BİR ZAMANLAR BEN DE HÜSNÜ’YDÜM. YAŞASIN! TAHRİR, ŞAHLANAN ,ÖZGÜRLÜĞE KOŞAN MISIRLI KARDEŞLERİM..ALLAH Ü EKBER…
“ELİN ÖNÜNE, SELİN ÖNÜNE VE YELİN ÖNÜNE DURULAMAZ” Ata Sözü.
1957-58-59 rahmetli babamın deyişiyle koç katımında doğmuşum..Nufus cüzdanımı 12 yaşında ilkokul beşi kayseri Erciyes ilkokulunu bitirince ve İmam Hatip okuluna giriş sınavını kazanınca almak zorunda kaldık. Köyden 10-15 arkadaş otobüs paramızı büyüklerimiz verdi ve yanımıza bir büyük verdiler o amca aldı. Doğum tarihleri büyük kardeşin askerden geleceği zamana göre ve köydeki işlerin ekinlerin atların arabaların tarla işlerinin aksamamasına göre ayarlandı. Esas doğum tarihine göre değil. Köylünün tek derdi vardı geçim ve ekmek. Köyden şehre göçmüş ve apartmanlarına kasıla kasıla giden o zamankilerin biraz karizmaları çizilsede realite bu.
Vefatına kadar Pınarbaşı terminalinin üst tarafındaki Hürriyet mh. Camii İmam Hatipliğini yapmış olan Osmanlı Rüşdiyesi ve medrese tahsili görmüş amcam Hacı Mahmud Efendi amcam İhsan Hüsni takmış ismimi. Mürekkep isim olsunda ileride büyük adam olur demiş rahmetli annem anlatırdı. Büyük adam olacağa bak derdi yaramazlık yaparken ve beni o şekilde vazgeçirirdi. Küçük kardeşiminkini de Muhammed Emin koymuştu merhum. Kendisinin hiç çocuğu olmadı R.A. Biz onu şimdi İMİNAĞA yaptık. Yani adını kırptık. Ben de kütüğe İhsan olarak yazıldım ve Hüsnü’lüğüm 12 yaşına kadar sürdü.
Geçen gün çarşıda karşıdan karşıya geçerken bizim köylü ve çocukluk arkadaşım Azmi Noğay rasladı sarıldık kendisi kamyoncu tırci ailece şöför. Çocukken köyde Noğay 1 Noğay 4-5 kamyonları olduğunu hatırlıyorum. Bir yere oturduk meysu falan içtik. Hüsnü mübarek ve tahrir olaylarının en şehvetli günleriydi. Azmi Noğay’ı 40-45 yıldır bir iki kez gördüm o beni hala Hüsnü biliyor ve ikide bir Hüsnü bey diyince pastaneci Halis müdahele etti hocam senin ismin İhsan hoca değil mi? Hüsnü Hüsnü diyor Azmi diyince 40 yıl evvel ki Hüsnü’lük günlerimi hatırladım ve Firavun Hüsnü’ye geldi sohbet.
Azmi Noğay yahu Hüsnü’ler hep zalim oluyor. Ben küçükken halamın oğlu Tayyar gile geldiğimde beni hep döverdin taş alır kovalardın demesin mi. Epey gülüştük. Bizim köyün bir aşağısı bir de yukarısı –Şeğem, şhaluka- olduğundan koyun kuzu getirmeye gidince onlar bize dövüşür taş atarlardı, biz de onların işi olup yukarıya geldiklerinde rövanşı alırdık haklı olarak. Asıl hepimizi döven sağır Saim’in kulaklarını çınlattık.
Benim kısa süreliğine Hüsnülüğüme yani Fethullah hoca gibi olmasın ama küçük dünyama sizin tahmin ettğinizden fazla şeyler sığdırdım bilmeden ve bilincinde olmadan. Derede donduğu mevsimde kaydıklarımız. Düşüp kafası gözü yarılanlarımız. Köyün danası geldiği zaman bindiğimiz eşekler, eşeğin teptiği düşürdüğü ama yine de binen bizler. İlla eşek ille eşek diye akşama kadar danacının yolunu beklediklerimiz. Yemliğe gittiklerimiz. Tarlada kangal ve diğer tüm nebatatı yediğimiz eve getirdiğimizde çok çok memnun kalan ev halkından aldığımız aferinler. Köyün büyüğü ağabeylerin Hüsnü git bir sigara getir dediklerinde köyün öbür ucundaki tek bakkala fişek gibi gidip geldiklerim ve ağabeylerin bana verdiği para üstleri. 25-50 kuruşların para ettiği o zamanda 1 lira versekte,2-3 lira versekde tek bir sakızdan başka şey vermeyen Hasbi diye oğlu olan ve sonradan Ankara’ya göçen bakkal amcamızı unutmak mümkün mü?
Dayımın kızı Nesrin ablama aşık olan ve sonradan kaçıran Abdulkadir Vurdum abimin at arabayla ekin getirmeye tarlaya giderken beni yanına aldığı ve atların yularını bana vererek kendisinin denetiminde atları koşturduğum anlar mersedes direksiyonundan tatlı günlerdi. Kendisi peş peşe aşk türküleri mırıldanır ben de çok çok imrenir bir an evvel büyüsemde ben de Kadir abim gibi olsam der hayalini kurardım. O aşk ezgilerine asılırdı asılabildiği kadar “Sa wa wuzrıslağura wi mafem sesiriy …Ben senin aşkına tutulalı yanıyor ve ağlıyorum mealinde … Aşk ezgileri biteviyeydi. Ama Nesrin ablamı kaçırıp evlendikten sonra hiç öyle yanık türkü söylediğini duymadım maalesef.
Bir de köyümüzde tek olan üzeri çizgili benekli Kıbrıs eşeği denen eşeği bana hediye eden Kadir abinin babaı komşumuz Hacı İhsan amcam –Rahmet üzerine olsun.- Rahmetli babam komşu çocukların çok imrendiği güzel kuzuları onlara hediye eder ve sütten kesilip koyun olunca evlerine götürürlerdi ve türetirlerdi. Komşumuz İhsan amca da eşeğe çok hevesli olan bana Kıbrıs sıpasını hediye etti ve büyüyünce benim oldu ama binemeden köyden göçtük içim de üzüntüsü kaldı doya doya binemediğm Kıbrıs eşeği..
Köyde barajda yıkandıklarımızı elimizle tuttuğumuz balıkları deredeki rengarenk kelebekleri, Adiyavuna’ların havlusuna toplanan at sürüleri onların kementle yakalanışlarını ve öküzlerin atların sürü halinde yayıldıkları Hacı İlyas dağını ve gördüklerimi anlatsam Dostoyewski’yi sollayacak hikayeler çıkar 12 yıllık küçük Hüsni’lik dünyamda..Şimdi şimdi İdries Shah’ın “İri fareler”ine ve dünya kasıp kavuran büyük firavun Hüsnü’nün düşüşüne gelelim.
İDRİES SHAH: BİNAYI İSTİLA EDEN İRİ FARELERİN TUZAĞA DÜŞME HİKAYESİ
Sevgili okuyucularım! Sizler fabllerin –Hayvan hikayeleri- sadece eğlendirmek ya da öğretmek için var olduğunu ve mu düşünüyor yahut sanıyorsunuz. En iyileri , gerçek hayatta, toplumda ve bireyin zihinsel sürecinde olup bitenlerin tasvir ve temsilleridir diyor Sufi Bilgesi İdries Shah. Ve günümüzde ve her asırdaki olaylara kahramanlara, zalimlere ders olacak kıssasını anlatıyor Shah..
“Bir zamanlar fareler bir tarlayı istila etmiş. Tarla sahipleri de onları öldürmeye karar vermiş.
Gece olunca sessizce tarlanın etrafına sessizce fare öldüren zehirler koymuşlar. Ama ertesi sabah bakmışlar fareler zehirleri yemiş.
“Başka bir zehir koymalıyız” demişler ve bir girişimde daha bulunmuşlar. Ama bu ikinci öldürücü dozu da fareler afiyetle yemiş ve etrafa yeni besinlerini sevdiklerine dair işaretleri bırakmışlar.
Bunun üzerine eski usul, telli fare kapanları koymaya karar vermişler. Zehre aldırış etmeyen fareleri çekmek için kapanların üzerine peynir yerleştirilmiş. Ama farelerimiz peynire dokunmayı reddetmişler.
Fare avcılarının üzerine bir akıl gelmiş. Kapanlardaki peynirlerin üzerine bolca sevdikleri zehirden sürmüşler. “Belki de fareler şimdi zehri seviyordur; hatta belki zehir onlara faydalıdır bile”diye mantık yürütmüşler.
Bir gece geç saatlerde planı yürürlüğe sokmuşlar. Ertesi sabah fare kapanları güçlü ve sağlıklı farelerle dolup taşmış.
Sevgili okuyucularım günlerdir dünya kamuoyunu meşgül eden asrı en büyük Firavunu Hüsnü Mübarek zaliminin Mısır halkına yaşattığı 35 yıldan fazla süren zülüm ve zülme bağışıklık kazandı sandığımız Arap kardeşlerimizin oyuna gelmeden sürdürdükleri direniz ve ardından gelen zafere İ. Shah’ın hikayesiyle değinmeyi ve kafalara kazınması gereken beyinlerde yer etmesi gereken bir sufi kıssasının çok çok yararlı olacağını düşündüm..Tabi anlayana
KALEMİYLE ÜLKEDEN ÜLKEYE ÜRÜYENLER..AK PARTİ VE BAŞBAKAN DÜŞMANLIĞI NELER YAPTIRIYOR ABİ..
Peygamber Efendimiz SAV Ebucehil öldüğünde Allahü Ekber demişler.. Ben de her adalet ve İslam düşmanı öldüğünde bu tekbiri içimden getiririm .. Firavun Hüsnü düşünce bu olayı anımsadım… Darısı diğer zalimlerin başına…
Köyden köye it ürümez demiş atalar ama günümüzde o atasözü miadını doldurmuş gibi..Kendisi de darbeci torunu olan rejim muhafızı ve çoğu yazılarında darbe çağrıları yapmaktan başka ilmi fikri hiçbir değeri olmayan yazılar işeyen bir fosilin Ak Parti ve başbakan karşıtlığını uluslar arası katil ve diktatör Firavun bahanesiyle nasıl demagojik satırlara döktüğü de tüm bu gergin bekleyiş ve Mısır olaylarının öneminden daha önemli geldi bana ülkem ve insanımın da tekrar göz atması ve içimizdeki dikta ve darbe sempatizanlarının dışarıdaki hatta başka kıtadaki diktatörlere nasıl serenad yazdıklarını nazara vermek istedim.. Yazıyı okuyun ve bana hak verin…
“Hüsnü abi, Hayretler içindeyim!! Seninki nasıl bir diktatörlük abi?
Ne demek muhalefet? Ne demek gösteri? Ne demek koskoca Mısır Devlet Başkanı’nın maketlerinin yakılması? Bu ne edepsizliktir? Bu ne çirkinliktir?Gösteriler başlar başlamaz, gelişigüzel 10-15 göstericiyi “provokatör” ilan edip kemiklerini kırdırtacaktın.Dayayacaktın biber gazını suratlarına, bak bakalım gösterici mi kalıyor sokaklarda.
Bu duruma nasıl düştün sen abi?Bunca yıldır iktidardasın. Kusura bakma ama uyumuşsun sen.
Haddime düşmez ama telefon dinleme, teknik takip, kaset yayma, medyaya gözdağı, yargıya gözdağı, köşe yazarlarına, iş adamlarına üstü kapalı tehditler, vergi denetlemeleri gibi kavramları hiç duymadın mı sen abi?Dünyada 88. sırada bulunan ama bölgenin en demokratik ülkesi Türkiye’de bir siyasetçi olarak ben mi öğreteceğim sana bunları diktatör Hüsnü abi? Galiba senin en büyük hatan her gün sabahtan akşama kadar “demokrasi, cumhur, milli irade” diyerek nutuklar atmaman. Öyle bir konuşacaktın ki, değil Mısır halkı, bütün dünya, Amerikalısı, Avrupalısı bile seni demokrat bir lider zannedecekti.
Biraz nohut, mercimek, makarna dağıtsan millet öyle sokağa dökülmezdi. Oralar sıcak ama sözümü dinle, sen kömür de dağıt. Garanti ederim, yanında biraz da fakir fukara, garip gureba edebiyatı parçaladınmı, cahil cühelanın da desteğini sağlarsın.Telefonları da dinletmedin sanırım. Yoksa haberin olurdu bu gösteriler planlanırken. “Milli güvenlik için” deyip ortam dinleme araçları alıp kullansaydın ya canım abicim. Sinirine dokunan muhalefet varsa, mesela liderinin kaçak et kesen bir videosunu piyasaya sürdürseydin.Diktatörler çevrelerine biraz korku salmalı Hüsnü abi.
Seni desteklemeyip sessiz kalanlar olursa “bitaraf olan bertaraf olur” diyeceksin bak nasıl hizaya geliyorlar.Söz dinlememekte ısrar eden gafillere de “sizi de zamanı gelince halledeceğiz” dedin mi iş bitti abi.”
Bu satırlarla ülkeden ülkeye akıl yollayan demagog Müslüman Kardeşler –İhvanı Müslimin- üyesi kaç kişiyi astığını yazsın zerre kadar yazarlık ve fikir namusu şerefi varsa. Sadece yazar ve gazetecilerin sayısını yazsın yeter. Halktan astıkları ile kestiklerinin sayısını kendi firavun da bilimiyor zaten.. Demokrasi ve özgür iklimlerde yaşamak dileğiyle efendim..