifinin bir anlamı yok,
Her çağda eşyanın nasıl kullanıldığının ne kadar kullanıldığının bir anlamı yok.
İnsanların oturduğu barındığı yerin renginin giysisinin bir anlamı yok.
Bindiği bineğinin nasıllığı niceliği götürdüğü yerin mesafenin bir anlamı yok.
Hiçbirisinin bu kör kuyudan, insanın bu nefis denilen zindanından çıkışına zerre kadar bir katkısı yok.
Çağ eski olmuş modern olmuş post modern olmuş hiç bir anlamı yok.
Teknolojik imkânlar, bilimsel gelişmeler v.s hangi seviyede ve miktarda olursa olsun bu zindandan çıkışı için insana asla bir katkısı yok.
Bu kör karanlık kuyuya ancak dışarıdan yukarıdan bir ışık (Hakikatin ışığı) gelebilir.
Dışardan bu ışığı yakalayamayana bir çıkış yolu yok.
Yürüyüşte yok kuyunun içinde debelenmek bir yürüyüş değildir.
Yürüyüş bir hedefe(ışığa) giden yol üzerinde insanın en kutsal eylemidir.
O karanlık kuyunun nefis zindanının tepesinde o kandili tutan ele yönelmedikçe bir yol bulmanın imkânı yok.
Bu yokluğa müdrik bir aklın yüreğini aşk ile ışıttığında o kandil görülebilir onu tutan el seçilebir ancak.
Benim ülkem kör bir kuyudan farksız idi.
Aşk ile ışıdığında, ülkemin o çetin dağlarını uçurumlarını, o derin ovalarını, denizlerini fırtınalarını keşfettim.
Bütün bir varlığımın bu derin uçurumlara nasıl yuvarlanmakla yıprandığını, bütün çabalarımın bir yürüyüş değil de bu kör kuyuda bir debeleniş olduğunu keşfettim.
Bedenimin neden hep yukarıya ışığın gelecek tarafa yönelebilecek şekilde olduğunu fark ettim.
Tabiî ki ya bu beden bu haliyle ışığa yönelebilecek şekilde verilmişti bana.
Bana verilmeyeni değil verileni tercih ettiğimde durdum (kıyam).
Durunca-kıyam edince doğal olarak başım ve göğsüm yönelmesi gereken tarafa (yukarıya) yöneldi.
Durabilmek dimdik o kutsal eylemin ilk rüknüydü.
Durdum ve gördüm ve yürüdüm.
Yürüdükçe gördüm gördükçe biraz daha ışıdım.
Işıdıkça şevklendim cesaretlendim sevdalandım ve aşk ile yürüdüm ışığa, o kandile ve bana doğru tutan ele...
Yürüdüm ve yürüdüm mevsimleri son baharı kışı ve ilkbaharı yazı yaşadım bir bir.
Yürüdüm ve yaklaştıkça o kandili tutan kutlu elin sahibini gördüm.
Gördüm ve aşk tuttu beni.
Ve şimdi ona aşk ile yürüyorum.
Ülkemdeki kuşlar kanat bana.
Ülkemdeki taşlar ağaçlar dağlar işaret (ayet) bana.
Zaman ha dün ha bu gün ha yarın,
Ha eski ha yeni ha gelecek ne fark eder bu yürüyüşümün mesafe mihengi olmaktan öte...
Evet, ilk konaklama yerimede ulaştım şükür.
O kutsal elden geldi kılavuz kitapta.
Ve anlattılar bu yoldan ilk yürüyenleri bu konakta ilk konaklayanları.
Tıpkı onlardan biri gibi yürüyorum.
Onlardan biri oluncaya dek,
Konakladıkları yerlerde konaklayarak yürüyeceğim
Aşk ile okudum çünkü ilk emri ve aşk ile okumaktayım...
Okumak konağında,
Aşk ile seher vakti yürüyüşüme devam etmek ve
İkinci konak olan hal konağına erişmek için vaktinde kıyamdayım.
Aşk ile...
Vesselam.