‘Halis hürriyeti, Hakk’a kölelikte’ gören ve ‘Müslümanlığın ne idiğünü ve nasılını’ tarihe kazıyan Müslüman önderlerden Bediüzzaman Said-i Nursi’nin hayatını konu alan sinema filminin gösterime girmesiyle aslında unutulan tarihimizle bir kez daha yüzleşme fırsatı bulduk.
Özgürlük mücadelesinin yılmaz savunucuları olan Peygamberlerin, toplumlarını putlara ve insanlara kulluktan kurtarıp ‘Bir olan Allah’a kulluğa’ yani gerçek özgürlüğe çağırdıkları için bu uğurda çekmedikleri eza ve cefa kalmadığını biliyoruz.
Musa a.s.’ın çağrısıyla Firavun zulmünden kurtulmak maksadıyla özgürlük kervanına katılan İsrailoğulları’ndan bir kısmı, çölde özgürlüğün bedelini idrak edememişler, eski yaşantılarındaki yediklerine içtiklerine özlem duyar olmuşlardı. Musa a.s. da onlara ‘daha iyi olanı bırakıp, daha kötü olanı mı tercih ediyorsunuz?’(Bakara 61) diye çıkışmıştı.
Tüm insani değerlerin ters yüz olduğu, ekmeğin, aşın, servetin, şöhretin, kalkınmanın, refahın, özgürlüğe tercih edildiği bir dünyada ‘ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam’ diyerek Nebilerin ortak çağrısını yol edinen Hür Adam’ın filmiyle, bir kez daha yüzleştik tarihimizle.
Tarihin en zor ve sıkıntılı dönemlerinde, özgürlük aşığı hür adam, hiçbir zaman statükonun, sarayın yanında yer almamış, yönetime şirin görünme gayretine girmemiş, Hak ve hakikat uğruna inandığı doğruları dile getirmekten hiçbir zaman kaçınmamış, dünyevi değerler ve şöhretin cazibesine kapılmamış, her zaman güçlünün değil haklının yanında olmuş, Hak davanın yılmaz ve yıkılmaz savunucusu olmuştu.
Değerleri ve idealleri uğruna sürekli mücadele içinde, kendi ifadesiyle, harp meydanlarında, esaret zindanlarında, mahkeme salonlarında, sürgünlerde, hapislerde geçen seksen küsür yıllık ömründe, bin başı olsa bu dava uğruna feda etmeye hazır bir adanmışlık örneği, Bediüzzaman.
Dostları ve sevenlerinden, dünyevi hiçbir talebi olmamış, sürgündeki yokluk ve açlık günlerinde bile, özgürlük ve dava yolunda ‘ekmeksiz’ yaşanabileceğinin ama ‘hürriyetsiz’ yaşanamayacağının pratik örneği olmuştur, Hür Adam.
Sanal alemin zihinleri dumura uğrattığı bir zamanda, Hür Adam sadece bir film değil, yaşanmış bir iman ve özgürlük mücadelesinin çağımızdaki ve coğrafyamızdaki tezahürlerinden sadece bir kesit.
Hür Adam filminin sanatsal ve sinemacılık açısından değerlendirmesi bir yana, vermek istediği mesajı seyirciye vermiş olduğu kanaatimden dolayı, başarılı buluyorum.
Tüm dünyasını ve değerlerini koluna taktığı sepetinin içinde taşıyan ve her türlü olumsuzluğa rağmen, yılmadan yıkılmadan, inandığı değerlerden taviz vermeden büyük bir kararlılıkla mücadelesini devam ettiren bir dava adamının biyografisinin aktarıldığı beyaz perde karşısında, her türlü rahatlığa rağmen hoyratça tükettiğimiz değerlerimizden dolayı mahcubiyetimizi bir kez daha idrak etmiş olduk.
Geniş kollu abasının içinde ‘el yerine balyoz’ taşıyan, Özgürlük halifesi Hür Adam’ın ellerinden öperken, filmde olduğu gibi yine ondan bir ifadeyle son verelim yazımıza.
‘Ben acele ettim. Kış’ta geldim. Sizler Cennet- asa bir baharda geleceksiniz.’
|