İşkenceye başlayan devlet görevlisi, işkence ettiği kurbanın sesinin çıkmaması için ağzına bir sopa verir. Sen bir dava adamısın, senin bağırdığını duymak, benden ziyade seni daha çok üzer. Ben işimi yaparken şu sopayı dişlerinin arasında iyice ısır ki! Bağırmanı en başta kendin duyma. Gün olur, büyük dava adamı nasıl bağırdı diye ortaya çıkabilirim.
Gün döner, devran döner, çark döner, hesap döner. Hesap verecek olanlar, hesaba çekilir. Kurban, tam işkencecinin karşısında durur. Önceden acı çeken, söyleyecek sözlerini söylemeden işkenceci orada altın kaçırmaya başlar. Sıra bende demez, işkence esnasında ağzında ısırdığı sopayı da göstermez. Sadece yıllar önce yaptıklarının bir hesabını vereceği anı düşünür.
“Eden bulur”, diye manidar bir söz vardır, atalarımızdan kalma. Pek tabii işkence mağduru olan insan, hesap sormanın zamanı geldiği anda işkenceciden hesabı soracak deriz. O zaman kim gücü eline geçirirse, karşısındakine iğrenç kötülükleri yapacağını gösteren bir kısır döngünün gerekçesinin altına imza atmış oluruz.
Bunları neden anlattım: Bir zamanlar ülkemizde milletin tepesinde boza pişirmekten geri durmayan ulusalcı, milliyetçi ve beyaz Türklerden diye tabir edilen güruh; şimdi darbe, yolsuzluk, hükümeti devirme, demokrasiyi kesintiye uğratma, şantaj gibi suçlamalarla yargılanıyor. Elbette yapılan bütün kötülüklerin adalet karşısında bir hesabı verilecek. Fakat bahsettiğim güruhun ulusalcılık ve milliyetçilik gibi bizim dünyamızda olmayan; milletten kendini üstün gören ve milletin bütün değerlerine, inançlarına saygı göstermeden onları alaya almaları, zaten suçun en büyüğü olarak ortada aşikârdır.
Milleti kendi projelerine göre ruhsuz kılmak, milleti kendi dünyasına yabancılaştırmak gibi menfi durum varken, zanlıdan delile giden soruşturmalarla, davası bitmeyen mahkemelerle nereye kadar gidilir? Sonra yerel basınımız içinde de var olan, bazı manipüle edilmiş haberler ile hasım görülen kurumları alt etmeye çalışmak, hangi vicdanla açıklanır?
Benzerini ben de yaşadığım için belirtmek istiyorum. Yargı önünde bir dosyam olduğu için belirtmek istemem. Ama benim on yıl hatta on üç yıl önceki aldığım cezalarımı delil gösterip mahkeme heyetini manipüle etmek isteyen teftiş idaresinin olduğunu görünce, vicdan ve ahlak sahibi olmanın ne kadar büyük bir değer olduğunu belirtmek istedim.
Onurlu olmak herkesin yapacağı kadar zor bir şeymiş. Onurlu olmanın değeri de anacak onurlu insanlar tarafından bilinirmiş. Bizim karşımızda olduğunu bildiğimiz bir güruh var ve halk düşmanlığından geri durmuyorlarsa, onların açığını aramak yapılacak en çirkin şeydir. Açıkça onlara karşı temelden onurlu bir karşı duruş sergilemek her zaman için yüce olan bir değerdir.