İsrail’le husumetimiz yeni değil, İsrail zulmünün yeni olmadığı gibi.
İsrail, gayrı meşru olarak işgal ettiği Filistin topraklarında bulunduğu günden bu yana, bütün dünyanın gözü önünde kural tanımaz zulümlerine devam etmiştir.
1970’li yıllarda, yapmış olduğu bu işgal ve zulümleri özellikle muhafazakar İslami kesim tarafından henüz keşfedilmemişken, ülkemizdeki bir kısım sol örgütlenmeler tarafından, İsrail’e karşı kin ve nefret, İsrail’in İstanbul Başkonsolosunu öldürmeye varacak kadar yüksek dozajda tutulmuş, Filistin’de bulunan yurtsever direnişçi gruplarla çoktan iletişime geçilmişti.
1967 Mısır-İsrail savaşlarından sonraki dönemlerde, bir kısım sol örgütler tarafından hedef tahtasına yerleştirilen İsrail’e karşı direnişe destek olmak için ülkemizde yapılan sokak gösterilerinin çok ötesinde, Filistin’e gidip, mazlum Filistin halkının yanında işgalci Siyonistlere karşı savaşma hayali çoğu solcu gençlerin ortak hülyası idi.
Özellikle 1971 askeri muhtırası ile beraber ülkemizde yeri oldukça daralan sol örgütler için, bu arayış, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ile temasa geçilmesini gerekeli kılıyordu. Yapılan anlaşma çerçevesinde yıllık izinlerini, üniversite yaz tatillerini Filistin kamplarında geçirmek isteyen solcu militanlar, Golan Tepeleri, Reşadiye ve Nahr el Bared kamplarında silah talimi göreceklerdi. Bu militanlara firari eylemcileri de ilave etmek gerekir.
68 Kuşağı denilen şu an yazan çizen bir kısım o günün militanları da bu kamplarda eğitim görmüşlerdi. Cengiz Çandar, Faik Bulut, Cem Somel, Oral Çalışlar gibiler sadece bir kaçı.
21 Şubat 1973 tarihinde İşgalci Siyonist İsrail askerleri tarafından, Lübnan’daki Filistinlilerin yaşamış oldukları, Trablus yakınlarındaki Nahr el Bared ve Baddavi mahallelerini hedef alan, denizden karaya bir kuşatma ve imha harekatı gerçekleştirilir. Özellikle Nahr el Bared, yani Soğuk Nehir kampında bir barakada kalmakta olan, MİT’in tesbit edip Mossad’a bildirdiği onbir Türkiyeli genç de bu harekatta hedeftedir. Talimle geçen günün verdiği yorgunlukla, gecenin zifiri karanlığında uyku anında yakalanırlar, İsrail baskınına. İlk ölen, deniz kıyısında nöbet tutan Ali Kiraz olur. Kampın lideri Bora Gözen silahındaki mermiler bitinceye kadar savunur kendini ama o da süngülenerek can verir. Nereden nasıl geldiğini bile fark edememiş, barakada yatan arkadaşlarını bile uyandırma fırsatını bulamamışlardı. Denizden yaptıkları çıkarmayı, havadan helikopterlerle destekleyen saldırgan İsrail ordusu, tam bir bombardımana tutarlar mahalleyi. Kendilerini savunmaya bile fırsat bulamadan, Cafer Topçu, Kerim Öztürk, Ahmet Özdemir, Yücel Özbek, Gürol İlban ve Şükrü Öktü can verecekti. Aynı kampta can veren 37 direnişciyle beraber aynı mezarlıkta yatıyorlar.
Baskından sadece ağır yaralı olarak, Ali Ergun ve Kayserili Hüseyin Tüysüz kurtulabildiler.
Cengiz Çandar’ın birkaç gün önce kamp’tan ayrılmış olması, saldırı anında kampta esir alınan Faik Bulut’un ise İsrail zindanlarında 7 yıl 2 ay’a mahkum olması ve mahkumlardan İngilizce, Fransızca, İbranice öğrenmiş olmasına ilaveten, cezaevindeyken İngiliz Yahudisi bir kadınla evlenmiş olması, bir kısım sosyalist devrimci muhayyilede ‘ajan’lıkla suçlanmalarına neden olmuştur.
Kamptan yaralı olarak kurtulan Ali Ergün ve Kayserili Hüseyin Tüysüz, 1974’deki genel aftan sonra yurda dönerek, yarım kalan eğitimlerini tamamlarlar. 1980 sonrası her ikisi de hidayete erip Müslüman olurlar ve İslami bir yaşam biçimini tercih ederler. Şimdilerde birisi Ankara’da avukat, diğeri İstanbul’da grafiker olarak çalışmakta.
31 Mayıs 2010 Mavi Marmara baskınında can veren dokuz şehidimizden yaklaşık 37 yıl önce gerçekleşen bu menfur saldırı basından gizlendiği için çok sonraları haberdar oldular, anneler babalar evlatlarından.
1980 öncesi İsrail saldırılarında can veren bu dokuz genç için Kur’ani bir terim olan ‘şehid’ nitelemesini kullanmaktan çekinmeyen sosyalist gençliğin, (bu günün Mavi Marmara şehidlerini çağrıştıran) o günlerde Bayram Dal tarafından yazılan ve marş olarak bestelenen şiiri paylaşmak istiyorum.
filistin üstünden şahin uçuram,
şu kara haberi alsın götürsün.
dokuz kanlı donu kime yuduram,
bu acı müjdeyi alsın götürsün
çöller de kan olmuş sıcaklar gibi,
oturmuş yüreğe bıçaklar gibi
kavgada açılmış çiçekler gibi,
dokuz yoldaş idi dosta bildirsin.
analara dokuz çiçek salalım,
babalara dokuz tüfek bulalım.
zamanımız yok ki yasın tutalım,
türküler her zaman dile getirsin.
katılsın erenler yoldaş safına,
kurşun üşürelim düşman başına,
feda olsun canlar halklar uğruna,
böylesi bir ölüm bize verilsin.