Hafta sonu yoğun programlardan sonra istirahata çekildiğimde bir gazetede dikkatimi çeken TESEV adına Doç. Dr. Dilek CİNDOĞLU tarafından yapılan başörtüsü yasağı ve ayrımcılık araştırma yazısını okudum. Araştırmada ülkemizde kamuda devam eden başörtüsü yasağının özel sektörde de etkili olduğu ifade edilirken Türkiye gerçeğini de gözler önüne seriyordu.
Araştırma Üniversite mezunu 79 Başörtülü bayan ve 25 erkekle mülakat şeklinde yapılmış. Araştırma Ankara, İstanbul ve Konya’da gerçekleştirilmiş. Araştırma sonuçlarına göre ülkemiz nüfusunun mevcudu kadınların% 70 inin başörtülü olduğu ve bu oranın % 6,5 kadar kısmının Üniversite mezunu tespit edilmiş. Çalışan kadınlarımızın %60 ı başını örtmezken, % 40 ının Başörtüsü kullandığı gözlemlenmiş.
Ülkemizde; erkeğin görevi evi geçindirmek, kadının görevi ise ev işlerine ve çocuklarına bakarak eşine destek olmak şeklinde geleneksel bir işbölümünün gerçekliği kabul edilmektedir. Ancak; kadınların çalışmadığı için aile ve toplumda itibar kaybına uğradığı da söylenmektedir. Bu gerçek de başörtülü kadınların iş hayatına katılma arzusunu artırmaktadır. Ne yazık ki; kamudaki başörtüsü yasağının özel sektörü de etkilediğidir. İş bulduklarında kendilerinden görünmez olmaları istenmektedir.
Oysaki Eğitim sahibi olmaktan kaynaklanan özelliklerini ve kapasitelerini toplum yararına kullanmanın dini inanışlardan beslenen bir arzu olduğunu ifade ediyorlar. Buradan yola çıkarak Hz. Hatice’nin çalışma öyküsünü gündeme getirerek; “ Fıtrat bize evde otur demiyor, Hz. Hatice çağının en iyi tüccarıydı” söylemini gerçekleştiriyorlar.
Peki, başörtülü kadınlarımızın iş hayatına bakış açıları nasıl? Elbette başını açmadan kamuda çalışmanın zorluğundan dolayı özel sektörü tercih ediyorlar. Bu tercihleri de genellikle muhafazakâr işverenlere ait küçük ve orta işletmeler. Ancak buralarda da başörtülü kadınların aleyhlerinde ücret politikaları işliyor. Emsallerinden daha düşük ücretlerle çalıştırılmaları onları gerçekten çok üzüyor. Herhangi bir krizde, küçülmeleri gerektiğinde işten ilk çıkarılacak kişi olmaları da ayrı bir üzüntü kaynağı. İşverenlerin bu haksızlıklarına buldukları savunma ise; “ sen kadın olarak zaten aileni geçindirmek zorunda değilsin, önce senin işten ayrılman doğal” diyerek yaptıkları ayrımcılığı meşrulaştırıyorlar. Aklıma şu soru geliyor: Peki diyorum! Muhafazakâr işverenler işe alma konusunda başörtülü kadınlara karşı gösterdikleri olumlu yaklaşım acaba dindarlıklarından mı? Yoksa bu insanların başka yerde iş bulamayacakları düşüncesiyle düşük ücretle çalıştırma fırsatından faydalanmak istemelerinden mi kaynaklanıyor. Cevabım kesinlikle ikinci şık. Buradaki amaç üzülerek ifade etmeliyim ki, şirket sahibinin muhafazakârlığı yaptığı ayrımcılığa bir kılıf. Dindarlıklarının gereğini yapan adil işverenleri elbette tenzih ederim. Ama bunların sayıları da ülkemizde oldukça az.
Yapılan araştırmada üç farklı işadamı profili ortaya çıkmış. Birincisi, hiçbir şekilde başörtülü çalışan kadın kabul etmeyenler. İkincisi, dışarıda örtebilirsin ama içeride başını açacaksın. Üçüncü ise başörtülü kadın çalıştıran ama düşük ücret vererek ayrımcılık yapanlar.
Konya’daki araştırmada; İletişim Fakültesin de perukla okuyan bir kardeşimiz yaşadıklarını şöyle özetliyor. Üniversitemizin Televizyon ve Radyosu olduğu halde ben orada peruklu olduğum için çalışamadım. Hocalarım ve insanlar beni başarımdan dolayı çok sevmelerine, tebrik etmelerine rağmen televizyonda çalışmama fırsat verilmedi ve kendimi geliştiremedim. Bundan dolayıda Konyanın çok önemli bir radyosunda ücretsiz çalışarak kendimi ifade ettim. Mesajımı topluma verdim. İşte buradaki yaşanmış hayat o güzide başörtülü kızımız veya kadınımız ayrımcılığa tabi tutulmadı mı? Bu acıya vicdanlarda cevap arandı mı?
Birde başörtülü kadınlarımızın çeşitli iş hayatında yaşadıkları ayrımcılıkları irdeleyelim. Başörtülü kadın avukatlar. Baroya kayıt yaptırırken karşılaştıkları sorunlar. Yaptırmış olduklarını kabul edelim. Ama ne yazık ki kendi başlarına çalışamadıkları için düşük ücretle avukat bürolarında çalışmak zorunda kalıyorlar. Elbette duruşmaya girmedikleri içinde davacılar tarafından daima suçlanıyorlar.
Eczacılık başörtülü kadınlar için uygun bir meslek olsa da ayrımcılık bu meslekte de kendini gösteriyor. Günlük hayatın içinde mesleği gereği ilişkide olduğu kurumlar ve meslek örgütleri başörtülü çalışmasına engel olabiliyor.
Kamuda öğretmenlik mesleğini yapamayan başörtülü kadınlar için tek çare özel dershane ve okullarda öğretmenlik yapmak. Buralarda başörtülü çalışmasına izin verilmesine karşılık çalışma saatleri Kamunun iki katına çıkarılırken, ücretlerin yarısına kadar indiği söylenmektedir.
Başörtülü bir gazetecinin Kamu kurumlarına, Siyasi Partilere, Parlamentoya, Mahkemelere, Üniversitelere girme şansı yok. Halkla ilişkiler ve reklâm sektöründe ise başörtüsü bir tür “ GÖRÜNTÜ KİRLİLİĞİ “ olarak adlandırılıyor.
Başörtülü bir Mühendisin büyük şirketlerde iş bulma da hiçbir şansı yok. Bundan dolayı düşük ücret, fazla mesai ayrımcılığına tabi tutularak küçük işletmelerde istihdam ediliyor.
Başörtülü bir hekim; uzmanlığını alabilmek için Tıpta Uzmanlık Sınavına girmek, Meslek içi eğitimi alabilmek içinde hastanelerde kurslara katılmak zorunda. Ama başörtüsü yüzünden bunların hiç birini yapamıyorlar. Saydığım bu tüm meslek dallarındaki başörtülü kardeşlerimiz, ayrımcılığa tabi tutulan bir Hak kaybı mağdurları. Yani onlar MAZLUMLAR
Bu mesleklere ilave edebileceğimiz daha onlarca meslek sayabiliriz. Önemli olan bu sayıyı artırmak değil, içimizi acıtan bu ayrımcılığa son verilmesidir. İşyerlerinde bu sıkıntıları kendi ikballeri için yaşatanlara diyorum ki; Lütfen vicdanlarınızda bu yüzleşmeyi yaşayın, empati yeteneğinizi geliştirin.
Başörtülü kadınlarımızın İş sahibi, kariyer sahibi olmaları önünde tüm engelleri, bentleri, barajları, setleri velhasıl tüm zalimleri RABBİME havale ediyor, İş hayatında başörtülü yönetici kadınların çoğalmasını temenni ediyorum.
Saygılarımla