EĞER ÖRS İSEN SESSİZ DUR. YOK EĞER ÇEKİÇ İSEN SIKI VUR…Benjamin Franklin
Yazarlık sadece düşünmek ve düşündüklerini yazabilmekten ibaret değil..Düşünen ve senin ufkunu aşan fikirleri üreten değerlerin düşüncelerini anlaşılacağı okunacağı ve faydalı olacakları iklime, mahalle ulaştırma sanatıdır bir bakıma.. Yıllardır yazıştığım ve daha çok risale i nur eksenli o içerikti kıymetli iletilerini bana yollayan bir değerin yazısını sizlere takdim ediyorum…Hemde saygıyla onurla ve defalarca okunması rıcasıyla.. O arkadaşı ne görmüşlüğüm var ne de tanışıklığım ama ilminden faydalandırıyor sürekli yazılarını okuyorum bazen de okutuyorum..Haydar Karakuş bey bakın nasıl bir düşünce egzersizi geliştiriyor insan ve yaratanı karşısındaki duruşu ile ilgili olarak okuyalım ve düşünelim…
EY ÇOCUKLAR! SAÇINIZI HANGİ MARKETTEN ALDINIZ..GÖZÜNÜZÜ KAÇ KURUŞA ALDINIZ… DESEM AFALLARSINIZ DEĞİL Mİ?
Bazan yolda, parkta, okulda, otobüste rastladığım 3-4-5- yaşlarındaki çocukların kimisine saçını nereden aldın? Kimisine gözünü nereden aldın? Kimisine ellerini nereden aldın? diye soruyorum. İlk anda şaşırıyorlar, biraz durakladıktan sonra cevap vermeye başlıyorlar. Aldığım cevaplar oldukça ilginç oluyor. Annemden aldım, babamdan aldım, kendimden aldım, hatta bakkaldan aldım diyenler bile çıkıyor içlerinden. Yanlarında bulunan anne ve babaları da, aldığım bu cevaplara gülüyorlar. Şu anda sizler de gülüyor musunuz bilmiyorum. Çocukların bu zor sual karşısında zorlanmaları ve bizce gülünç cevaplar vermeleri normal karşılanabilir.
EY BÜYÜKLER! NEREDEN GELİYORSUNUZ DESEM BİLMİYORUZ DESENİZ…SİZ BANA;”NİÇİN BURADASIN”DESENİZ VE HEPİMİZ BİLMİYORUZ DESEK ABES OLMAZ MI?
Birde yaşça büyük olan, yani annelere babalara teyzelere amcalara yine yukarda saydığım benzer mahallerden birinde mesela otobüste, yada tirende diyorum ki; siz bana : nereden geliyorsunuz diye sorsanız, ben de bilmiyorum desem; siz deseniz ki : niçin buradasınız ben yine bilmiyorum desem.Siz bir sual daha sorsanız nereye gidiyorsunuz? Benim cevabım yine aynı olsa: bilmiyorum. Hatta en son bir komşumuzu, ebedi aleme uğurlamak için Yozgat’a giderken, Hakkın rahmetine kavuşan Atiye ebemizin torunu, lise birinci sınıf öğrencisi, yolculuk arkadaşımız Esra kızımıza da sormuştum bunları…
Aldığın bu cevaplar karşısında bana ne derdin Esra? demiştim. Oda ne diyeceğim; delimidir! Mecnun mudur, ne dir, aklından bir zoru var galiba derdim… demişti de hep beraber bizde bu olaya gülmüştük. Gerçekten gülünecek durumda mıyız biraz düşünmeye değer. ‘’binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete’’ diye güzel bir vecizede var sahibini bilmediğim.
İNSAN; ALEM-İ ERVAHTAN, RAHM-İ MADER’DEN,DÜNYADAN, KABİRDEN, HAŞİRDEN EBEDE DOĞRU KESİNTİSİZ BİR YOLUN YOLCUSU…
Bediüzzaman hazretleri Risale-i nur’larda insanı: alem-i ervahtan, rahm-ı mader’den, dünyadan, kabirden ,haşirden, ebede doğru devem eden bir yolcu diye tarif eder. Aciz, fakir, muhtaç bir mahluk insan. Ne gözüne para vermiş ne kalbine ne kaşına ne eline; hepsi bir lütuf, hepsi hediye, hepsi emanet . Ne gözüne hükmede biliyor, ne ciğerinin çalışmasın haberi var, ne kalbinin çalışmasından ne kulağının işitmesinden, yediklerinin içindeki hangi elementin boğazdan geçtikten sonra ne kadarı, hangi organın, hangi hücresine gidecek hiç birini bilmeyecek kadar cahil ve aciz. Ama onlar sanki bilerek, görerek, ellerinde bir adres varmış gibi gidip duruyorlar gidecekleri adreslere. Gözü yok ki görsün aklı yok ki planlasın… düşünülmeye değer değiL Mİ? Farkındayım lafı fazla uzattım.
İNSANIN VERENİ BİLMESİ YETMEZ. İNSANSA TEŞEKKÜR GEREKMEZ Mİ? BİR DE ASIL HEDİYEYİ GÖNDERENİ MERAK ETMELİ…
Bir başka yerde bediüzzaman’’ insan ihsanın kölesidir’’1 diye bir kaideden bahseder. Tabi ki insan ihsanı, ikramı vereni bilmesi lazım gelir. Eğer bilmez yada yanlış bilirse ikrama teşekkür etmemek yada ihsanı verene değil de aracılara yada alakasız muhataplara tevcih eder teşekkürlerini ve maksat asla hasıl olmaz.
Mesela ziyaretimize gelen misafirlerimiz, yanlarında bize, münasip gördükleri hediyelerde getirmiş olsalar, en azından bir teşekkürle mukabele etmemiz gerekir. Ancak biz onlara hiç hürmet ve ikramda bulunmasak; ziyaretleri ve hediyeleri için teşekkür bile etmesek , yüzümüze söylemeseler bile; ne kadar yabani , insanlıktan uzak bir tavır sergilediğimizi düşüneceklerdir. Bir de şöyle düşünelim; sizi çok seven birsi; size, tanıdığı birinin aracılığı ile bir hediye gönderse, gönderilen hediyeyi yada hediyeleri o kişi size teslim ederken çekmiş olduğu zahmete binaen teşekkür etme ihtiyacı hissedersiniz, bu insan olmanın bir gereği. Peki hediyeyi getirene teşekkür edipte, o sizi çok seven ve hediyeler gönderenin kim olduğunu merak etmeyip, öğrenmeyip; gönderene teşekkür etmezseniz; ne kadar yabani ne kadar insanlıktan uzak bir davranış sergilemiş, ne kadar nankörlük etmiş olursunuz, mukayese edilmelidir. Yaşı kemale erenler çocuk değildir. Nankör duruma düşmemek için, hakiki nimet vereni bilmek zorundadır. Aksi halde nankörlerden olması kaçınılmaz olur
Okunmaya ve düşünmeye değer yazılar geldikçe değerlendirmeye, okuyup düşünmeye ve düşündürmeye devam edeceğiz köşemizde inşallah..Tşk ederim Haydar Karakuş vd…