Bir filozof yazarımız bir tespiti var. Bu filozof bizim gazetemizin yazarları arasında yer alır. “Biz filozoflar, bir araba çalışmıyor görsek, o arabayı üzerimizin çamurlanmasına, egzoz gazının üzerimize sinmesine aldırmaz; kan ter içinde arabayı iteriz. Sonra arkasına bile bakamayan şoför, bizi görmeden takım elbiseli insanları arabasına buyur eder…”
Çok hoşuma giden bu yazısında filozof kardeşimin unuttuğu bir şey vardı: artık insanlarımız yanında yöresinde bir filozof görmek dahi istemiyor. Filozoflar yine de inatla arabası arıza yapanların ardı sıra koşturmaktan geri durmuyor. Belki bu durumda var olan bir öz gerçeği olsa gerek.
İnsanlarımız o kadar da saf değil. Filozoflardan nasıl faydalanacağını da bilmiyor değil. İşin içinden çıkamadığı anda hemen bir filozofun gölgesine sığınmayı ihmal etmez. Söyleyeceği bir sözü kendisi cesaretle söyleyemeyeceği anda, bir bilgeden alıntı yaparak aktarır.
Bazı şeylerin babadan kalma usullerle çözülemediği anda, yeni bir çözüm yolu bulmak kapılardan başka pencereler açanlar, sayesinde olacağını da bilir insanlar. Sonra o pencereden bakarak yeni bir şeylerin keşfini anlar. Ardından yıllardır çözemedikleri bir soruna filozof gelmiş merhem olur. Fakat filozof yine de kötülük abidesidir, vebalı niyetiyle ondan kaçılması gerekir. Çünkü kapıların üstünden bir pencere açan bir bilgedir.
Egemenlerin iktidarını sarsacak şeyler söylemek ve yazmak cesaret isteyen bir iştir. Bu işi de üstlenenler bir halkın içinde, insanların arasında kenarda köşede kalmış filozoflar olur. O filozofun söylediği, onun imza attığı ile muhalif olduğu erk sahiplerine ver yansına başlamak bir marifetten sanılır. Onun gölgesi öylesine büyük olur ki herkes kendince o gölgede kendine bir yer bulur. Gölge nasıl olsa bir şemsiye misali bütün zararlı ışınları emerek altındakileri korur.
O filozoflar ne kadar böyle bir özelliği olsa da her zaman için vebalı gibi kendilerinden kaçılan yaratıklar olur. Ama yine de filozofların üzerine vantuzlarını yapıştırmış asalak olup onun özün emmekten geri durulmaz. Ne kadar özlerini cömertçe insanların emrine verseler de özleri her daim yerinde bir dirhem bile eksilmez. Sonra yine de köşeye savrulur atılır filozoflar.
İşte halk filozofu kardeşim: Filozofların bu özelliklerini de söyleyin. Asalak gibi üzerine vantuzların atılıp emildiği, sonra da köşeye atıldığı ardından yine de onun gölgesine sığınıldığı bir diyar-ı hikmet olduğunu da unutma.